Fıkhı Terimler

Mükellef: Mükellef, sorumlu demektir. Akıllı, buluğ çağına eren, Allah´ın emir ve yasaklarıyla sorumlu olan müslümanlara mükellef denir. Mükellef, Allah´ın kendisine emr olunanı yapmakla, yasaklanandan da kaçınmakla yükümlüdür.

Mükellefin şartları üçtür:

1- Müslüman olmak.

2- Akıllı olmak: Akıl hastalan, deliler mükellef değildir. Çünkü bunlar iyi ile kötüyü birbirinden ayırtedemezler.

3- Buluğ (ergenlik) çağına gelmek: Ergenlik, kişinin kendi cinsiyetini ve şahsiyetini anlaması demektir. Bu devre genelde erkeklerde 12-15, ka­dınlarda ise 9-15 yaş arasıdır.

Onbeş yaşına geldiği halde ergenlik çağına gelmeyen kadın ve erkek­ler İslam´ın emirleriyle yükümlü olup, mükellef hükmüne girerler. [1]



Ef?al-i Mükellefin (Mükellefin Fiilleri)


l- Farz: Allah´ın kesin olarak mükelleften yapmasını istediği hü­kümlerdir.

Mesela; "Namaz kılınız, oruç tutunuz, ana-babaya itaat ediniz." gibi emirlerdir. Farzın terki haramdır işlenmesinde sevap, özürsüz terkedilmesinde Allah´ın azabı vardır. Farzı inkar eden kimse dinden çıkar (kâfir olur). Farz ikiye ayrılır:

a) Farzı Ayn: Mükelleflerden her birinin yapması lazım gelen emirler­dir. Namaz, oruç gibi. İşte bu ibadetler her mükellef üzerine bizzat farzdır. Bazı mükelleflerin yapmasıyla diğerlerinden yükümlülük kalk­maz.

b) Farz-ı Kifaye: Mükelleflerden bazılarının yapmalarıyla diğerlerin­den düşen, herkes için yapma mecburiyeti olmayan farzlardır.

Mesela; cenaze namazı bir kişi veya birkaç kişi kılarsa kifayet eder. Yalnız kılanlar mükafat alır, kılmayanlar herhangi bir mükafat almaz ve­ya ceza görmezler. Ama bir ölünün cenaze namazı kılınmazsa toplumun hepsi Allah nazarında sorumludur

Farzı kifaye, bütün müslümanlardan yapılması istenilen fakat her birisinin değil de bazı mükelleflerin yapmasıyla yeterli olup bununla diğerlerinden mesuliyetin düştüğü farzdır. Farzı kifayeyi toplumun hiç bir ferdi yapmasa hepsi günahkar ve asi olur.

2- Vacip: Yapılması şer´an kat´î bir delil ile sabit olmamakla beraber kuvvetli bir delil ile sabit olan farzdan sonra gelen hükümlerdir.

Başka bir tarifle; Şer´î bakımdan doğru ve uygun olan, kesinlik bakı­mından farzdan sonra gelen emirlerdir..

Şafii mezhebinde vacip, farz gibidir. Hac konusu dışında vacip ile farz arasında hiç bir fark yoktur. Hac konusunda vaciplerin hükmü diğer vaci­plerle aynı değildir. Zira haccın vacipleri olmadan da hac ibadeti sahih olur. Hacceden bir kimse haccın vaciplerinden birini terkederse bu terkinden dolayı günahkar olur ve bunun için fidye vermesi gerekir. Ayrıntılar Hac Bölümü´nde görülecektir.

3- Rükün: Bir ibadetin içinde yapılması gerekli olup, o ibadetin bir parçası gibidir. Rükünler sözkonusu ibadetin sahih olması için gerekli olan şeylerdir.

4- Şart: Bir ibadete başlamadan evvel yapılması gerekli olup o ibadetin parçası olmayan şeylerdir. Mesela namaz ibadeti için abdestli olmak, satri avrete riayet etmek ve kıbleye yönelmek gibi.

5- Sünnet: Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)´in söz, fiil veya tasdik yollarıyla meydana getirmiş olduğu her şeydir. Mesela 5 vakit na­mazla birlikte kılınan sünnetler, teravih namazı, ezan, kamet gibi.

Sünnetlerin işlenmesinde sevap, bile bile" terkedilmesinde tekdir var­dır. Sünnetleri terk etmeyi alışkanlık haline getirenler Peygamberimiz (s.a.v.)´in şu hadisi şerifi ile şefaatinden mahrum kalırlar:

"Sünnetimi terkeden benden değildir"

6- Müstehap: İşlenmesinde sevap olan terkinde günah olmayan şeylerdir. Sünnet namaz kılmak, sünnet oruç tutmak, sadaka vermek gibi.

7- Mubah: Sevilen, hoşa giden şeylerdir. Yapılması dinen emredilmediği halde şer´an makbul sayılan şeylerdir. Yapılmasında sevap olmadığı gibi terkedilmişinde de günah olmayan fiillerdir. Yemek, içmek, oturmak, kalkmak gibi.

8- Haram: Mükelleften yapılmaması istenilen ve kat´î bir delil ile sabit bulunan şer´i hükümlerdir. "Adam öldürmeyiniz, içki inmeyiniz, fe­satlık çıkarmayınız" gibi.

9- Mekruh: Haram kadar kesin olmayan yasaklardır. Mekruh iki kısma ayrı tır:

Tahrimen Mekruh: Mükelleften kesin bir delil ile işlenilmemesi iste­nilen davranışlardır. Harama yakın olan mekruhlardır. Namazları bile bile geciktirmek, oruçlu iken kötü sözler söylemek gibi.

Tenzihen Mekruh: Mükelleften işlenilmemesi kesin olmayan bir delil ile sabil olan fiillerdir. Hclala yakın olan mekruhlardır. Sağ elle burnunu temizlemek, sol elle yemek yemeye banlamak gibi

10- Eda: Dinde tayin edilen vakit içerisinde ibadeti ifa etmektir. Mesela öğlen namazını öğle vaktinde kılmak, Ramazan orucunu ramazan ayında tutmak gibi.

11- Kaza: Farz olan bir ibadetin kendisine tayin edilen vaktinin dışında yapılmasıdır. Vaktinde kılınmayan namazı o vaktin dışında kılmak ya da Ramazan ayında tutulmayan orucu Ramazan ayı dışında tutmak gibi.

Bir kimsenin ister mazaretli olsun isler mazaretsiz olsun bir ibadeti vaktinde eda etmemesi halinde kaza etmesi farzdır. Ancak mazaretli olarak ibadeti terkeden günahsız, mazaretsiz terkeden ise günahkar olur.

12- İade: Bir ibadeti vakti içinde ikinci defa yapmaktır. Bunun sebe­bi daha fazla sevap elde etmek içindir. Mesela ikindi namazını vaktinde kılan birinin cemaat sevabı kazanmak için ayni vakit içinde ikindi namazını cemaatle kılması gibi.

13- Müfsit: Başlanmış bir ibadetin bozulması durumudur. Namazda yüksek sesle gülmek veya konuşmak, oruçlu iken bile bile herhangi bir şey yemek gibi. [2]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi, Ravza Yayınları: 33.

[2] Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi, Ravza Yayınları: 33-35.




Eserin yazarı: Kadı Ebu Şuca Eser: DELİLLİ ŞAFİ İLMİHALİ

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

DELİLLİ ŞAFİ İLMİHALİ