ZEKÂT ve MALI IBADETLERIMIZ

Zekât lügat îtibâriyle, bereket, medih, senâ, temizlik ve nema’ mânâlarına gelir.
Istılahta ise: Müslüman bir mükellefin, Cenâb-ı Hakk’ın emrini yerine getirmek maksadıyla, (Allah’ın emrettiği, hak sahiplerine) malından vermiş olduğu muayyen miktardır.

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmesinde şöyle buyuruyor meâlen: “Namazınızı kılın, Zekâtınızı verin, Allah’ın Rasûlüne itâat edin, tâ ki rahmet olunasınız.”
Bu âyet-i kerîme ile Yüce Mevlâmız, rahmetine mazhar olabilmek için, yapılması îcâbeden üç vazîfeyi beyan buyurmuşlardır. Bu vazîfelerden ikincisi zekât mükellefiyetidir.
Kur’ân-ı Kerîm’de,otuz iki yerde, zekât ile namaz ibâdetleri beraberce zikredilmiştir. Bu ise namaz ile zekât arasında kuvvetli bir bağ olduğuna delâlet eder. Hattâ bâzı alimler tarafından denilmiştir ki: “Biri, diğeri olmaksızın makbul olmaz”.
Zekât verilecek kimseleri bizzât Cenâb-ı Hak tayin etmiştir. Âyet-i Kerîme’nin meâli şudur: “Zekâtlar, Allah’tan bir farz olarak; Fakirlere, Yoksullara, Üzerinde çalışanlara (zekât toplamak üzere vazifeli memurlara), Kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlere, Âzad edilecek kölelere, Borçlulara, Allah yolundakilere ve yolda kalmışlara sarf edilir.” (Sûre-i Tevbe 60)

ZEKÂTIN FAYDALARI

Zekâtın faydalarının bir kısmını şöyle hülâsa edebiliriz:
Zekât, insanı ihtiraslardan kurtarır, iyilik yapmaya alıştırır, şefkat hislerini yükseltir ve kemâle erdirir.
Zekât, Cenab-ı Hakk’a karşı mâlî bir şükür olmakla, malın artmasına vesîle olur ve insanı Allah’a yaklaştırır.
Zekât, fakir ile zengin arasında bir ahenk tesis eder. Fakirde kıskançlık duygularını yok eder. Fakiri zengine dost eder.
Zekât ictimâi (sosyal) dengeyi sağlar, malın faydasız şekilde elde tutulmasını önler. Cemiyet fertlerini birlik ve beraberliğe sevk eder ve cemiyeti temizler.

ZEKÂT VE RÛHÎ TEDÂVİ

Zekâtta; biri, nefsi ıslah edip temizlemek, diğeri cemiyetin huzuruna, refahına sebep olmak üzere iki mühim fayda ve maslahat vardır.
İnsan; yaradılışı itibarı ile dünyaya meyleder. Dünya malı çekicidir. Ona kapılanlar doymak bilmezler. Mal yığıldıkça insanın hırsı artar, muhteris olur. Gözünü madde ve mal hırsı bürümüş olan insanda merhamet ve şefkat hisleri azalır. İyilik etmek ona zor gelir. Böyle insan rûhen hasta, bedenen ızdıraptadır. Zekât, içteki bu gibi hastalıkların da devâsıdır.
Zekât veren insan ihtirastan kurtulur. İyiliğe ve vermeye alışkanlık meydana getirir, cimrilik hastalığından şifâ bulur. Rûhunda merhamet ve şefkat hisleri uyanır. Zekât vere vere cömert olur. Bu cömertlik onu sâlihler zümresine çıkarır. Sâlihlerin çoğu ikram ve infakı (Allah için vermesi) çok olan kimselerdir.

Şefkat ve merhamet, ümmet-i Muhammed’in mümeyyiz (ayırıcı) vasfıdır. Düşkünlere iyilik etmek, yetimlerin kimsesizlerin elinden tutmak, onlara yardımda bulunmak, onlara acımak, Müslümanların hem dini ve hem insânî borcudur. “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” ikâzı Resûl-i Ekrem’in mübarek sözüdür. İşte zekât, cemiyet içindeki muhtaçlara şefkatli olmayı ve yardım etmeyi öğretir.

Zekâtın farz kılınmasındaki hikmetlerden biri de malın şükrünü yerine getirmektir. Sayısız nimetler içerisinde olan insanın bu nimetlere mukâbil, mühim bir vazifesi vardır: ŞÜKÜR. Mülk ve servet, insanın elinde Allah’ın bir nimetidir. Onun şükrü zekâttır.


Eser: Cuma Sohbetleri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Cuma Sohbetleri