Imanin degeri

Muhterem Müslümanlar!
,
Insanoglunun Allah'a karsi mükellef bulundugu vazifelerin basimda iman gelmektedir. Her peygamberin ilk i§i, halki imana davet etmek olmu§tur. imamn degeri, her türlü maddi ve manevi kiymetin üstündedir. iman varsa i§lerimizin de degeri vardir. Aksi halde yap-tiklanmiz, kuru bir iskelet gibi kiymetsiz ve degersizdir.
iman; vücuda nisbetle -ruh,- agaca kiyasla kok ve binaya nisbetle temel gibidir. Ruhsuz vücudun ya§amasi, köksüz agacm ye§ermesi ve temelsiz binanm päyidar olmasi nasü mümkün degilse; imansiz bir milletin ayakta durmasi ve parlak bir gelecege sahip olmasi mümkün degildir.

iman bir nurdur ki, kalbler onunla huzura kavu§ur. Be§erin dü-§ünce ufkunu ve ruh älemini kaplayan karanliklar, ancak iman nuru ile dagilabüir. Bu nurdan mahrum kalan cemiyetler, fikri sapkmhk-larin en bayagisi iginde bocalamakta; imandan yoksun gönüller, din-mek bilmeyen istiraplarla cirpmmaktadir. iman, kalbin hayati ve ru-hun äb-i hayatidir.
«Imansiz olan pasli yürck sinede yüktür».
Vazife ve mes'üli37et duygusunun kalbin öerhiliklerinde yerle§-mesi, imanm varligi ile mümkündür.

Fertleri vazife suüruna baglayan ve en güc §artlar igiride bile dogra yolda devam ettiren yegäne sey imandir. Yoksulluk iginde kiv-ranan bir f erdin, din karde§inin iyiligini kendi nefsine tercihi, iman­dan aldigi kuvvetle mümkündür. imansizin isi, göldeki serap gibi fay-dasiz ve firtmada savrulan kül gibi perisandir.

iman; Peygamber Efendimiz Hazretlerini, Allah tarafmdan ge-t.irip teblig buyurdugu kat'i surette bilinen hususlarm tamammda tasdik etmekten ibarettir.
Nelere iman edeceğimiz bir hadîi-i şerifte şöyle açıklanmakta­dır:

«İman; Allah'a, meleklere, kitaplar'a, peygamberlere, âhire t gü-mi'ne ve kader'e inanmaktır» (3).

însan kalbiyle Hakk'a kalıbı ile halka dönük bir varlıktır. Bu itibarla makbul bir iman, kalbin tasdiki ve dilin ikrarı ile tahakkuk eder. Sadece dilde dolaşan ve kalbe inmeyen bir iman ile kişi mü'min olamaz, îmanda iki yüzlülük, münafıklara mahsus bir davranıştır.

Kalbiyle tasdik edip hayatî bir tehlike olduğu için diliyle ikrar-r da bulunmayan bir insan, Allah ile kendi arasında mü'mindir. Fa­kat, halkın yanında mü'min muamelesine lâyık olabilmek için dil ile ikrarda bulunmak şarttır. Böyle bir tehlike mevcut olmadıkça dille ikrarı terk eden huzur-u ilâhîde mes'ul olur.

Aziz mü'minler!

Altı şartından* başka, imanın sahih ve makbul olabilmesinin üç şartı daha vardır. Bir kimse iman etse ve fakat bu şartlara dikkat ve riayet göstermese imanı makbul olamaz. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

Bir kimse hayatından ümit kestiği veya ilâhî bir azabtan kork­tuğu için iman etmiş olmayacaktır. Bir gayri müslimin azab-ı ilâhî­yi gördüğü zaman getirdiği iman makbul değildir. Kur'ân~ı Kerim bu hakikati şöyle ifade buyurmaktadır:

«Artık, vaktâ ki o çetin azabımızı gördüler: "Allah'a, bir olarak, inandık. Ona eş tutmakta olduğumuz şeyleri inkâr ettik" dediler. Fa­kat hışmımızı gördükleri zaman imanları f aide verecek değildi. Alla-hm kulları hakkında câri olagelen âdeti (budur), tşte kâfirler bura­da hüsrana uğradılar» (4).

Ölüm gelip çattığı zaman en azgın din düşmanları bile yaptığına pişman olup iman etmek ister. Fakat böyle bir iman kabul olunmaz. Fir'avn: «Ben sizin en yüce Rabbinizim» (5), diyerek halkı kendine taptırdığı halde, suda boğulacağını anladığı zaman şöyle feryad et­mişti:
«tnandım. Hakikat İsrailoğullarmm iman ettiğinden başka Tan­rı yokmuş. Ben de Müslümanlardanım» (6).
Cenâb-ı Hakkın hitabı şöyle oldu:

«Simdi mi (imar* ediyorsun)?! Halbuki sen bundan evvel (öm­rün boyunca) isyan etmiş, daima fesadcılardan olmuştun» (7).

İmanın makbul olabilmesinin ikinci şartı, iman eden kimsenin dinî zaruretlerden bir şeyi inkâr ve tekzib alâmetlerinden birini ih­tiyar etmemesidir.
Bu şartların üçüncüsü, dinî hükümlerin hepsini kabul edip gü­zel görmek, hiç birisinin ifâsında inat göstermemektir.

Farz, vacib ve sünnet olarak dinimizdeki yer alan vazifelerin hep­sini hoş ve güzel görmek, kişinin imandaki samimiyetindendir. Kim, bunları beğenmezlik yapar ve dinî farizeleri işlememek için inat gös­terirse imanının sahih olmadığını ortaya koymuş olur.

Aziz mü'minler!

Makbul ve şartlarına uygun bulunan bir iman, ebedî hayat saa­detini kazanmaya vesile ve âhiretin çetin azabından kurtulmaya ye­gâne sebeptir.

Bir çocuğun, babasının imanını; bir talebenin hocasının inancı­nı taklid ederek inanması; — imanın makbul olmasının asgari şartı­na uyduğu için — muteber sayılırsa da, gerek aklen deliller getirmek, gerekse okuyup araştırmak suretiyle iman meselelerini tahkik etmek de farzdır. Bu incelemeyi ve tahkiki bırakan sorumlu olur.

îmanda itibar son nefesedir. Bunun için bir mü'min, imanını hayatının sonuna kadar korumak zorundadır.
Bir nimeti korumak, elde etmekten zordur. Kelime-i Şehadet ge­tirerek Müslüman olan bir kimsenin ruhunu mü'min olarak teslim etmesi hünerdir.

Ey iman edenler!

Ebedî hayata mü'min olarak göç edebilmek için ağzımızı, küfür sözlerinden; kalbimizi, şirk ve küfre götürecek inançlardan uzak tut­mak zorundayız. Ağızdan çıkacak bir küfür lâfzı, kalbe çöreklenecek bir şirk ve inkâr; haram olan bir şeyi helâldir diye iddia etmek — Al­lah korusun — kalbdeki iman elektriklerinin sönmesine sebep olur.


Eserin yazarı: Mehmed Emre Eser: Yeni Hutbe Kitabi

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Yeni Hutbe Kitabi