Vatan müdafasi

Muhterem Müslümanlar!

Allah Teâlâ insanoğluna din, vatan, hürriyet ve iffet gibi birçok değerler ihsan etmiştir. Mü'min, bu değerlere sahip olduğu zaman dünyanın en zengin hazinelerine malik sayılır. Bu değerli hazinelerin birçok düşmanları vardır. Bunlar, açık veya gizli saldırılarla, bizi din ve imanımızdan mahrum bırakmak, ırz ve namusumuzu çiğnemek, şerefimizi ayaklar altına almak, vatanımızdan kovmak, insanca yaşa­ma hak ve hürriyetinden mahrum bırakmak isterler.
Bu değerleri, düşmanlara kaptırıp imansız, hürriyetsiz ve vatan­sız kalmamak, namus ve şerefi çiğnenmiş bir topluluk haline düşme­mek için dinimiz cihadı farz kılmıştır.
Emredilen bu cihad. vatan ve şâir mukaddes .mefhumları koru­mak için dili,

malı ve nefsiyle Allah yolunda mücadele etmektir. Düş­man, bu değerlerimize dili ve kalemi ile saldınyorsa aynı silâhlarla cevap vermek gerekir. Silâhla tecavüz ediyorsa silâha sarılmak icap eder. Şayet bu silâhı almak için para sarfetmek gerekiyorsa cihadı malımızla yapmak zarureti doğar.
Eğer bu müdafaa yapılmayacak olursa gelecek nesillerin naza­rında vatan, din ve iman gibi mefhumların değeri sarsılmış olur.

Din kardeşlerim!..

İnsan, her şeyden önce nefsiyle mücahede ederek onun esiri olmak­tan kurtulacak ve nefse galip gelmeye çalışacaktır. Zira nefsin esare-tindeki bir şahsın gözünde, hür olmakla esir olmak arasında büyük bir fark yoktur. İlk önce bu korkunç düşmanı altetmek gerekir, içteki düşman saf dışı edilmezse dışta zafer güçleşir.
Peygamber Efendimiz bu hakikati şöyle ifade buyurmaktadır:
«Cihadın en faziletlisi, bir adamın nefsi ve onun hevâ (ve heve) siyle cihad etmesidir».
Nefs, insan benliğinde yerleşmiş menfi bir duygudur.
Nefs, Allah ile kul arasında en büyük bir-engeldir. Ona karşı koy­mak da en büyük cihadtır.
Nefs ile olan muharebe bir ömür boyu devam edecektir ve bu ci­hadın sulhu da yoktur.

Allahü Teâlâ okuduğum âyet-i kerimede.buyuruyor ki:
«Şüphesiz ki Allah hak yolunda (muharebe ederek düşmanları) öldürmekte, kendileri de öldürülmekte olan nıü'minlerin canlarını ve mallarını —kendilerine cennet (vermek) mukabilinde— satın almış­tır. (Onun) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'ân'da (zikrolunan bu va'di) ken­di üzerinde hak (ve kat'î) bir va'ddir.
Allah kadar ahdine vefa eden kimdir? O halde (ey mü'minler) yapmış olduğunuz bir alış - verişten dolayı sevinin. Bu, en büyük saadettin) (1).
Allah, yolunda canı ve malı ile savaşmak, Rabbimizin yüce rızası uğrunda fâni hayatı baki ile değiştirmek, can verip canana ermektir.
insan için ölüm, kaçınılmaz bir akıbettir. Allah yolunda savaşa­rak ölmek ise ebedî hayatın saadetine erişmektir.

Allah ve Resulüne, imandan sonra, cihad vazifelerimizin başında gelmektedir. Yaşamak, savaşı göze alanların hakkıdır. Vatan için ölü­me hazır olmayan kimse, ölümden daha beter bir esaret hayatına dü­şer.

Resûlullah Efendimize bir adam gelerek, «insanlara faziletçe en ileride olanı kimdir?» dedi. Fahr-i Kâinat Efendimiz:

«Malı ve canı ile Allah yolunda savaşandır» buyurdu.
Din, iman ve vatan uğrunda canı ve malı ile savaşmak, bir kulun yapabileceği fedâkârlıkların en yücesidir.
Can, azizdir. Mal, göz alıcı ve el bağlayıcıdır. Islâmın izzeti uğ­runda hayatını feda eden kimsenin yaptığı fedakârlık pek kıymetlidir.
Allah yolunda fedakârlıktan söz açıldığı zaman ashâb-ı kiramı ha­tırlamamak kabil mi? Tebük harbinde hazırlık yapılırken Peygamber Efendimiz «Ceyş-i Usreyi kim donatırsa ona cennet vardın) buyurun-ca Hazret-i Osman; bin deve, elli at ve bin dinar altın sarf ederek tek ba­şına islâm ordusunu donatmıştır (2).
Buhârî ve Müslim'in naklettiği bir hadîs-i şerifte şöyle buyrul-maktadır:

«islâm (uğrunda fedâkârlığ) m en yücesi, Allah yolunda cihad-tır. Ona, ancak (mü'minlerin) faziletçe üstün olanı erişin» (3). Islâ­mın bu yüce gayesine ulaşan Fatih Sultan Mehmed, cihada olan şevk ve arzusunu şöyle dile getitrmektedir:
Nefs-ü mâl ile nola kılsam cihada ictihad. Hamdü lillâh var gazaya şad hezâran rağbetim.

Ashâb-ı kiram harbe giderlerken Allah yolunda şehid olmayı arzu ederlerdi. Hâlid bin Velid, vefat edeceği zaman müteessir olmuş ve gözleri yaşarmıştı. Sebebini soran dostlarına:
«Ben bu kadar harbe iştirak ettim. Vücudumun her tarafından pek çok yaralar aldım. Harp meydanında şehid olamadım da kadınlar ve âcizler gibi yatakta öleceğime üzülüyorum» demiştir. Bu büyük sahabi, bu ünlü mücâhid diyor ki:

«Ben Allah yolunda savaşmaktan aldığım zevki, hiçbir şeyde bulamadım».
îslâm tarihi bu gibi fedakârlıkların örnekleriyle doludur. Birinci Murad harp sahasında Cenab-ı Hakka şöyle dua etmişti:
Reh-i din içre ben feda olayım, Siper-i askeri Huda olayım;

Din yolunda ben feda olayım, Âhirette beni said eyle.
Neticede duası kabul olunarak şehidler kervanına katılmış ve ar­kasında muzaffer bir ordu bırakmıştı.
Resûlullah Efendimize «Hangi şey cihada denk olabilir?» diye so­rulmuştu,

Peygamber Efendimiz:
«Ona (denk bir ibadete) güç yeliremezsiniz» buyurdu. Ashap, so­rularım iki veya üç defa tekrarladılar, hepsinde «Ona (denk bir işe) güç yetiremezsiniz» cevabını aldılar.

Resûlullah Efendimiz sözlerine devamla şöyle buyurdular:

«Allah yolunda savaşanın benzeri; oruç tutan, Allah'ın âyetlerini okuyarak ayakta dur (up namaz kıl) an, Allah yolundaki mücâhid harpten dönesiye kadar namazdan ve oruçtan gevşeklik getirmeyen kimse gibidir» (4).
«Aziz ve celil olan Allah'ın rızasına en yakın iş, Allah yolunda sa­vaştır. Onun sevabına hiçbir şey yaklaşamaz» (5).

«Allah yolunda (savaşan kimsenin üzerine konan) toz, kıyamet günü yüzlerin akıdır» (6).
«Kılıçlar, cennet kapılarının anahtarlarıdır» (7).
Hazret-i Câbir diyor ki: Bir adam Fahr-i Kâinat Efendimize (harp sahasında) dedi ki:

«Ey Allah'ın Resulü, eğer (Allah yolunda) öldürülecek olursam nerede olurum ben?». Resûl-i Ekrem:
«Cennetin içinde» buyurdu. Adam, elindeki hurmaları (yere) bı­raktı, sonra (bu uğurda) şehid olasıya kadar dövüştü.

Muhterem Müslümanlar!

Yapılan her işten elde edilecek karşılık, kalbdeki niyyete bağlıdır. Sadece «kahraman» diye anılmak hevesiyle harbeden, şan ve nişan için dövüşen, çapulculuk yapmak için savaşan kimse, cihad sevabına eri şemez. Ancak İslâm dininin yükselmesi ve kelime-i tevhidin en üstün olması için savaşırsa cihadı Allah yolundadır (8).

Vatan müdâfaası ile ilgili her işin ecri büyüktür. Bu hususta bir hadîs-i şerifte şöyle buyrulmaktadır;

ccAllafa ıçib ağlayanın ve Allah yolunda nöbet tutan askerin göz­lerine ateş dokunmaz» (9).'.
Hudut boylarında nöbet bekleyen askerin uyanık ve tetikte bu­lunması; vatanımıza ateş salacak, namusumuza zarar verecek saldı­rıyı önlemektir. Bu sebeple onların gözünü, Cenab-ı Hak cehennem ateşinden koruyacak ve cennet saadetine eriştirecektir.


Eserin yazarı: Mehmed Emre Eser: Yeni Hutbe Kitabi

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Yeni Hutbe Kitabi