Peygamberlere iman


Muhterem Müslümanlar!

Allahü Teâlâ, emirlerini halka tebliğ için, insanlar arasından peygamberler göndermiştir. Onlar, mucize ile müeyyed, meleklerle müşerref vahy-i İlâhîyi mazhar; kalbleri feyz ve ilhâm-ı ilâhî mev-celerine makestir.
Bu muhterem zatlar; özü ve sözü doğru, her bakımdan halkın en zekisi ve Allah'tan aldığı emri, halka aynen ve tamamen tebliğ eden kimselerdir. Onlarda yalan, hıyanet, günahlara ve ahlâksızlık­lara temayül ve ahmaklık yoktur. Hayatına mal olacağını bilse bile Allah'ın emirlerini insanlara tebliğ ederler. Hazret-i Musa, Fir'avn adı verilen zâlim hükümdara varıp:

«Ey Fir'avn, dedi, ben hiç şüphesiz ki âlemlerin Rabbi katından gönderilmiş bir peygamberim» demişti (1).
Hazret-i İbrahim bir kavme varıp, putlarını kasdederek, onlara şöyle demiştir: «îşte onlar, benim muhakkak düşmanımda'. Fakat âlemlerin Rabbi böyle değil» (2).

Aziz mü'minler!

Peygamberlerin bir kısmı müstakil şeriat ve kitap verilerek gön­derilmiştir. Bunlara Resul, Allah Elçisi denilmiştir. Bazıları da ken­dinden önceki bir peygamberin şeriat ve kitabı ile halkı Hakkın yo­luna çağırmışlardır. Bunlara Nebi, yani ilâhî haberci nâmı verilmiş­tir.
Peygamberlerin üzerinde dini tebliğden başka hiçbir vazife yok­tur. Onlar bu vazifeleri yapmak için çırpınmışlar ve yapmışlardır.
Peygamberlerin evveli, topraktan yaratılmış bulunan Hazret-i Âdem'dir. Ondan evvel bazı kavimler gelip geçmişse de insan nesli Âdem, aleyhisselâm ile başlamıştır. Bu itibarla Hazret-i Âdem, hem in­sanların ve hem de peygamberler silsilesinin büyük babası olmakta­dır.

En son peygamber, Hazret-i Muhammed'dir. Yaratılışı itibariyle ilk; peygamber olarak gönderilmesi cihetiyle en son devreye rastla­mıştır.
Diğer peygamberler, muayyen bir kavme, birkaç şehir halkına gönderildiği halde Hazret-i Muhammed insanların tamamına ve cin­lere peygamber gönderilmiştir. O, kıyamete kadar gelecek insanların tamamına elçi olmuştur. O, zaman >ve mekânın efendisidir.

Hazret-i Âdem ile Peygamberimiz Hazret-i Muhammed'in arasın­da birçok peygamberler gelip geçmiştir. Bunların sayılan hususunda Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır:

«Andolsun ki senden evvel de peygamber gönderdik. Onların içinden sana kıssalarım anlattığımız kimseler de var, sana bildirme­diğimiz kimseler de vardır» (3). Bu cihetle, fazla veya eksik söyleye­rek hataya düşmemek için herhangi bir sayı söylememelidir

Peygamberler yer, içer ve yaşamaları için gerekli çalışmalarda bulunurlar; hastalanır ve her insan gibi ömrünü tamamlayıp vefat ederler. Bu hususlar, onların lâhutî bir sıfatı olmadığını gösterir. Enbiyanın hastalığı, insanların onlara uymasına mâni olacak dere­ceye ulaşmamıştır.

Cenab-ı Hak, peygamber göndermekteki hikmeti şöyle açıklamak­tadır:

«(Biz) peygamberler (i rahmet) müjdeler (i) ve azab haberci­ler (i) olarak (gönderdik). Tâ ki peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı (özür diye ileri sürecekleri) bir behâneleri olmasın. Al­lah mutlak galiptir hüküm ve hikmet sahibidir» (4).

Allahü Teâlâ Hazretleri, peygamber gönderip emirlerini tebliğ etmedikçe hiçbir ferde ve cemiyete azab etmez. Şayet helak edecek olsaydı o kavim şöyle diyebilirdi:

«Ey Rabbimiz, bize bir peygamber gönderseydin de şu zillete ve rüsvaylığa uğramamızdan evvel âyetlerine tâbi olsaydık ya!» (5).

Yüce Mevlâmız, huccet-i bâliğasını böylece ikmal buyurmakta-dır. Tâ ki hiçbir fert kıyamet günü «Biz, üzerimize düşen vazifeleri bilemedik» diyemeyecektir.
Peygamberlerin gönderilmesinde nice hikmet ve faydalar mev-cuttur. Onlar gelmeseydi âlemin oluş ve sonucunu, uhrevî sorumlu-lukları, haşri, Cenab-ı Hakkın hangi sıfatlarla muttasıf olduğunu akıl ile bilmek mümkün olmazdı. Akıl bunları bilip bulamazdı. Son-süz merhamete sahip bulunan Halikımız, peygamberler gönderip bu hususların öğrenilmesini kolaylaştırmıştır.

Peygamberler gelmemiş olsa ve insan bu hususları tecrübe ve
sil yapılacağını; Rabbimizin ikramlarına ne şekilde şükredeceğimizi
aklımızla bilemezdik.
İnsan; güzel ahlâkın kaidelerini, medenî hükümlerin icaplarını, peygamberlerin bild irmesiyle öğrenmiş; insanlara lâzım olan san'at-lan, hastaları tedavide takip edilecek yolları onların bildirmesiyle an-lamıştır.

Peygamberler gelmemiş olsa ve insan bu huuslan tecrübe ve araştırma ile öğrenmeye kalkışsa idi bir hakikati anlamak için kaç yıl geçmesi gerekirdi? Belki de birçok gerçekleri keşfedemeden insa­nın ömrü son bulup gidecekti,

Aziz mü'minlerl

Peygamberlerin sıfatlarını sayarken açıkladığımız gibi, bu muh­terem zatlar, günahtan, gafletten, nefsânî ve şehvanî hallere mağlûp olmaktan katiyetle uzaktırlar.
Onlar, ne peygamberlik gelmezden önce ne de peygamberlik dev­relerinde bilerek veya unutarak küfür ve şirke sapmamış, asla puta tapmamışlardır. Bilerek büyük günahlardan birini de işlememişler­di


Eserin yazarı: Mehmed Emre Eser: Yeni Hutbe Kitabi

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Yeni Hutbe Kitabi