İyiligi tavsiye
Muhterem Müslümanlar!
Her insanın, içinde yaşadığı cemiyete karşı, yapmak mükellefiyetinde bulunduğu birtakım vazifeler vardır. Bu vazifelerin yapılması, cemiyetin düzeninin ahenkli bir tarzda yürümesine, ihmali de topluluk içinde huzursuzluğa sebep olur. Lüzumuna işaret ettiğimiz vazifelerden biri de «iyiliği tavsiye» dir.
iyiliği tavsiye, iyi insanlara mahsus bir davranıştır.
iyiliği tavsiye, peygamberlerin açtığı bir çığırdır.
iyiliği tavsiye, iyi bir cemiyet elde etmenin tek yoludur.
Kötülüğün önüne geçmek için, iyiliği tavsiye ile işe başlamak mecburiyeti vardır. Bu ferde «Kötü hareketlerde bulunma» demek, kâfi bir öğüt değildir. Yapacağı iyi işi, ona göstermek de lâzımca.
Dinini seven, milletinin yükselmesini ve Allah'a karşı sorumlu olmaktan kurtulmayı isteyen her ferd; evvelâ aile camiasına sonra daha geniş kitlelere hakkı, doğruyu ve iyiliği tavsiye etmelidir.
Hakkı tavsiye etmemek, vazifeden kaçmaktır. Vazifeşinas ve cesur insanların çalışmaları, yaşamakta oldukları ülkeyi mamure hâline getirir.
Allahü Teâlâ okuduğum âyet-i kerimede buyuruyor ki:
«Sizden öyle bir cemaat bulunmalıdır ki (onlar herkesi) hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülükten vaz geçirmeye çalışsınlar. İşte onlar muradına erenlerin ta kendileridir» (1).
iyiliği tavsiyeyi, ancak mü'min olan yapar. Çünkü inanan bir kimse, din kardeşini kendisinden bir parça kabul eder. Onun basına ne dünyada ne de âhirette bir felâket gelmesini asla arzu etmez. Bu hayırhâhlık duygusu ile, din kardeşini kötülükten vazgeçirmek için çıpınır. Bir hadîs-i şerifte buyruluyor ki:
«Sizden biri, bir kötülüğü (n işlendiğini) görürse hemen onu eliyle bozsun. Eğer (buna) gücü yetmezse diliyle, şayet (buna da) kudret. vetiremezse kalbiyle (o işi reddetsin). Bu imanın en zayıf olanıdır» "(2).
Bir günah, gizli işlenirse ancak sahibini sorumlu kılar. Fakat açıkta yapılır ve ona engel olunmazsa zararı umuma dokunur. Bu sebeple günahın yapılmasına engel olamazsak hiç olmazsa açıkta işlenmesine imkân vermemeye çalışmalıyız. Düşünen baş, gövdeyi zarardan korumakla vazifelidir. Bir hatanın önü alınmayacak olursa, bulaşıcı bir hastalık gibi bütün ferdlere yayılır.
Cenab-ı Hak, Muhammed ümmetini, insanların hayrına ve faydasına çalışsınlar diye yaratmıştır. Bu sebeple biz iyiliği tavsiye edecek ve kötülükten vazgeçirmeye çalışacağız.
Bizden evvel yaşayanlar, marufu emretmekte gaflet göstermezlerdi. Bir ferde gelecek zarardan, diğerleri üzüntü duyarlardı.
Emri bilmâruf imiş ihvan-ı islâmın işi, Nehyedermiş, bir fenalık görse, kardeş kardeşi.
Bilmem ne kadar zamandır neme-lâzımcılık ve vurdum duymazlık hâli başlamış; kendisini sokmayan yılana, bin yıl ömür dileyen zihniyet sahipleri türemiştir.
Sarmaşık, sırık bulmadıkça yükselemez. Bizim gafletimiz, İslâ-miyetin ve insanlığın zararının artmasına ve fenalığın boy verip yükselmesine sebep olur.
Aziz mü'minler!
tnsanları iyiliğe çağırıp kötülükten vazgeçirmeye çalışacak kimselerin, dikkat göstermek mecburiyetinde oldukları birtakım hususlar vardır. Onları şöylece ifade edebiliriz:
Bir kimse, tavsiye edeceği şeyin bilgisine sahip olmalıdır. Meselâ namazların farzlarından bahsedecekse, evvelâ kendisinin, noksansız olarak bunları bilmesi lâzımdır. Aksi halde eksik veya yanlış olarak öğretmiş olur.
O kimse, bu vazifeyi Allah'ın rızası ve dinin yükselmesi için yapmalıdır.
O şahıs; Allah yoluna çağıracağı kimselere, kızmamah ve yumuşak bir ifade kullanmalıdır. Abbasi halifelerinden Me'mûn, huzurun* da sert olarak va'z eden bir âlime demişti ki:
«Allahü Teâlâ, sizden hayırlı olan Hazret-i Musa ve Harun'u benden şerli bulunan Fir'avn'ın üzerine gönderirken: "(Gidin de) ona yumuşak söz söyleyin. Olur ki nasihat dinler, yahut (Allah'tan) korkar" (3) buyurdu. Sizin sert konuşmanız bu usûle aykırıdır.»
O kimse, sabırlı ve tahammüllü olmalıdır. Zira bu vazifeyi yaparken karşılaştığı zahmetlere göğüs germeyen insan, başarı gösteremez.
Hakkı halka tavsiye etmeden önce, söyleyecekleriyle kendisi âmil olmalıdır. Bir kimse, yapmadığı bir şeyi söylemeye cesaret gösteremez. Söylese de sözün tesiri olmaz, insan, ancak inandığı kadar inandırabilir. Sahibini yakmayan bir ateş, başkasını yandırabilir mi?
insan için en hayırlı hizmet, halkı Hakkın yoluna çağırmaktır. Bu davet, kalb tarlasına atılan mânevi tohumlardır. Bunlar çimlenip filizlenecek ve hakikat meyveleri vermeye başlayacaktır
.
Resûl-i Ekrem bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
Nefsim (kudret) elinde bulunan t (zât) a andolsun idi ya iyiliği emredecek, kötülükten vaz geçirmeye çalışacaksınız, yahut çok geçmez,
Allah üzerinize bir azap gönderir. Sonra (o felâketten kurtulmak için) dua edersiniz de kabul olunmaz duanız»
Bir gemi içinde yolculuk yapan müşterilerden bir kısmı, ihtiyacı olan suyu temin için, gemiyi delmeye teşebbüs etse diğer yolcular «Neme-lâzım» diyecek ve aldırmayacak olursa hepsi birden batar. Fakat onun elindeki âleti alırlarsa hem kendilerini, hem de bu ise teşebbüs eden beyinsizlerin hayatını kurtarmış olurlar. Bu hususla ilgili bir hadîs-i şerifte buyrulmaktadır ki:
«Bir topluluğun arasında bulunan adam, onların içinde bulunurken, engel olabilecekleri bir işi yapar, onlar da mâni olmazlarsa ölümlerinden önce Allah onları bir azaba uğratır» (5).
ilâhî azap; yel ile, sel ile, zelzele veya salgın hastalıklar ile onları kuşattığı zaman duaları da fayda vermez. İsrâiloğullarının bu tarz harekette bulunmasının âkibetini Kur'ân-ı Kerim şöyle haber vermektedir:
(4) Tirmizl.
(5) Ebû Dâvûd.
(6) Sûre-i Mâide. 7S-79.
«Isrâiloğullanndan olup da küfredenlere Davud'un da, Meryem oğlu isa'nın da diliyle lâ'net olunmuştur. Bunun sebebi, isyan etmeleri ve ifrata sapmaları idi. Onlar, işledikleri herhangi fenalıktan, birbirini vaz geçirmeye
- 726 okuma
Yeni Hutbe Kitabi |
Yeni yorum gönder