KURANDAKİ YÜKSEK NEZAHET

Kur'an-ı Kerim'in nazmı celili öyle bir yüksek fesahat ve belâgatı haizdir ki, onun âhengi beyanı karşısında herkes secdeye varıp "Bu Kitap Allah'ın indirdiği bir Kitaptır" diye itiraf eder. O engin bir icazdır. Tam mânasiyle mucizdir. Fikir ve âhenklerin haşır neşir olduğu bir engindir. Beşeri salâha götürüp refaha kavuşturmak bakımından Kur'an'ın beyanatı, eski hükemanın ifadelerinden çok daha yüksektir. Kur'an mahlûkun Hâlikına karşı vazifelerini öyle tanzim eder ki, ruhu ve kalbi tamamiyle tatmin eyler. Beşerin maddî ve mânevi, ruhanî ve cismanî ihtiyaçlarına cevap verir. Aklı ve dimağı tatmin eder. Kalplere îman, ruhlara iykan verir. Dimağlara ışıktır, akıllara rehberdir.

Kur'an'ın üslûbu edebiyatçılara edep kaynağı, lisancılara kelime hazinesidir. Haiz olduğu içtimaî ve hukukî esaslar, ahlâkî kaideler, adlî nizamlar pek yüksektir. Şark ve garbın en güzide dimağları ondan nur alıyor, en yüksek kafalar onunla meşgul oluyor, elfazını tefsir ediyorlar, mânasını izah eyliyorlar. Muharrirler onun âyetleriyle sözlerini süslüyorlar. Dünyada hiç bir kitap etrafında bu kadar eser yazılmamış, hiç bir kitapla bu kadar meşgul olunmamıştır. Kur'an'ın gördüğü hürmet ve takdis, başka hiç bir kitaba nasip olmamıştır.

Kur'an-ı Kerim gökten inen vahiy seslerinin en güzeli olup insanlara da her şeyin en güzel ve mükemmelini vermiştir. En temiz ve iyisini seçmiştir. Her emri hak, her buyruğu açıktır. Teslis akidesi gibi gölgeli şeyler yoktur. İslamiyette mukaddes sular, şarabı takdis etmeler, şayanı teberrük eşya, azizler ve putlar, itirafı zünüb, çırıl çıplak suya sokup vaftizler, aforozlar yoktur. Allah cennetin anahtarlarını kimseye teslim etmemiştir.

Kur'an'daki kıssalarda ve hikâyelerde son derece nezahet vardır. Kaba saba şeyler yoktur. Baştan başa edeb ve kemaldir. Müstehcen kelimeler yoktur. Tevrat ve İncil'de ise edebe mugayir ve ahlaka zıd sözler vardır. Hazreti Lût'un kızla-riyle olan hikâyesi nedir? Hele Süleyman'ın o "Uğniyetül-Egâni" si nedir? O gibi müstehcen kelimeleri havi edebî eserlerin neşrine bugün bile mevzuat müsaade etmez! Kur'an'da ise edeb ve terbiyeye muhalif tek bir şey gösterilemez. Alenen söylenmesi nezaketsizlik sayılan şeyleri mecaz ve kinaye yoliyle anlatır. Hazreti Şuayb'ın kızlarından bahsederken kullanılan şu üslûba bakın:
"Bir tanesi utana utana yürüyerek geldi de seni babam çağırıyor dedi."
Hicap ve hayâ, namus ve iffet mümessili bir yürüyüş. Burada gösterilen edeb ve nezahete bak. Kibarlığa ve nezakete bak. Bir genç kızın en büyük ziyneti olan mahcup tavır, utangaçlık halidir.
"Utanarak mahcup bir yürüyüşle geldi."
Bu üç kelimenin ifade ettiği mâna pek derindir. Kur'an'ın mucizesi hep böyledir. Bir yabancıya söz söylerken utancından renkten renge giren bir masum kız hâli.
İşte edebi kemal buna derler. Kemali edep te budur. Kur'an'da böyle şeyler var. Kur'an böyle ders veriyor. En güzel fikirleri, en yüksek bir âhenkle anlatır. Ruhları sarar ve sarsar. En katı kalpleri fetheder. Kin ve nefret kusanları birbirine ısındırır ve kaynaştırır. Hakka boyun eğmeye mecbur eder.

Yedi Askı sahiplerinden, fesahat ve belâgat meydanının yiğitlerinden olan Şâir Lebid, Kur'an'ın belâgat ve fesahatı karşısında susmuş, şiirden vazgeçmiş, "Bu Allah Kelâmıdır" diyerek Müslüman olmuştur.

İmrül-Kays'ın kız kardeşi de ağabeyinin askısını kendisi eliyle indirmiştir. Kur'an'ın belâgatı öyle yüksektir.
Kur'an koca bir şirk dünyasına karşı Allahın birliğini ilân etmiştir ve 23 sene gibi çetin bir mücadele ile bu yüce hakikati kabul ettirmiş, bütün dünyaya yaymıştır. Akıl, mantık, felsefe bundan başkasını mı söylüyor? Allahın birliği hususunda Kur'an'a kim karşı gelebilir? Kur'an her şeyin en güzelini, bütün faziletleri emretmiştir. Allaha teslimiyet, doğru dürüst hareket, temiz ahlâk, insaf, merhamet, öksüzlere, kimsesizlere şefkat, kadınlara hürmet tavsiye eder. Kadına lâyık olduğu mevkii vermiştir. Ona bir çok haklar bahşetmiştir.
Kur'an samimiyet ve hakkaniyet kitabıdır. İçe akan sıcak bir ifade ile hitap eder. O âdeta ruhtur. Ruhtan kopmuş bir nurdur.
O Ruhu Emin vasıtasiyle gelen bir vahiy olduğu için ruha akar. Ruhları cezbeder. Meftun kılar. Necaşinin papazları onu dinledikleri zaman ağlamışlar, gözlerinden yaşlar boşanmıştır.

Kur'an'ın getirdiği içtimaî nizam çok yüksektir. Cemiyeti kemiren her kötülüğü menetmiştir. Zina, fuhuş, sarhoşluk, katil, yalan, iftira, zulüm, gadir, israf, hırs, hiyanet, gıybet, zem, vesaire gibi kötü şeyleri yasak etmiş, haram kılmıştır.

Kur'an'ın yasak ettiği şeylerin içinden bir tanesinin olsun iyi olduğunu kim iddia edebilecek? Var diyenler göstersinler. Fikirler ne kadar inkişaf ederse etsin, Kur'an daima onların üstünde kalacaktır. O, beşerin saadet rehberidir.
Kur'an daima terakkiye sevkeder. "Babamızdan böyle gördük!" diyerek eskiliklerden, kötülüklerden ayrılmayanları ayıplar. Körü körüne taklidin şiddetle aleyhindedir. O uyuşturucu bir kitap değildir. Öyle olsaydı Afrika sahillerinden Endülüs'e koşan atların nal sesleri gelmez, mızraklarının ucu parlayan ordular Asya ortalarında nâra atamazlar, Avrupa'nın içlerine Tuna boylarından atlarının yeleleri savrularak koşuşan akıncıların atları oralarda kişneyemezdi.
Müslümanlar, Kur'an'ın mânasından ziyâde elfazına ehemmiyet vermeğe başladıktan sonra bu hâle düştüler. Ruhu ve özü ihmal ettiler.
Kur'an hiç bir zaman ilim ve fenne aykırı bir vaziyet almaz. Onun taalimi, kavanini tabiiyeye uygundur. Fenni hakikatları inkâr etmez. O bir mucizei akliyedir. Akla karşı gelen hiç bir yeri yoktur. Daima aklı öğer. "Akıllı olanlar bunu anlar" der. Eski Peygamberlerde olduğu gibi harikulâde ahvalile insanları şaşırtmaz. Akıl ve fikir ile fıtrat dairesinde tabiî kanunlar içinde yürür. Kur'an mânevî bir mucizedir, Peygamberin mucizesi Kur'an'dır. Müşriklerin harikulâdelikler istemelerine: "Süphane Rabbi hel küntü illâ beşeran Resûlen" diye cevap veriyor.
İmam Busîyrî'nin "Kasidei Bür'e" sindeki bir sözü çok mânalıdır ve dikkate değer:(8O)

''Bizi şüpheye düşürecek şeylerle imtihana çekmemiştir, bize acımıştır."
Kur'an-ı Kerim'in insanlığa bahşetmiş olduğu yüce hakikatlardan bir kısmı da uhuvvet, müsavat, hürriyet, adalet prensipleri gibi Avrupa'nın Fransız Büyük İhtilâlinden sonra tanınmağa başladığı, bir çok insanların ise maalesef hâlâ vücudundan bile haberdar olamadıkları yüksek kıymetlerdir.

İslâmiyet eski çağların karanlık ve karışık devirlerinde müsavat prensibini çok esaslı olarak kurmuştur. Müşrikler bu dine niçin karşı durmuşlardı? Ne putlarına acıdıklarından, ne de atalarının dinine sadakatlarından değil. Yeni dinin getirmiş olduğu müsavatı hazmedemiyorlardı. Ellerinden imtiyazlarının gitmesinden korkuyorlardı. Çünkü İslâmiyette tam müsavat vardır. Bir köle ile bir hükümdar arasında fark yoktur.
Hukûkan bir çobandan farkı yoktur bir şehinşâhın.

Bilâl Habeşi, Peygamberin müezzinidir, köle oğlu Üsâme ordu kumandanıydı.
Irk ve renk farklarını da kökünden söküp atar.
"Ey insanlar, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi birbirinizi tanıyasınız diye kabilelere, sülâlelere ayırdık, Allah nezdinde en şerefliniz en muttaki olanınızdır."
İnsanlık renk ve ırkla ölçülmez. Takva ve fazilet ile ölçülür. Şeref budur.(81)
Müşrikler işte bu müsavatı çekemiyerek hased ve asabiyet hislerine mağlûp olarak bu dine karşı gelmişlerdi. Beyhakî'nin rivayetine göre: Ebu Cehl asabiyet ve hased dâiyesiyle, "Gökten vahiy gelen Peygamberi çekemediğinden inan-mayız," demişti.
Tuleyha da Müseylime'ye:
"Ben şehadet ederim ki sen bir yalancısın, Muhammed sadıktır. Fakat Rabbinin yalancısı, bize Mudarın sadıkından daha sevgilidir." demişti.

Tavaf esnasında eteğine bastığından dolayı bir Müslümana tokat atan kodaman, Halife Ömer tarafından müsavi muameleye tâbi tutulduğundan bunu hazmedemiyerek soluğu hudut dışında almıştı. İslâmiyet işte böyle tam bir müsavat kurmuş ve onu tatbik de etmiştir. Bugün hâlâ demokrasinin yatağı ve alemdarı olan Amerikada renk mücadelesi yapılıyor. Bazı hususlarda müsavata riayet olunamıyor. İslamiyet ise renk ve ırk farkını 14 asır evvel kökünden kazımıştı.

Şu mübarek sese kulak tutun: Tarih böyle bir ses duymuş, insanlığın kulağına böyle kudsî bir ses çalınmış mıdır?
"De ki, ey ehli kitap, geliniz, aramızda birleşeceğimiz bir kelimeye! O da: Allahtan başkasına kulluk etmemek, ona hiç bir şerik koşmamak, Allahtan gayrı içimizden bazılarını Tanrı edinmemektir. Şayet onlar yüz çevirirlerse deyiniz ki, şahit olun, biz Müslümanız." (Ali İmran: 64)

Kur'an sair dinler erbabına hürriyet vermiştir. O karanlık devirlerde hürriyet esasını kurmuştur, "Lâ ikrahe fid-din: Dinde zorlama yoktur." "Ütrukûhüm ve ma yedinun, lehüm mâlenâ ve aleyhim ma aleyna" düsturdur. İslâm ülkesinde yaşayan diğer din erbabına ehli zimmet adını verir. Onları himayeden âciz kalınca cizye bile almayı helâl görmez.

"İslâmın Uyanışı'' (82) eserinde A.Metz der ki:
"Orta Çağlarda İslam ülkelerini Hıristiyan Avrupa'dan ayıran cihet şudur: İslâm ülkelerinde İslâmiyetin gayri diğer dinlere kanan bir çok kimseler yaşarken Avrupa'da böyle değildi. İslâm ülkelerinde kiliseler, manastırlar, havralar hükümetin sultasından hariçmiş gibi durdular; sanki memleketin bir parçası değilmişler gibi devam ettiler. Bu hususta kendilerine verilen ahidlere, imtiyaz ve haklara dayandılar. Yahudiler ve Hıristiyanlar; Müslümanların yanıbaşında yaşadılar. Böylelikle Avrupa'nın Orta Çağlarda tanımadığı müsamahakâr bir muhit meydana geldi. Yahudiler ve Hıristiyanlar kendi dinlerine inanmakta hürdüler. Ancak Müslüman olduktan sonra tekrar irtidad ederlerse o zaman ölüm cezasına çarptırılır. Halbuki Bizans memleketinde Müslüman olan bir kimsenin cezası ise öldürülmekti."

Emile Dermenghem "Hayatı Muhammed" nam eserinde Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki münaferete Hıristiyanların sebep olduğunu söyler. Endülüs'te Hıristiyanlar, Müslümanları kılıçtan geçirdiler. Devletin tanzim ettiği bir katliâm İslâm ülkelerinde olmamıştır. Halkın galeyanı başka.
Hiç bir Müslüman, Hıristiyan Peygamberini tahkir etmez. Fakat Hıristiyanlar boyuna Müslümanların Peygamberine dil uzatırlar. Her Müslüman, her Peygamberi hürmetle anar. Musa ve İsa isimlerini anınca "Aleyhisselâm" diyerek salât ve selâm gönderir. Bunu başka hangi din erbabı yapar? Müslümanlar Hıristiyanlara üstün ve galip oldukları zamanlar da böyle müsamahakâr hareket etmişlerdir. Hıristiyanlar hâkim vaziyete geçince hemen Müslümanlara tahakküme başlarlar.
Hıristiyanlar, akın akın Şark ülkelerine gelip Müslümanların öz diyarında Müslümanları kendi dinlerinden vazgeçirmeğe çalışıyorlar. Misyonerler kol kol geziyor. Dini kollejler dolu, lâik Fransa bile hariçte misyoner kullanıyor. Müslümanlar, bir Hıristiyan devletinde din propagandası yaptıkları yok. Din hürriyetine sadıktırlar. Hanefiye uleması, bir zımmi öldüren Müslümanın kısasen katline fetva vermiştir.
İslâmiyet kardeşlik dinidir. "Mü'minler birbirinin kardeşidir." Adalet hakkındaki naslar çok kat'îdir. "Allah adaletle emreder." "İnsanlar arasında hüküm ettiğiniz zaman adaletle hüküm etmenizi emreder." Bu âyetler birer adalet ve hakkaniyet fermanıdır.
Hazreti Peygamberin Veda Haccında söylediği hutbesinde beşeriyete ilân ettiği talimat çok yüksektir. Bunlar Hukuku Beşer Beyannamesinden çok önce
olduğu gibi çok da üstündür. Cemiyetlidir. Birleşmiş Milletlerin İnsan Hakları Beyannamesi eskinin noksanlarını tamamlamaktadır: "Barışa Davet" Hazreti Kur'an:ادخلوا السلم ولا تتبعوا خطوات الشيطان "Toptan sulha girin, şeytanın adımlarına uymayın, onun izinden gitmeyin" der. والصلح خير "Sulh hayırlıdır."
O mahzı hayırdır.
Mücadele için en güzel yolu gösterir: Hikmet ve Mev'izai hasene ile Hakka davet edilir.
"Rabbinin yoluna hikmetle, güzel mev'iza ile davette bulun ve onlarla en güzel tarzda mücadele et."
Kur'an'ın kurmuş olduğu yüksek ahlâk hakikaten şayanı hayrettir. En büyük mütefekkirleri bile hayran bırakır. Kur'an'ın ahlâkı, insanlık için meseli âlâdır, nümunei imtisaldir. En büyük örnektir.
Hazreti Peygamberin ahlâkı kendisine sorulunca Hazreti Ayşe boş yere: "O'nun ahlâkı Kur'an'ın ahlâkı(وانك لعلي خلق عظيم ) "Ve İnneke le alâ hulükın azim." diyor. "Sen
şüphesiz en büyük ahlâk üzeresin." Hazreti Peygamber de "Ben mekârimi ahlâkı tamamlamak için gönderildim." diyor.
"Müslümanlık ahlâk güzelliğinden ibarettir."Kur'an-ı Kerim'in istediği gibi insan olabilmek beşeriyet için en büyük gaye, ahassı âmâl olmalıdır. Bu yüce mefkürenin tahakkuku en büyük saadettir. Fevzi azîm odur. Yukarıda tercümesi geçen âyetlerde tasvir olunan Kâmil insana bak. İnsan işte öyle olur. İnsan öylesine denir. Kalanı insan müsveddesidir.
İslamiyet müsamahakârlık hususunda da örnekler verir. Müsamahanın fazileti hakkındaki şu âyete bak:
"İyilik ile kötülük asla bir olamaz, müsavi tutulamaz. Kötülüğe en güzel şeyle karşı gel. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık olan kimse candan bir dost gibi olur."
Müsamahakârlığın, tatlı sözün ve iyiliğin faziletini bu kadar güzel tasvir eden başka söz var mı?

_________


(80) İmam Busîyrî'nin kasidesi, "Kasidei Bürde" diye şöhret bulmuşsa da o "Kasidei Bürde" -değil, "Kasidei Bür'e" dir.
امن تزكرو جيران بذي سلمي "Emin tezekküri ciranın bizi selemi مزجت دمعاً جري من مقلة بدم Mezecte dem'an cerâ min mukletin bidemi.
diye başlar ve 162 beyt tutar. Türkçe muhtelif tercüme ve şerhleri vardır. "Kasidei Bürde" ise Hazreti Peygamberden af istemek üzere Şair Kâab Bini Züheyr'in Huzuru Risalette okuduğu kasidedir:
بانت سعاد وقلبي اليوم مقبول
"Bânet Suâdu ve kalbil-yevme mekbûlü ميتم اثرها لم يكد مقبول Müteyemmün israhâ lem yükde mekbûlü.
diye başlar. Bunun da tercüme ve şerhleri vardır. Nedense bu iki kasidenin isimlerini birbirine karıştırıyorlar.

(81) "Arabın, Arap olmayana, Arap olmayanın da Arab'a bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük takva iledir.'' Hadis-i Şerif
82) Bu eser Alman A. Metz tarafından Almanca yazılmıştır. Cemal Köprülü tarafından Türkçe tercümesi Ülkü mecmuasında çıkmıştır. Hüdabahş tarafından Almancadan İngilizceye tercüme olunmuştur. Arap, Hind âlemi eseri İngilizcesinden daha çok tanır.


Eserin yazarı: Osman Keskinoğlu Eser: Kuranı Kerim Bilgileri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Kuranı Kerim Bilgileri