Zağra ve Pilevne Zaferler!

Zağra ve Pilevne Zaferler!

Süleyman Paşa, kumandası altındaki askeri mecburî yürüyüşle Dedeköy üzerinden Zağraya indirdi. Burasını tahkim



ettikten sonra Eski Zağra üstüne yürüdü. General Gurko'nun kuvvetlerini iki günde perişan ederek çekilmeğe mecbur etti. Tam bu günlerde de Gazi Osman Paşa, düşman elinde olan Pilevne üzerine yürüdü ve bir günde ele geçirdi. Rusların yedi bin, bizim — Allah'a şükür — yalnız bin askerimiz kırılmıştı. Üstüste gelen iki zafer haberi, Orduyu da Milleti de şahlandırdı.
Muharebenin o güne kadar iyi idare edilmediği hakkındaki kanaat umumî idi. Saraydaki büyük Kumandanlardan kurulu Harp Divanı'nın kararı ile Sarasker Abdülkerim Nadir Paşa ile Redif Paşa'yı Başkumandanlıktan azlettim ve yerine müşir Mehmet Ali Paşa tayin edildi.
Bu sırada Süleyman Paşa'dan bir telgraf aldık. Hıfzı Paşa kumandasında elde tutulan bir mikdar kuvvetin cep heye gönderilmesini istiyordu. Halbuki bu kuvvetler, cephenin yarılması halinde düşmanı tutacak kuvvetlerdi. Har Divanı Süleyman Paşa'ya durumun bildirilmesini uygun gördü ve bildirdi.


Süleyman Paşa'dan Küstah Bir Cevap..

Süleyman Paşa'dan edeb dışı bir karşılık aldık : «Burada ben muvaffak olmazsam memleket elden gider, o zaman Payitahta da ihtiyaç yoktur» diyordu. Bu şımarık ve küstah cevabı Harp Divanı, ne meslek terbiyesine, ne devlet memuru vekârına sığdıramadığı için, ittifakla Süleyman Paşa'nın azline karar verdiler. Süleyman Paşa'nın Balkan Orduları Baş Kumandanlığı, Gazi Osman Paşa'ya tevcih edilecekti.
Ben, müdahale ettim ve önce durumun Gazi Osman Paşa'ya bildirilmesini, Osman Paşa'nın mütaleası alındıktan sonra karara varılmasını istedim. Tahmin ettiğim gibi Gazi Osman Paşa bulunduğu yerden ayrılmasının çok mahzurlu olacağını anlatarak, bu vazifenin Süleyman Paşa'ya verilme-

inin doğru olacağını mütalea olarak bildirdi. Cephede düşmanla dövüşüp zaferler kazanan Osman Paşa gibi bir askerin mütaleası ehemmiyetli idi. Süleyman Paşa'nın son telgrafından da anlaşılacağı gibi, kendi düşüncelerinin daima dünyanın nizamı olduğuna inandığını bildiğim halde, Başkumandanlığa getirilmesini Harp Divanına teklif ettim. Harp Divanı benim isteğimi hoş karşılamadı, fakat bununla beraber Süleyman Paşa, yalnız Balkan Orduları değil, Tuna Ordularının da Başkumandanı tayin olundu.
Şimdi insaf ile düşünülsün; Ben Mithat Paşa'nın arkadaşlarına, Abdülaziz Han Emmim'in tahttan düşürülmesine karışmış insanlara düşman olsaydım, Süleyman Paşa'yı Harp Divanına mı verir, yoksa Balkan ve Tuna Ordularının Başkumandanı mı yapardım?. Acaba benim yerimde hangi Padişah olsaydı, kendisine böyle küstahça ve hattâ hakaret dolu telgraf çeken paşasını bağışlardı? Ben mi kin güdüyorum, yoksa, kendisini tenkit eden paşaları, cephede dövüşen askerin gözü önünde tutuklayıp «kurşuna dizilsin» diye İstanbul'a gönderen Süleyman Paşa mı?..


Ruz-i Mahşerde Bunu Bana Sormayacaklar..

Ben, tırnağının ucu kadar memlekete faydası dokunacak kimselerin boyunca günahlarını gözümü kırpmadan bağışla-mışımdır. Çünkü benim bulunduğum yer, şahsî kayguların çok üstüne çıkılması gerekli olan bir makamdır. Yeryüzünde bunu bana soran olmasa bile, ruz-i mahşerde, her yaptığımın hesabının sorulacağını bilir ve iman ederim. Padişah olarak elbette benim de kusurum olmuştur; fakat hangi kusurum olmuş olursa olsun, kin gütmek, devlet ileri ile duygularımı karıştırmak gibi bir kusurum — elhamdülillah — olmamıştır. Ruz-i mahşerde böyle bir suale muhatap olmayacağım.

Rusların Balkanlarda ilerlemesi ve bazı kalelerimizi ele



geçirmesi, Bulgarları azdırdı ve buralardaki Türklere, tarifsiz zulümler, işkenceler ve hakaretlerde bulunmaya başladılar. O derece ki, hemen bütün Avrupa gazeteleri bu insanlık dışı davranışları yazıyorlar ve Bulgarlara lanet ediyorlardı. Ben, bu haberlerin İstanbul ve taşra gazetelerine aksetmemesine büyük bir dikkat gösteriyordum. Çünkü buralarda da Müslüman ahalinin galeyana gelmesi ve buradaki gayri müs-lim ahaliye misliyle mukabele etmesi pek mümkündü. Bu takdirde, bütün Avrupa bir kere daha bizim aleyhimize dönecek, gayr-i müslimleri himaye iddiasile İngiliz ve Fransız Donanması İstanbul önlerinde görünecekti.


Süleyman Paşa'nın Aklı - Fikri Şöhret Yapmakta..

Fakat cepheden Süleyman Paşa durmadan telgraf çekiyor ve mezalimi anlatarak bunların İstanbul ve taşra gazetelerinde yayınlanması için gazetecilerden kurulu bir heyetin kendi yanına gönderilmesini istiyordu. Çünkü aklı fikri şöhret yapmaktaydı. Bunlar, gazetelerde yazıldıktan sonra, ne olup bitebileceğini aklından dahi geçirmiyordu. Bütün ısrarlarına rağmen gazetecileri göndermedim ve haberlerin yayınlanmasını önledim. Kendisine bu husustaki düşüncelerimizi yazdıktan sonra da cevaben hepimizi korkaklıkla, vehimle suçlayacak kadar ileri gitti.

Şimdi düşünüyorum : Bu işde bir hata varsa, acaba mezalimi gazetelere yazdırmayıp zaten ızdırap içindeki ülkeyi yeni kargaşalıklara ve tehlikelere düşürmemek mi, yoksa yazdırıp, tamiri imkânsız felaketlere yol açmak mı?..

Bu kadarcık şeyi düşünemeyecek bir Paşa'yı Orduların Başkumandanı yapmak hatasını ben kabul ederim. Ama Süleyman Paşa'yı, şişiren yardakçıları da paşalarının «Benim



istediğim olsun da memleket ne olursa olsun» diyecek kadar hadgâm ve basiretsiz olduğunu kabul etsinler!
Rus Savaşını Süleyman Paşa'nın Başkumandanlığında kaybettik. Harp Divanı, Başkumandan'ın hataları yüzünden savaşı kaybettiğimiz kanaatindeydi. Kumandanları kullanamadığı, askeri kullanamadığı, bu yüzden hem bozguna sebep olduğu, hem savaşı kaybettiği ileri sürülüyordu. Muhakeme edilmesini istediler. Askerî bir işti, karışmadım. Muhakemesi askerler tarafından yapıldı ve kabahatli bulundu. Cezayı bağışladım, kendisini İstanbul'dan uzaklaştırdım. İşte Süleyman Paşa hikâyesinin iç yüzü... Bu onun için ağır bir ceza olmuşsa, benim takdirimle değil, Allah'ın takdiriyle-olmuştur. Başkaca taksiratı varsa Allah bağışlasın...


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri