KUR'AN'IN ÜSLÛBU,TAKLİDE YELTENENLER,NESİH MESELESİ

Sahabîden yetmiş kadar müteaddit yol ile sabit olduğundan mütevatir hadis sayılan "Kur'an,muhakkak ki yedi harf üzerine nazil olmuştur" hadîsinden anlıyoruz ki, Kur'an-ı Kerim yedi harf üzere nazil olmuştur. Bu yedi harf nedir? Bu hususta ulema arasında ihtilaf vardır. Herkes harfi çeşit anlamış ve ona göre hüküm yürütmüştür.
Harf lügatta: Lügat, cânib, kenar demektir ve harf mecazen vecih ve keyfiyet mânalarına da ıtlak olunur.
Ulema harfin tefsir ve te'vilinde ihtilaf etmişlerse de ekseriyet bundan maksat lügattir, lehçelerdir demişlerdir. Harfin bir manası da lügattır. Daha sonraları harf kelimesinden kıraet yani telaffuz kasdedilmektedir. İbni Mes'üd harfi diyerek, İbni Mes'ud kıraetini kasdederler. "Kur'an yedi harf üzerine nazil oldu" hadis-i şerifindeki harften murad acaba nedir? Bu husustaki düşüncelerden mühimcelerini sayalım:

1- Yedi harften murad, yedi lügattir veya meşhur arapça lehçeleridir.

2- Muhkem, müteşâbih, umûm, husus, nâsih, mensûh, kasas gibi şeylerdir.

3- Emir, nehiy, vaad, vaîd, cedel, kasas, mesel gibi umurdur.

4- İdgâm, izhâr, imâle, kasr, med, şedde, sükûn, hareke gibi şeylerdir.

5-Yedi türlü okunuştur, yedi kıraettir.

6-Yedi harften murad yedi vecihdir.

7- Yedi harften murad yedi adedi değildir, yediye bağlı değildir. Maksad kolaylıktır. Kadı İyad bu fikirdedir. Şimdi bunları biraz izah edelim:
Kur'an-ı Kerim Arap dili ile nazil olmuştur. Kureyş lehçesi esastır. En fasih olan Kureyş lehçesiyle diğer bazı lehçelere göre okumaya da müsaade olunmuştur. En fasih Kureyş lehçesi olduğu halde Kur'an'ın neşrini tamim için diğer lehçelerle kıraete de müsaade edilmiştir.
لقد جاءكم من أنفسكم عزيز

"Lekad caeküm Resulün min enfüsiküm (Enfesiküm) Aziz." gibi.
Bir kabile harekeyi bir türlü okur, i'rabı ona göre yapar, diğer bir lehçe başka türlü okur. Meselâ (Ma haze beşaran, beşarun) ما هذا بشراً،بشر gibi kıraetler
var. (Yükezzibun, Yekzibun) يكذبون،يكذبونgibi bab farkları hep böyledir.
Böyle çeşit okumanın sebebine gelince: Her kabilenin, bir telâffuz tarzı, harf çıkarışı vardır. Harflerin mahreçleri başka başkadır. Bu her millette öyle değil mi? Her dilde muhtelif lehçeler, şiveler yok mu? Dil, damak, dudak, hançere bunların kolayca değişmeyip alıştığı gibi telaffuz ettiğini görüyoruz. Kabileler, Kur'an'ı Hazreti Peygamberin okuduğu gibi okudular, ancak kolaylık için Hazreti Peygamber onlara bazı hususlarda müsaade etti. Muayyen yerlerde kendi dillerinin döndüğü gibi okudular. Bu şu demektir: İmâle, cezim, idgâm, ihfâ, izhâr, med yaptılar. Yoksa rastgele, istedikleri gibi okudular demek değildir.
Hazreti İbni Abbas'ın dediğine göre yedi harf, yedi lügat oluyor. Lâfız ve maddesi başka başka kelimeleri birbiri yerine kullanmak: Helümme, Teal, Akbil gibi.
ان ناشئة هي اشد وطاًواصوب قيلاً
Ayetindeki (esvab) için Hazreti Enes de "Esvab, akvem, ehda" hep birdir diyor.
Bunlara göre yedi harften murad işte böyle lafzı ve maddesi muhtelif lügattir, kıraetlerdir. Yoksa yalnız şekil ve suretteki ihtilaflar, kıraet farkları değildir. Yani kasr, med, hareke, sükûn, nakl, i'rab gibi şeyler değildir. Kur'an-ı Kerim lafız ve maddesi muhtelif yedi lügat üzere inmiştir, bu da ilk zamanda alıştırmak içindir.
Bu hususta Taberî'yi (H. 310/M. 893) dinleyelim. O diyor ki:
"Ulemadan bir kısmı yedi harfin: Emir, nehiy, vaad, vaid, cedel, kasas, mesel gibi yedi mâna olduğuna kail olmuşlardır. Fakat bu doğru değildir. Yedi harf, yedi lügattir. Çünkü Resulullahın hayatında iken eshab, çeşitli kabileler Kur'an'ı muhtelif surette okudular. Resulullaha varıp herkes kendi okuyuşunun doğru olduğunu iddia etti. Resulullah her kâriin okuyuşunun doğru olduğunu söyledi. Her birine öğrendikleri gibi okumalarını bildirdi. Hattâ bazılarının kalbine bu işten şüphe bile düştü. Nasıl olur da Resulullah her kâriin okuyuşunu doğru görüyor dediler. Resulullah işi onlara beyan etti."
Taberi'nin işaret ettiği hadiselerden birisi şudur: Hazreti Ömer diyor ki:

Hişam bini Hakîm'i Furkân sûresini Resulullahın bana okuttuğundan başka türlü okurken işittim. Kıraetini kesecektim. Fakat bekledim. Haydi namazını bitirsin, dedim. Selam verdikten sonra yakasına yapıştım. Bu sûreyi sana kim böyle okuttu? dedim. Resulullah dedi. Yalan, dedim. Resulullah bana senin okuduğun gibi okutmuyor. Onunla Resulullaha gittik. "Ya Resulullah" dedim. "Bu, Furkan sûresini benim okuduğumdan başka türlü okuyor." Resulullah: "Bırak onu" dedi. Sonra Ona: "Oku ya Hişam" dedi. O da, ben işittiğimde nasıl okuduysa öyle okudu. Resulullah: "Böyle nazil oldu" dedi. Sonra: "Ya Ömer sen oku" dedi. Ben de, bana öğrettiği gibi okudum: "Böyle nazil oldu" dedi. Bu Kur'an yedi harf üzerine nazil olmuştur, hangisi kolayınıza gelirse öyle okuyun." (Buhari ve Müslim).
Burada şunu da ilâve edelim ki her kabileye kolaylık olsun diye kendi lehçesiyle okumaya izin verildi. Bu demek değildir ki, herkes, her Arap lehçesiyle istediği gibi okusun. Bu hususta ancak mervi olan kıraetler okunabilir. Resulullah neye müsaade ediyorsa o yapılır.
Taberî burada mühim bir noktaya temas ediyor. Diyor ki: "Kur'an bir lûgatla mı nazil oldu, yoksa mânası birbirine uygun yedi lûgatla mı? Mesela birbirine müteradif kelimeler var, aşağı yukarı biraz farklı bir mânaya delâlet ederler. (Helümme) kelimesini alalım: Bunun yerine şu kelimeleri de kullanabiliriz: "Akbil, Teâl, İleyye, Kasdi, Nahvi" Bunların lafız ve maddeleri başka başka ise de mânaları, delâletleri aşağı yukarı bir gibidir. İşte Kur'an böyle yedi lûgatla nazil olmuştur.
İbni Cerir Taberî (H. 31O/M. 893) diğer mühim bir noktaya temas ederek müstakil bir tarihçi sıfatiyle diyor ki: "Mademki Hazreti Osman bir harf üzerine topladı, diğer altı harf ne oldu? Halbuki Resulullah onları okumuş ve onlarla okumaya müsaade etmişti. Bunlar nesih olunarak refi' mi edildiler? Nesih olun-duklarına delil ne? Yoksa ümmet unuttu mu? Bu ise hıfzı ile emrolunan şeyi zayi' etmektir.

Taberi bu güç sorulara çok güzel ve hoşa gidecek şekilde cevap veriyor: "Altı harf nesih edilip kaldırılmadı. Hıfzı ile memur olduğu halde ümmet onları zayi' etmiş de değildir. Ümmet Kur'an'ın hıfzı ile memurdur. Fakat bu yedi harften hangisiyle isterse onunla kıraet ve hıfızda muhayyerdir. Yedinin yedisiyle de değil, yediden hangisiyle olursa olsun, Kur'an'ın hıfziyle memurdur. Kur'an mahfuz olsun da, yediden hangisiyle olursa olsun. Ümmet te bunu yapmıştır. Bir hikmete binaen diğer kıraetleri bırakarak yalnız bir kıraeti kabul etmiş, birliği korumuştur. Fıkıhtan bunu açıklayan bir misal getirelim: Zengin bir kimse yemininden dönerse üç kefaretten biriyle mükelleftir: "Köle azad etmek, on fakir doyurmak veyahut on fakir giydirmek." Bunların üçünü de yapmakla değil, biriyle memurdur. Birini yapınca, iş yerine gelmiş olur. Kefaret yapsın da hangisiyle olursa olsun. İşte ümmet de bunu yapmış, Kur'an'ı hıfz etmiştir. Demek oluyor ki, İmamı Taberi'ye göre de yedi harf, yedi lügattir. Fukaha, kurra ve mütekelliminin çoğuna göre yedi harf Mushafı Osmani'de mevcuttur.
Süyutî de İtkan'ında. yedi harften muradın Zöhri, Sa'leb, Ebu Ubeyde'ye göre yedi lügat olduğunu söylüyor. Ancak onlara göre bu lügatlar müteferriktir. Yâni Kur'an'da fasih Arap lûgatlarından kelimeler vardır. Esas Kureyş lügati olduğu halde Hüzeyl, Hevâzin, Yemen vesair lügatlar da vardır.
Yedi harften murad, yedi lügattır, diyenlerin gözettikleri maksat şudur: Her kabileye kendi telaffuzuna göre kolayca okuyabilsin diye genişlik gösterilmiştir. Kureyş "Hattâ" der. Hüzeyl ise bunu "Atta" şeklinde telaffuz eder. Bunu
gösteren rivayetlerden birisi şudur: ( اثيم) "Esim" diye dili dönmiyene (فاجر) ''Fâcir demeye müsaade gibi.
Tahavi'ye göre bu bir ruhsattı. Kitabet, zabt, hat, meselelerini bilmediklerinden bir çoklarına bir lâfızla okumak zor gelirdi. Sonra kitabet ve hat kolaylaştığından bu özür kalktı.
Ebu Şame'ye göre de: Kur'an Kureyş lûgatiyle indi. Sonra kabilelere muhtelif olan lafızlarla, i'raplarla herkesin âdeti üzere okumasına müsaade edildi. Bu müsaade gelişigüzel değildir. Resulüllahın izniyle mukayyettir. Bir kabilenin başka kabile lûgatına geçmesiyle kimse teklif olunmadı. Çünkü bunda güçlük var. Araplarda asabiyet dâvası da vardır. Din ise hep kolaylık emreder.
Araplar zaten harf kelimesini lügat yerinde istimâl ederler. İslâmiyetten sonra ise harf kelimesi kıraet yerinde kullanılmaya başlandı. İbni Mes'ud harfi yâni kıraeti denir.
Süyutî (H. 91 l/M. 1505) İtkan'da bu hususta şunları zikrediyor: Kur'an'ın yedi harf üzerine nazil olduğu hadisinin sıhhatini yirmi bir sahabinin şehadetiyle isbat ettikten sonra şunu yazıyor: Hazreti Osman, bu hadisin sıhhatini tevsik etmek istedi de mescitte toplanmış olan ashaba:
''Bu hadisi Resulullahtan işiten ayağa kalksın'' dedi. Bütün mescid ayağa kalktı. Hz. Osman: "Onlarla beraber ben de şahidim." dedi.
Bundan sonra Süyutî hadis etrafında söylenen kavilleri sayıyor ki bunlar kırk şu kadar tutuyor. İşkâlden işkâle geçiyor. Süyutî'nin kanaatına göre burada yediden maksat adet değildir. Murad kolaylık ve âsanlıktır. Zaten bütün kaviller işi evirip çevirip bu kolaylığa getiriyorlar. Hepsinin haddi müştereki kolaylıktır.
Ebu Hâtem'e göre yedi harf hadisi hakkında 35 kavil vardır, Kurtubi bunları zikreder. Abdurrahman Ebu Şame de bu hususta müstakil bir eser yazmıştır. Yedi kelimesi birliklerde çokluk ifade için kullanılır, mutlaka yedi adedi kasdedilmez. Yetmiş de onluklarda aynı tarzdadır.(52)
İşte böylece her kavle göre maksat kolaylık olmuş oluyor. Yedi kıraet ile bu
yedi harf meselesini karıştırmamak. Bazıları, adedin aynı olmasından böyle bir hatâya düşüyorlar. Süyutî'nin dediği gibi bu cehalettir.

Tirmizî (H. 279/M. 868), Übey Bini Kâab'dan rivayet ediyor: Resulü Ekrem Efendimiz, Cibril'e demiş ki:
— Yâ Cibril, ben Ümmi bir kavme gönderildim. Bunların arasında kocakarılar, ihtiyar erkekler, küçük kızlar, oğlanlar, ömründe kitap okumamış adamlar var.
Cibril de:
— Yâ Muhammed, dedi, Kur'an muhakkak ki yedi harf üzerine nazil olmuştur. "Kimin nasıl kolayına gelirse öyle okusun." Dinde güçlük yok.
Hazreti Peygamber "Kolaylaştırın, sakın güçleştirmeyin, müjdeleyin, sakın nefret ettirmeyin!" buyurmaktadırlar.
Kur'an-ı Kerim Arap dili, Kureyş lügati üzere nazil olmuştur. Ancak Kur'an-ı Kerim'de başka kabilelerin lügat, lehçelerinden de kelime bulunduğu şüphesizdir. Hattâ aşağıda geleceği üzere başka milletlerin dillerinden de kelimeler vardır. Celâleddini Süyutî bunları İtkan'ında bol bol zikreder.
Meselâ "Ustur" Hımyerce kitap demektir. "Kitaben mestura"yı buna göre alıyoruz. "Lehiv" Yemen lûgatında kadın manasınadır, arapca metin "Lev eradna en nettehize lehven" âyetini öyle anlıyoruz. Böyle bazı kelimelerin başka kabilelerin veya milletlerin lûgatlarından olması Kur'an'ın fasih ve açık arapça olmasına asla halel vermez. Bir kelimenin mânasını bilmemek, âyetin mânasını anlamıya mâni değildir. Onun için Hazreti Ömer "Ebben" kelimesi için: "Ey anasının oğlu, Ebben'in mânasını bilmezsen ne çıkar sanki" demiştir. Bir kabileye mahsus bir kelime bulunup ta onun mânasını bilmemek umumî anlayışa engel olmaz.
Ashabı Kiram, Kur'an hakkında bilgilerini arttırmaya çalışırlar, bilmediklerini sorarlardı. Hatta bir kelimeyi öğrenmek için saatlerce durup bekleyenler, günlerce yola gidenler vardır. Kendi reyleriyle bilmeden bir şey söylemekten son derece çekinirlerdi. Hazreti Ebubekir demiştir ki: "Eğer ben Kitabullah hakkında bilmediğim bir şeyi söylersem beni hangi gök gölgelendirir, hangi yer barındırır?"
Bilindiği üzere Kur'an'da Farsça, Türkçe, Yunanca, Habeşçe, Mısırca, Âramî, Keldanî, Hımeyrî, İbranî, Süryanî kelimeleri vardır. Arap kabilelerinin muhtelif lûgatları da Kureyş lehçesine karışmıştır. Böylelikle Kur'anda herbirinden bulunmuştur. Ancak kabile lûgatlarının bozuk lehçelerinden bir şey girmiş değildir. Meselâ bir Yunanlı "Şin" harfini söyleyemediği gibi Temim kabilesi de 'Sin" harfini söyleyemez. "En-nâs" yerine "En-nât" der. Kays kabilesi izafetteki müennes ''K'' harfini ''Ş'' ye tebdil eder. ''Kitabik: Kitabiş'' olur.
İşte Kur'an-ı Kerim bu gibi bozuk lehçelerden uzaktır. Arap kabilelerinin çoğunda i'rab yokken Kur'an sondaki i'rabı katiyen ihmal etmez. Kur'an en
fasih Arap dili iledir. İşte bazıları yedi harf bu çeşitli diller, kabile lehçeleridir diyor ki, bunlara göre her dilden kelimeler karışmış ve bunlar Kureyş lehçesiyle kaynaşmıştır. Sa'leb, Ebu Hatim Sicistani vesaire bu fikirdedir. Yâni Kur'an Kureyş lûgatiyle indi, fakat diğer lehçeler ve lûgatlardan da kelimeler var, onda kaynaştılar.

Netice olarak diyebiliriz ki: Kolaylık olsun diye muhtelif lehçelerle okuyuşa Resulullah müsaade etmişti. Herkes kendi okuyuşunu doğru iddia edip diğerini inkar bile etmişti. Hattâ Hazreti Ömer kızarak birinin yakasına yapışıp Resulullaha getirmişti. Übey Bini Kâab'ın içine bu yüzden şüphe bile düşmüştü. Resulullah: "Kur'an yedi harf üzerine indi, kolayınıza gideni okuyun." demişti. Resulullah bu çeşit okuyuşlara kendi hayatında cevaz vermişti; kolaylık olsun diye, müsaade etmişti. Sonraları bu ihtilaflar arttı. Resulullah ihtilafları sevmezdi. "Sizden öncekileri ihtilaf helak etti." diyordu. Bu ihtilaflar manayı bozacak bir şey değildir, kabile lehçelerinin icabı müteradif sözle okuyuşlardı. Kolaylık olduğundan ve maksadı da bozmadığından buna müsaade ve cevaz verilmişti. İşte yedi harf budur. Sonraları ihtilaf arttığından Hazreti Osman bir kıraet ve bir Mushaf etrafında toplamıştır.

_______

52) Türkçemizde de böyledir. Yedi devlete meydan okudu, yetmiş milletten hariç tâbirleri gibi. Yedi adedi muteber tutulur. Onda kemal manası sezilir. Bir çokları Sebiyyât diye eserler bile yazmıştır. Yedi kat gök ve yer; haftalar yedi. Yedi kere tavaf, yedi âzâ üzerine secde, tasavvufta yediler var. Edebiyatta bile yedi, ilham verici bir şeydir.
M. Sadık Rafiî, İ'cazı Kur'an'ında bu hususta diyor ki: "Edib Safedî'nin yedi sayısı hakkında, bir eseri vardır. Yunanda bir adet felsefesi vardı. Kâinatın aslı rakamlardan çıkar. Rakamlar büyük rol oynar. Yedi bütün adetleri toplar. Adetler ya tek veya çifttir.
2 rakamı birinci çift, 4 rakamı ikinci çifttir. 3 birinci tek, 5 ikinci tekdir. Birinci tekle ikinci çift veya ikinci çiftle birinci tek toplanınca yedi olur. Adetlerin aslı olan 1, filozoflarca adedi tam sayılan 6'ya ilave olununca yedi olur ve bu kemâle delalet eder. Onun için yedi kutsal bir adettir. Kemâl, tamamdan sonra, onun üstünde olan bir derecedir. İşte Kur'an'ın yedi harf üzerine nüzulünde ince bir remz vardır. Bu şu demektir. Kur'an'ın lügati ve kelimelerin terkibi kemal derecesindedir. Kur'an, kelâm-ı Arabın kapısıdır."



Eserin yazarı: Osman Keskinoğlu Eser: Kuranı Kerim Bilgileri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Kuranı Kerim Bilgileri