HUTBE ALLAH YOLUNDA NÖBETİN FAZİLETİ

Allah yolunda bir günlük nöbet dünyâ ve üzerindekilerden daha hayırlıdır. Kırbacınızın cennette kapladığı yer, dünyâ ve üzerindekilerden hayırlıdır. Allah yolunda geçen bir öğleden sonrası ve yine Allah yolunda geçen bir öğleden öncesi, dünyâ ve üzerindekilerden daha hayırlıdır. (Buhârî, 3/1059)

Ebû Rihâne (r.a) anlatıyor: “Biz Rasûlullah (s.a.v.) ile beraber bir gazâdaydık. Bir gece bir zat, bizi yüksekçe bir yere götürdü ve orada konakladık. O gece çok soğuktu. O kadar üşüdük ki... Hatta ben, açtığı kuyunun içine girip, üzerine yorgan olarak kalkanını örtenleri gördüm. Peygamber Efendimiz, bu şiddetli soğuğun bastırdığı gecede, askerlerin istirahat için yaptıkları hazırlıkları görünce: ‘Kim bizi bu gece bekleyecek. (Hanginiz bizler istirahat ederken nöbet tutacak!) O nöbet tutana, kendisi için fazilet olacak bir, duâda bulunacağım” buyurdular.

Ensar’dan bir zât: “Ben, Ya Rasûlullah!” deyince, Rasülullah “Yaklaş” dedi. O da yaklaştı. Rasûlullah o kimse için duâ etmeye başladı. Ben, Rasûlallah’ın, O Ensarî için ettiği güzel duaları işitince, dayanamayıp: “Ben de varım, ya Rasûlallah!” dedim.

Peygamberimiz bana da: “yaklaş” dedi. İsmimi sordu, ben de söyledim. Bana da duâ etti. Fakat ilk zata ettiği dua gibi değil! Sonra şöyle buyurdular: “Allah korkusundan ağlayan ve Allah yolunda sabahlayan göze, cehennem ateşi haram kılındı.” (İbn-i Kesîr, 1/593)

Sehl bin Hanzala rivâyet ediyor: Huneyn günü Rasûlullah ile beraber yürüyorduk. Rasûlullah karanlık basıncaya kadar yürümeyi uzattı. Tam namaz vakti geldiği esnâda bir atlı yaklaştı. “Yâ Rasûlallah. Ben aranızdan ayrılmıştım. Şu, dağlar karşıma çıkıncaya kadar devam ettim. Gittiğim yerde Hevâzin kabilesini gördüm. Develeri, koyunlarıyla berâber Huneyn’e toplanıyorlardı.” Bu haberi duyan Rasûlullah Efendimiz tebessüm etti ve: “O ganîmetler, yarın müslümanlarındır, inşâallah!” buyurdular.

Bu teşviklerinden sonra: “Bu gece kim nöbet tutacak.” diye sordular. Enes bin Ebî Mürsed (r.a): “Ben, Yâ Rasûlallah!” diye atılınca peygamber Efendimiz (s.a.v.): “O halde atına bin ve şu vâdînin en yüksek yerinde nöbetini tutmak için derhal git. Bu geceden önce gâza etmeyiz.” buyurdular.

Sabah olunca Peygamber Efendimiz namaz kılmak için musallâya doğru yöneldiler. İki rek’at namaz kıldıktan sonra: “Atlı olanınız geldi mi, farkeden var mı?” diye sordular. Bir zât: “Hayır, yâ Rasûlallah! Ama namaz için birazdan gelir.” dedi.


Namaz edâ edildikten sonra Peygamber Efendimiz: “Müjdeleyin! nöbetçiniz geliyor.” buyurdular. Nazarlar, vâdîdeki ağaçların arasına çevrilince bir atlının gelmekte olduğunu gördük. Peygamber efendimizin yanına yaklaşınca, atından inip huzûra vardı ve: “Emrettiğiniz şekilde vâdînin en yüksek yerine çıktım. Sabah olunca iki vâdî gördüm. İkisine de dikkatlice baktım. Hiç kimseyi göremedim” şeklinde tekmil verdi.

Peygamber Efendimiz: “Gece hiç atından indin mi?” diye sordu. Hz. Enes: “Hayır, ya Rasûlallah! Sâdece namaz kılmak ve hacet gidermek için indim.” dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Öyle bir amel işledin ki, bundan sonra, başka bir şey yapmasan da bu sana yeter, yâ Enes!” buyurdular. (İbn-i Kesîr,1/593)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar: “Bir gün ve gecede tutulan nöbet, gündüzü oruçlu, gecesi namazlı geçen bir aydan daha hayırlıdır. Eğer kişi nöbet tutarken vefât ederse, kendisine yapmakta olduğu sâlih amelin ecri(sanki hiç ölmemiş gibi kıyâmet gününe kadar verilmeye devam eder.) Rızkı da mütemâdiyen verilir, kabirdeki suâl soranlardan emîn olur.” (Feyzül Kadir 13)


Eser: Cuma Sohbetleri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Cuma Sohbetleri