Hayra delalet etmek
Muhterem Müslümanlar!
. insanların aradıklarını bulabilmeleri ve arzularına erişmeleri —çok kere— bir yol göstericiye ve irşad ediciye ihtiyaç gösterir, insan oğlu bu ihtiyaçtan uzak kalamaz.
Aradığımız bir şahsı veya evi, bir kimsenin öncülüğü ile kolayca bulabiliriz. Önderimiz olmadığı zaman da yolumuzu şaşırır, çıkmaz sokaklarda bocalaniriz.
Allahü Teâlâ, hidayeti bulmamızda yol göstermeleri için oevgam rehber kılmıştır. Bu tebliğlerin esasları çerçevesinde, biz de insanları irşad etmekle mükellef bulunmaktayız.
«Allah ile kul arasına girilmez» diyenler; taraf-ı ilâhiden, Allah ile kullar arasında elçilik yapmak üzere gönderilen peygamberleri hiç düşünmezler mi? Eğer peygamberler bu elçilik vazifesiyle gelmeselerdi, kendi başına kalan insanlar Hakkı bilemez, hidayeti bulamazdı,
Bazı kimselerin yanıldığı bîr husus var. O da, «Neme lâzım» sözüdür, iman sahibi her insan, hemcinsinin irşadına çalışmakla vazifelidir. Yolunu şaşırmış bir kimseyi ihmal etmeyip elinden tutmamız, •uyarmamız ve hidayete erişmesine yardımcı olmamız lâzımdır,
îslâmi-yetin bizden istediği ve insanlığın icabı budur.
Bu husustaki atâlet, nefsin tembelliğinden ileri gelmekte; irşad vazifesini yaparken, karşılaşacağı zahmete tahammül edemeyişten ve nefsine güven duymayışmdan doğmaktadır.
Bir kimse halkı, Hakkın yoluna çağırma ve onların hidayetine çalışma karşılığında Allahü Teâlâ'nın ikramını bilmiş olsaydı bu yoldan hiç. ayrılamazdı.
insanları Allah'ın kitabına, dinine ve hidayetine çağırmak enbiyanın yolunda yürümek ve onların sünnetiyle âmil olmak demektir.' Bu kadar şerefli bir hizmet tasavvur edilemez.
Hutbemizin başında .okuduğum âyet-i kerimede şöyle buyrulmak-tadır:
«De ki: Ey insanlar, sîze R a bb i n izden hak gelmiştir. Artık kim hidayeti kabul ederse o, ancak kendi fâidcsî için hidayete ermiş, kim de saparsa o da yalnız kendi zararına sapmış olur. Ben sizin başınızda bir bekçi de değilim a!» (1).
Peygamber Efendimiz de hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
«Allah'ın, senin iki elin üzerinde (yani senin gayretinle) bir ada
mı doğru yola getirmesi, senin için, üstüne güneşin doğduğu ve battığı şeylerden hasarlıdır» (2
-
Bir kimsenin bizim vasıtamızla hidayete ulaşması dünyalara sahip olmamızdan daha kârlı ve hayırlıdır. Çünkü dünya malı fânidir, tükenir. Âhiret sermayesi olan sevap ne tükenir ne de zarara uğrar. Fâniyi tükenmeyenle değiştirmek için Hakkın yolunda ve halkın irşadında olmak gerekir.
Aziz mü'zninler!
Bir âmâ düşününüz; tehlikeli bir yolda yürümeye çalışmaktadır. Takip ettiği yolda uçurum ve derin su gibi tehlikeli şeyler bulunmaktadır. Üç adı^n ötesinden habersiz yürüyen bu gözsüzün felâkete doğ- ru gittiğini görüp de ses çıkarmamak yapabilir iniyiz? «Bana ne, ne hâli varsa kendi basarsın» diyebilir miyiz? Asla!
Yaşadığımız cemiyetin içinde, gözsüz kimseden farksız, öyle kardeşlerimiz vardır ki, İslâmî ve ahlâkî bakımdan hatalı bir yolda bulunmakta ve âmâ kimse gibi tehlikeli safhalar geçirmektedir. Manevî gözü, gaflet çamuru ile mülenmiş, kalbi günah lekeleriyle kirlenmiş bulunmaktadır.
Göstereceğimiz küçük bir alâka, o kardeşimizin imanını tehlikeden kurtaracak, yolunu ve ahlâkını düzeltmeye sebep olacaktır.
Müslüman olarak bize aüşen vazife, o kardeşimize dinî bakımdan yardımcı olmak, bilmediklerini öğretmek, itiyat edindiği fenalıklardan uzaklaştırmaktır. Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
«Kim bir hayra delâlet ederse onu yapanın ecri (kadarı) da kendisine (âid) dîm (3).
Evet, halkı hidâyete ulaştırmak kolay sayılan işlerden değildir.
Fakat, şartlar ne kadar ağır ve zor olursa olsun din kardeşlerimizi irşada çalışmak en kudsî vazifemizdir.
Bir vazifenin zorluğu, onu terk veya ihmale sebep teşkil edemez. Zor olan işlerin ecri ve mükâfatı da büyük olur. Bu uğurda karşılaşacağımız zahmetlere katlanmak icap eder. Ümmetini hak yoluna çağıran peygamberler, tahammül dışına çıkan işkenceler karşısında hak yolunda yürümüşler ve asla gevşememişlerdir.
Hoş kokulu ve rengârenk güller, dikenli dallarda açmaktadır. Yonca ve ayrığın dikeni yoktur fakat çiçeği de yoktur. Cennet de Rab-bimizin rızası da nefsin hoşlanmadığı zorlukların ardında gizlenmiştir. Bu engelleri aşmadıkça arzumuza ulaşmak mümkün değildir.
Din kardeşlerim!
Hidayet, inşam saadete ulaştıracak yola girivennektir. Bir kimsenin hidayete erişmesi için, hidayeti araması ve yoluna girmesi gerekmektedir
.
însan oğlunda, Allah tarafından bahşedilen cüz'î bir irade vardır, ihtiyarî olan işlerde, kulun bu iradeyi kullanması küllî iradenin su-duruna sabep teşkil eder. Kul. iyilik veya kötülüğü islemeye karar verince Cenab-ı Hak onun istediği kudreti yaratır. Böylece kul hidâyete veya dalâlete erişmiş olur.
Kul, iradesini kötüye kullanıp dalâlete düşünce «Allah bana hidayet etseydi ben de doğru yolu bulmuş olurdum» derse Cenâb-ı Hakka karşı bühtan etmiş olur. Biz istedik de Hak vermedi mi? Biz iyilik yapmak karanına vardık da
Allahü Teâlâ muhtaç olduğumuz kudreti halk etmedi mi?
îyi niyyet sahibi olalım ve doğru yola yönelelim ki Allah da bizi hidayete eriştirsin
- 711 okuma
Yeni Hutbe Kitabi |
Yeni yorum gönder