Vatan Hainlerine Karşı Sansür


Vatan Hainlerine Karşı Sansür

Yine Avrupa'ya gönderdiğim gençlerin bazıları, Fransız İhtilali'ni okuyup öğreniyorlar, bu ihtilalin neden koptuğunu araştırmadan buna özeniyorlar ve memlekete geldikleri zaman, halkı ayaklanmaya çağırmayı vatanseverlik sayıyorlardı; izin vermiyordum. O zaman, tıpkı ülkemin düşmanları gibi bana «Kızıl Sultan» diye hücum ediyorlardı. Ben bu fikirlerin memleketimde yayınlanmasına engel oluyordum.

«Sansür» işte budur! Çeşitli çalkantılar içinde ayakta durmağa çalışan ülkeme, şifa yerine zehir sunmak isteyenlerin önüne geçmenin adı «Sansür»dür.

Yazdım, yine yazacağım. Söyledim, yine söyleyeceğim; benim ülkemde hangi fikir adamı, hangi edebiyatçı, hangi bilgin faydalı bir yazı yazmış, konferans vermiş yahut kitap çıkarmış da ben bunu önlemişim? Bırakınız önlemeyi, ben buna destek olmamışım? Bu kendini bilmez, yaşadığı ülkeyi bilmez, görüp okuduğunu bilmez bazı kalemler, bazı kelimelerle beni taşlamak hevesine düşmüşler ve memurlarım ülkenin vahdetini ve huzurunu korumak için bunları engel-lemişlerse, kendilerine memleketim namına teşekkür ederim. İyi etmişler, berhudar olsunlar!..
«Zulümle Değil Şefkatle»
«Zulümle Değil Şefkatle»

Bahçıvan çiçeklerini nasıl muzır böceklerden korursa, ben de memleketimi sözde fikirlerden korudum; onların, devletimi kemirmesine müsaade etmedim. Fakat bu gençlere, yanlış fikir sahibidirler diye zulümle değil, şefkatle muamele ettim. Pek çokları ile teker teker uğraştım, onlara doğru yolu göstermeğe uğraştım; onların gençlik ateşini memleketin hayrına çevirmeğe çalıştım, İçlerinde muvaffak olduklarım da oldu, olmadıklarım da... Harcadığım emekler helâl olsun. Bu gayretlerimi, vicdanları satın almak için değil, vicdanları aydınlatmak, için kullandım.
Dünyaya nefesle, âhirete nefisle bağlı olduğum su günlerde apaçık söylüyorum ki, benden sonra devlete el koyanlardan hiçbiri, benim kadar fikre saygılı olmasını bilmedi-ler. Hürriyet, hürriyet diye devlete oturdular, fakat gelir gelmez Hürriyeti yalnız kendileri için istediklerini de ortaya koydular. Onların anladıkları hürriyetin, bana sövüp sayma, kendilerini alkışlama hürriyeti olduğu eserlerle ortadadır. Köprü üstünde muhalif muharrir öldürmek hürriyeti de buna dahil!..Allah memleketimi bu çeşit hürriyetlerden korusun!..
31 Mart Hadisesi
31 Mart Hadisesi

31.Mart.1333 (1917) Beylerbeyi

Tarihi koyarken elimde olmadan titredim. Gerçi, yeni tarih hesabile o güne daha on üç gün var. Bu isim, rakam olmaktan çıkmış, bir tarih dönemine nişan olmuştur. Otuz-bir Mart Hadiselerinin ortaya çıkacağını, önceden pek az kimseler hissettiler. Fakat hakikati, sebebi ve sebep olan-



lan hiçbir kimse temamile bitmemiştir. Bu meselenin kapalı kalmasını asla istemem. Hiçbir yönünü saklamadan, değiştirmeden yazacağım.
Otuzbir Mart Hadiseleriyle benim kesinlikle ilişiğim yoktur. Hattâ kendiliğinden gelmiş ibu fırsattan yararlanmaya bile tenezzül etmedim. Eğer hadiselere girmek isteseydim ve istifadeyi düşünseydim, bugün Beylerbeyi'nde değil, Yıldız Sarayı'nda bulunurdum.
10 Temmuzda pek zayıf oldukları halde, benim hoşgörümü zaafıma veya kuvvetimden yararlanmak yolunu bilmediğime bağlayarak (İttihat ve Tarakki Cemiyeti) yukardan atıp tutmaya başladı. Bakston'a verilecek ziyafet meselesinde Kamil Paşa'nın haklı itirazı Babıâli ile (İttihat ve Tarakki) Genel Merkezinin arasını açtı. «Nigenban-ı Meşrutiyet» (Meşrutiyet bekçileri) olmak üzere Üçüncü Ordudan getirilen Avcı taburları ve bu taburlardan İkinci Fırkanın bir taburunu birdenbire tepelemeğe kalkışması, İstanbul'daki askerlerin kalbini kırmıştı. İttihat ve Tarakki, her gün biraz daha düşüyordu. İki taraf gazeteleri ise, hususiyetle İslâmları birbirine düşürmekteydi.
Kâmil Paşa, kat'i tedbirlere baş vurmanın yeri ve zamanı geldiğini söyledi. Edirne'de bulunan 2.ci Ordu Kumandanı Ferik Nazım Paşa da, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin her işe karışmasından ve Cemiyete bağlı subayların tavır ve tutumlarından iyice usanmıştı. Kat'i tedbirler alınmasını bana yazı ile bildiriyordu. Avcı taburlarını geri çevirmeyi ve buradaki askerleri yatıştırıp azaltmayı kararlaştırmıştık.
Tertip Başka Takdir Başka
Tertip Başka Takdir Başka

Harbiye Nazırı Ali Rıza Paşa, kabiliyetli bir asker ise de yumuşak bir adamdı. Ayrıca da Cemiyete kendisini iyice kaptırmıştı. Nazım Paşa'nın o günlerde efkâr-ı umumiyede bir yeri vardı. Vaktile Erzincan'a sürülmüş olması, siyasî bir sebebe bağlı olmamakla beraber, Paşa'yı halka sevdirmişti, istediğim, huzuru,, durumu eski haline getirmek ve Millî Murakabenin rahatça işlemesini sağlamaktı. ,.
Nazım Paşa ile olan bu macerayı unuttum ve Harbiye Nezareti'ne getirilmesini kabul ettim. Bahriye Nazırı da Cemiyet'e gönlünü kaptırmışlardandı. Bu nezarete de, vekâleten Hüsnü Paşa'nın getirilmesini uygun buldum. Bazı gazetelerle Milletvekilleri ve Ayan azaları bunu, Meşrutiyete bir darbe gibi gördüler. Kâmil Paşa Kabinesinde bulunan İttihatçı Nazırlar hemen çekildiler. Adliye Nazırı Man-yasî zade Refik Bey, az sonra ölümle neticelenecek bir hastalıkla evinde yatıyordu. Cemiyetin bazı ileri gelenleri ve özellikle Selânikli Rahmi Bey'le aralarının açık bulunduğunu işitiyordum. Manyasîzade fikir bakımından Kâmil Pa-şa'ya yatkındı. Bu yatkınlığından yararlanmak istemediğim halde, Cemiyet ileri gelenlerinden Kâmil Paşa zade Sezai Bey'le, binbaşı Enver Bey, evine kadar gidip ölüm döşeğinde istifasını imzalattılar.
Bir Zırhlının Tehdit Ettiği Millet Meclisi
Bir Zırhlının Tehdit Ettiği Millet Meclisi

Nazım Paşa, ilkin «Nigenbân-ı Meşrutiyet» taburlarını yanyana göndermeye teşebbüs etti. Fakat o gün toplanan «Meclisi Mebusan» (Millet Meclisi) Kâmil Paşa Kabinesini düşürmeğe karar verince, her teşebbüs öylece kaldı. Bu celsenin nasıl yapıldığı malûmdur. Başta Enver Bey olduğu halde bir sürü subay ve er, resmî ve sivil elbise ile Millet Meclisi'nin içini tutmuşlar, ve bir Zırhl'yı Millet Meclisi'nin hizasına getirmişlerdi.
Millet Meclisi'nin aldığı kararı bana Reis Ahmet Rıza Bey getirdi. Ve Milletin bu arzusunu bana tebliğ ederken, böyle hürriyet aşkı içinde yapılmış müzakerelerin ve karar-

ların «Zaman-ı hümayunumuza şeref bahş» olacak tarihî başarılarından biri olduğunu da çocukça bir safvetle söylemeyi unutmadı.
Milletin bu mevzuda ne kadar istekli olduğunu bilmem. Fakat Kâmil Paşa'nın böylece düşürülmesi hayırlı değildi ve hayırlı olmadı.
Millet Meclisi'nin çoğunluğuna dayanan Cemiyet, Hüseyin Hilmi Paşa'nın Sadaretini istiyordu. Güçlükleri çoğaltıp sürdürmemek için kabul ettim. Benden emin değildiler. Bu sebeple Dahiliye Nezareti'ni de (İçişleri Bakanlığı) pek güvendikleri Hüseyin Hilmi Paşa'ya verdiler.
Kâmil Paşa'yı tutanlara, öteki muhalifler de katıldı. İki taraf açıktan çekişmeye başladılar. Gazeteler, Meşrutiyeti değil, İttihat ve Tarakki ileri gelenlerile, Kâmil Paşa ve Kâmil Paşa'dan yana olanların şahsî gaye ve ihtiraslarını düşünüyorlardı.
Hürriyet, bizim kabiliyetlerimizi tamamile gösterdi. Nerelere gücümüz yettiğini, nelerin karşısında durakaldığımızı Meşrutiyet sayesinde ve üç dört ay içinde tamamile öğrendik. Tehlike açıktan açığa görünüyordu.


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri