Ölüm ve ötesi

Muhterem Müslümanlar!

Allahü Teâlâ biz insanları topraktan yarattı ve bu âlemi, âhiret hayatını kazanmamız için bir tarla kıldı. Burada eken orada biçecek, burada diken âhirette toplayacaktır.

Bu dünya bir vasıta hayattır. Buraya uğrayan, bir zaman eylenir. Sonra göçer.
Topraktan elde edilen her şey sonunda toprağa dönmeye mah­kûmdur. Su, aka aka denize, ölüm de yavaş yavaş bize yaklaşmakta­dır. Enbiya ve evliya, iyi veya kötü herkes bu köprüyü geçmeye me'-murdur.
Günler aylan, aylar yıllan, yıllar da asırları doldurmaktadır. Da­kikalar saatları tamamlamakta ve saatlar, bir tehlike çanı gibi vurup yeni bir zaman için hazırlığa geçmektedir.
Sanma kim saat çalar, bil başın tokmak vurur, Mevte bir saat daha yaklaştın ey gafil deyû.
Allahü Teâlâ'nın koyduğu değişmez kaide budur: Her yaşayan ölür, her fâni çürür ve mahvolur. İnsan da bir gün ölecektir. Bir âyet-i kerimede buy ur uluyor ki:

«O, (önce) size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra sizi yine diriltecek olandır. Hakıykat, (şu) insan çok nankördür!» (1).

Her canlının ölümü de yaşaması da Cenab-ı Hakk'ın takdiri ve yaratması iledir. Hiçbir fert, takdir edilen vakitten evvel ölmediği gi­bi, ölümü geldiğinde en kısa bir zaman bile gecikmez. Bir âyet-i keri­mede şöyle buyurulmaktadır:

c
Ölüm; Allah'ın kulu için takdir buyurduğu ömrün son bulması­dır, insan nerede olursa olsun, ölüm onu bulur. Ondan kaçıp kurtul­mak kuru bir hayâldir.
«De ki: Sizin hakikaten kaçıp durduğunuz ölüm (yok mu?) işte o, size elbette gelip çatıcıdır. Sonra (hepiniz) gizliyi de aşikârı da bi­len (Allah) a*döndürüleceksiniz de O, size neler yapardınız haber ve­recektir» (3).
«Nerede olursanız olun, velev tahkim edilmiş yüksek kal'alarda bulunun, ölüm size çatıp yetişir...» (4).
İnsan mes'elenin bu yönünü değil, ölümden sonrası için ne hazır­ladığını düşünmelidir. Âhirette yarayacak işleri yapan insan için ölüm, fâni hayatı bırakıp ebedî âleme göç etmektir.
Hazırlığı tam yapan bir mü'min için ölüm, korkulacak bir şey değil, Allah'a kavuşmaktır.
Hayât-ı câvidânîdir, ölümden korkma ey arif, Cihanda cümle şâdinin bilirsin âhiri gamdır.
Ölüm, dünya kışlasından terhis olunup sermedi bir hayata ve sev­diklerine kavuşmaktır. Buhârî ve Müslim'in ittifakla rivayet ettikleri bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:

«Kim Allah'a kavuşmayı severse Allah da ona kavuşmayı arzu eder. Kim de Allah'a kavuşmaktan hoşlanmazsa Allah da ona kavuş­maktan hoşlanmaz» (5).
Dünya, kendisine talip olandan kaçar, kaçanın da peşinden ko­şar. Bu yarış devam ederken ömür son bulur.

«(Bir gün bakarsın ki) ölüm baygınlığı, gerçek olarak gelmiş, "işte bu, senin kaçıp durduğun şey" (denilmiş) dir» (6).
Bitince zencir-i saat, durur rakkas demez tık tık Çunan ömrün hitamında denir cana hemen çık çık.

Aziz Müslümanlar!

însan bu âleme kesb-i kemâl seyri cemâl için gelmiştir. Kemale erip olgunlaşan meyvelerin toplandığı gibi, insanlar da eceli geldi­ği zaman vefat edecektir. İnsan bunu düşünerek ölümü çok hatırla­malı ve fazla anmalıdır. Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:

«Lezzetleri kesen (ecel) i çok anınız» (7).
îbn-i Ömer (r.a.) diyor ki: Resûlullah (s.a.v.) benim omuzum-dan tuttu da, «Dünyada (kimsesiz bir) garip veya (geçip giden) bir yolcu gibi ol» buyurdu.
Abdullah b. Ömer her zaman şöyle derdi: «Akşama çıkınca sa­baha (çıkacağım diye) bakma. Sabahladığın vakit de |kşama (ulaşı­rım diye) bakma. Sıhhat (ü vakt) inden hastalık (günler) in için, hayatından ölüm (ötesi) için (fayda yolunu) tut» (8).

Bir kimse Resûlullah Efendimize gelerek şöyle dedi:

«Ey Allah'ın Resulü, insanların en zahidi kimdir?». Resûl-i Ekrem:
«Kabri ve (orada) çürümeyi unutmayan, dünya zinetinin fazlası­nı terk eden, bakî (olan âhiret) i fâniye üstün tutan, yarınki günleri­ni sayıp durmayan ve nefsini ölülerden (biri) sayan kimsedir» (9) buyurdu.

Bir kî^i, kabirde yatan cenazenin kendi olduğunu düşünür, Mün-ker ve Nekir'in suallerini duyar gibi olursa, en büyük ders ve ibreti alır. Bu sebeple Resûlullah Efendimiz şöyle buyurmaktadırlar:
«Vaaz edici (ve öğüt verici) olarak ölüm, yakin olarak (tevekkül denilen) zenginlik yeter» (10).
Ashabtan Berâ b. Âzib şöyle naklediyor:

Biz Resûlullah ile bera­ber bir cenazede bulunuyorduk. Resûl-i Ekrem kabrin kenarında oturdu da toprağı ıslatacak kadar ağladı, sonra, «Ey kardeşlerim, Burası için hazırlanınız» buyurdu (11).

Din kardeşlerim!

Dünya hayatının rengârenk hayalleri hep solmaya ve pörsüme-ye mahkûmdur. Burası ayrılık yeri, âhiret toplanma mahallidir. Al-lahü Teâlâ kullarını imtihan için bu âleme getirmiştir. Yaşayan her fert bu imtihanları gömecektir. Dünya, çürük diş gibidir. Çıkmadıkça •ahibine rahat yoktur.

İnsan, kâmil bir imanla bu diyardan ayrılmayı kendine gaye edinmeli. Mü'mine sâlih ameller fayda verecektir. İyileşmek için, iyi­yi işlemek:

Allah'ın imtihanını kazanmak için, iyi olmak ve iyi ölmek gerekir. Bir âyet-i kerimede buyuruluyor ki:
«O hanginizin daha güzel amel (ve hareket) de bulunacağını
(hakkınızda) inıulıau etmek için ölümü de, dirimi de takdir eden ve
yaratandır...» (12).


Eserin yazarı: Mehmed Emre Eser: Yeni Hutbe Kitabi

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Yeni Hutbe Kitabi