Kanaatin Degeri

Muhterem Müslümanlar!

Allahü Teâlâ, insanlara dünya ve âhirette hayır getirecek şeyleri emretmiştir. Bir mü'min için en kâmil vasıflardan biri de kanaattir.
Tok gözlülük diye ifade ettiğimiz kanaat, en büyük bir zengin­liktir.
Kanaat, hissesine düsen rızka razı olmaktır.
Kanaat, mevcut olan ile yetinmek; olmayan şey'e heveslenmek­
ten çekinmektir. .
Kanaat, tükenmek bilmeyen bir hazinedir.
insanın dünya malına karşı büyük bir düşkünlüğü vardır.

«Şayet Âdem oğlu için iki dere mal olsa üçüncü bir dere (mal olmasını) temenni eder» hadis-i şerifi, onun ihtirasını ortaya koymaktadır.
Mal, insan için gaye değil sadece bu* vasıtadır. Bu vasıtadan fay­dalanırken onu asla gaye haline getirmemelidir. Şayet mal gaye ha­line gelecek olursa insanın gönlünü servet sevdası burur ve netice­de paranın kölesi olur.
Kalbin içine bir engerek gibi çöreklenen para sevdası, insanı Al­lah'a ibadetten uzaklaştırır ve kendisine taptırmaya başlar.
însan,. kendini bu korkunç akıbete sürükleyen hırsın boynunu kanaat kılıcı ile vurabilir. Bir mü'min,

Allah'ın verdiğine razı olursa hırs onun kalbinde yer tutamaz.
Mutahhardır eyâd-i ehl-i dil çirkâb-i âlemden, Verilse kenz-i âlem, serbeser, dirhem kabul etmez.
însan, hırsı atıp kanaati alırsa, şerefli bir zafer kazanmış olur. Zira nefs orduları, hırs denilen silâhla, kalbi mağlûp ve perişan et­mek ister, însan da ona kanaat silâhı ile karşı koymalıdır.
Lodos çıkınca karlar nasıl erirse, kanaatin yer tuttuğu bir kalb-den hırs ve buna bağlı bulunan kötü huylar dağılır.

însanın, Allah'ın ihsan ettiği bu kadar nimetlere kanaat gösterip hamdetmesi gerekir. Şayet haline şükredip kanaat etmezse, eline ge­çenin daima çoğalmasını ister. Bir şeyi, on olsa, yüz olsun der. Yüz olur, bin olmasını arzular. Bin olur, on bini hayal eder. Arzusu yerine geldiğinde yüzbin sevdasına tutulur. Artık, ihtiras ateşine kapılan in­sanın gözünü milyonlar da doyurmaz.
Muhteris kimse, meşru yollarla erişemediği menfaaüara, gayr-i meşru usuller ile ulaşma sevdasına kapılır. Gece ve gündüz huzur­suzdur.
Gönlün zenginliği, para ile değil kanaatledir. Kanaat sahibi -ol­mayan insan, varlıklı da olsa fakirdir. Kanaatkar insan; yoksul da olsa, göz ve gönül tokluğu gibi bir zenginliğe sahiptir.

Resûlullah Efen­dimiz, «Size kanaat etmek gerekir. Zira kanaat tükenmeyen bir maldır» buyurmaktadır (1).
Zenginliği mal çokluğunda aramak, fikrin dalâletidir. Zenginliği para çoğaltmak sananlar, onu fazlalaştırmaya çalışırlar. Fakat hiçbir zaman gönlünü fakirlikten kurtaramazlar.

Aziz mü'minler!

Cenâb-ı Hak, okuduğum âyet-i kerimede buyuruyor ki:
«(Sadakalar) Allah yolunda kendilerini vakfetmiş fakirler içindir ki onlar yeryüzünde dolaşmaya muktedir olamazlar. (Hallerini) bil­meyen; iffet ve istiğnalardan dolayı onları zengin (kimse) ler sanır. Sen (Habibim) o gibüeri simalarından tanırsın. Onlar insanlardan yüzsüzlük edip de (bir şey) istemezler. Siz (Hak yolunda) ne mal harcarsanız şüphesiz Alîah onu hakkiyle bilicidir» (2).

Peygamber Efendimiz de «Zenginlik mal çokluğundan (ibaret) değildir. Asıl zenginlik kalb zenginliğidir» (3), buyurmaktadır.
Mü'min için yücelik, taat ve ibadetde; alçaklık,

Allah'a isyan et­mekte, büyüklük, gece ibadete kalkmakta; hikmet, midenin boş bıra­kılmasında; zenginlik, kanaat etmektedir.
insan, hırsa kapılmamak için bazı tedbirlere riayet etmek zorun­dadır. Nimete şükretmeli, elde olana kanaat göstermeli; gerek mal, gerek sıhhat, gerekse sair hususlarda kendinden aşağı olana bakma­lıdır.

Bir hadîs-i şerifte de şöyle buynılmaktadır:
«Sizden daha düşkün olana bakınız. Sizden üstün olana bakma­yınız. O (aşağıda kine bakmanız),

Allah'ın üzerinde olan nimetlerini hoş görmenize daha lâyık (bir davranış) dır» (4).
Yazda ve kışta barınacak bir ev, giyecek bir elbise, karnını doyu­racak ekmek ve ihtiyaçlarına sarf edecek su; insan için aslî ve zaru­rî ihtiyaçlardı^. E nların dışındaki şeyler, hayatî zaruretler değildir. Bu sebeple bulun maçlıkları zaman ye'se kapılmamalıdır.

Resûlullah Efendimiz buyurmaktadır ki:
«Canı emniyette, cesedi sıhhatte, günlük nafakası yanında oldu­ğu halde sabahlayan; sanki dünya (malı) mn tamamı kendisine ve­rilmiş gibidir» (5).
Yeryüzündeki bütün canlıların rızkını vermeye, Cenâb-ı Hak ke­fil iken gam çekmek, tam inanmamaktan ileri gelir. Mü'min, kulluk vazifesi ile meşgul elmalıdır. Rubûbiyet Allah'a mahsustur.

Resûlullah Efendimiz, insanlığın kurtuluşunu şu şekilde açıkla­maktadır:
«Müslüman olan, (kendisine) yetecek nzık verilen ve Allah'ın verdiği ile kanaat eden kimse hakikaten felah buldu.» (6).

Müslüman olan, âhiretin ebedî felâketinden; kâfi miktarda yi­yeceği bulunan, dünya sefaletinden; kanaat sahibi olan, dilencilik re­zaletinden kurtulmuştur
.
«Hem gedâ, hem pâdişâh-ı âlem ol, devlet budur.»
Ashâb-ı kiram, en ağır şartlar altında hem imanlarını hem de vatanlarını muhafaza ettiler. Ellerinde olanla yetinip üzerlerine dü­şeni yapmakta asla tereddüt göstermediler.

Ebû Mûsel-Eş'ârî (r.a.) naklediyor:
«Biz altı kişi olduğumuz ve bir deveye nöbetleşe bindiğimiz hal­de bir harpte Resûlullah ile beraber yola çıkmıştık. Bu yüzden ayak­larımız aşınmıştı. Benim hem ayaklarım aşınmış hem de tırnaklarım düşmüştü. Biz ayaklarımızı bezle sarıyorduk» (7).

Peygamber Efendimiz'in şu öğüt!eriyle hutbemize son verelim:

«Haramdan sakın, insanların en âbidi olursun. Allah'ın sana tak­sim ettiğine razı ol, insanların en zengini olursun. Komşuna iyilik yap, (olgun) mü'min olursun. Nefsin için sevdiğini, insanlar için de sev; (kâmil bir) Müslüman olursun. (Kahkaha ile) gülmeyi çoğaltma! Çünkü gülmek kalbi öldürür» (8).


Eserin yazarı: Mehmed Emre Eser: Yeni Hutbe Kitabi

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Yeni Hutbe Kitabi