KUR'AN-I KERİMİN YÜKSEK ÜSLÛBU

Kur'an'ın üslûbu diğer üslûplara benzemez. Kelâmullah, ne nazımdır, ne nesirdir. Nazım ve nesir kaidelerinden birine tâbi değildir. İlâhî Nazm-ı celil, beşerin edebiyat kaidelerine tâbi olur mu? Gönülleri coşturan, ruhları okşayan Allah kelâmı bütün kelâmların ve kaidelerin üstündedir. Eskiden beri ulema
Kur'anın belâgatı, fesahatı, üslûbu, i'cazı hakkında ciltlerle eserler yazmışlar, bu sahada kalem oynatmışlardır.
Yeni ediplerin bazı fikirlerine burada işaret edip geçelim:

Mısırlı Taha Hüseyn'e göre arapça kelam, edebi yazılar üç kısma bölünür: Nazım, nesir ve Kur'an.
Demek Kur'an nazım ve nesirden ayrı bambaşka bir üslûp tutmuştur. O ne nazım, ne de nesirdir, Kur'an'dır. Nazım ve nesir kaidelerine tâbi değildir. Ayetlerinin ve kelimelerinin tertibiyle hususi bir musikisi vardır. Zeki Mübarek "Nesri Fenni" nam eserinde Kur'an'ı nesirden saymış, bu mesele Mısır'da büyük gürültüyü mucip olmuştur.
Hakikaten Kur'an nesir de değildir. Ayetler cümle demek değildir. Cümlenin kelimeleri bazen öbür âyette kalır. Nesr-i Mürsel ve seci' de değildir. Secii iltizam etmez. Tesadüfen seci' gelir. Eski yeni edebi nevilerden birine benzemez ve uymaz. O Allah kelâmıdır. Onun ne sabıkı vardır, ne de lâhikı. Ne bir üstaddan öğrenilmiş, ne bir talebe tarafından taklid olunabilmiştir. Misli yoktur. O ne mevzun ne de mensurdur. Nâmütenahi nisbetlerin cezridir. Mütenahi olan edebiyat kaideleriyle Kur'an ölçülemez. Kur'an bir hârika-i muciz beyan, bir lisan mucizesidir.

Bir kısım müsteşrikler kendi görüş ve kanaatlarınca Kur'an'ı Hazreti Muhammed'in sözü gibi alırlar ve o yoldan hüküm yürütürler. Hazreti İsa ve Hazreti Musa hakkında vahyi kabul ettikleri halde Hazreti Muhammed'e (s.a.v.) bunu çok görürler.
Eski Ahidde Hazreti Lüt'un iki kızı mağarada babalarını sarhoş ederek nevbetle onunla yatıp hâmile kaldıkları yolunda, bir Peygambere ve bir babaya yakışmayacak surette şeyleri kabul eden bu kafalar, Ulûmi Evvelin ve Ahirini câmi' olan; akla, mantıka, nezahate aykırı tek bir kelimesi bulunmayan Kur'an'ın vahyini bir türlü havsalalarına sığdıramıyorlar. Kur'an'ın üslûbu Hazreti Muhammed'in diyorlar. Halbuki ortada açık bir hakikat var; Hazreti Muhammed'in hadisleri de var. Kur'an ile hadis arasındaki fark ne kadar barizdir. Âyet ile hadis derhal fark olunur. Eğer Kur'an da Hazreti Muhammed'in inşası olsaydı, Hadîsleriyle aralarında fark olmazdı. Hadîslerin Peygamberin lâfzı, sözü olduğu muhakkaktır; âyetler ise Allah Kelâmıdır.

Kur'an'ın bu yüksek âhengi neden doğuyor? Ebül-Alâ Maarrî (H. 449) "Fusûl ve Gâyât" adlı eseriyle Kur'an'ı taklide kalkışmıştı. Beğenilmedi, sönük ve pürüzlü denildi. O da: "Lisanlar onu 400 sene mihraplarda cilâlasın, düzeltsin, bak o zaman nasıl olur!" demiş. Yani Kur'an tekrarlana tekrarlana bu âhenk ve halâveti almış demek istiyor. İş ise tam bunun aksinedir. Yâni her hangi bir eser ilk defa yaptığı tesiri sonraki defalarda yapamaz. Tekrarlandıkça tesiri azalır. İlk kuvvetini kaybeder. Bu işin ruhiyatı böyledir. Tekrarlandıkça eskir,
kulak ve kalbe tatsız gelmeye başlar. Nazım, nesir edebi nevilerden hangisi tekrarlandıkça eskimemiştir. Tekrarlandıkça tesiri artan ancak Kur'an'dır.
Kur'an nazil olmazdan evvel Arap edebiyatının ezberlenmiş uzun kasideleri, hafızlara nakşolunmuş hutbeleri, nutukları vardır. Bunları daima okumuşlar, bugün de okuyorlar, okullarda öğrenciler öğreniyor.

Muallekât-ı Seb'a = Yedi Askı sahiplerinde İmriül-Kays'ın: "Kıfâ Nebki min zikrâ Habibin ve Menzili" diye başlayan kasidesi karşısında kaç defalar durdular ve onu okuyup dinlediler. Fakat bu, şiir mertebesinden bir parmak bile ileri geçemedi. Hep o şiir, hep o şeyler. Demek Ebül-Alâ'nın 400 sene mihraplarda lisanların pürüzlerini cilalamasını beklediği eseri 1400 sene de geçse yine o kalacaktır.
Bir şey ne ise odur. Sır dillerin işlemesiyle değil, eserin içindedir. Nasıl ki Ebül-Alâ'nın eserinin üzerinden 925 sene geçtiği halde aynı yerde durmaktadır. Bir

Hadis-i şerifte geçtiği gibi "Çok tekrarlanmakla Kur'an asla eskimez." Hakikaten tekrarlandıkça tesiri artan bir kelam varsa o da Kur'an'dır. Yer ve gök kitapları içinde ona bu haslette benzeyen başka bir kitap yoktur. Bu da Kur'an'ın mucizesidir. Allah Kelâmı olduğuna en büyük delildir.
Müslümanların kulakları Kur'an'ın makam ve sadasına o kadar alışmıştır ki onu derhal farkeder. Mânasını anlamasa da zevkle dinler. Bu kitap, ruhlara işler, mü'minlere şifa ve rahmettir.


Eserin yazarı: Osman Keskinoğlu Eser: Kuranı Kerim Bilgileri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Kuranı Kerim Bilgileri