Türk Tarih Kurumu Kitaplığı 499 numaralı dosya




Türk Tarih Kurumu Kitaplığı 499 numaralı dosya

Namık Kemal'in arkadaşı Manastırlı Rıfat'a gönderdiği mektuptan :

«Rakip ölsün de Allah cenneti âlâda yer versin, sırrına mazhar olduk. Yani İstanbul'dan def ol da, maaşını da al, harcırahını da veririz, mülkün içinde nereye canın isterse oraya git, dediler. Biz de Midilli'yi intihap ettik. Burası, cennetten ayrılmış da âdem olanları istikbâl için yeryüzüne inmiş zannolunacak kadar güzel bir yer... Yalnız bir fenalık



var: Ahlâkımı bozacak... Meğer devlete hiç bir hizmet etmeden maaş almak ne tatlı bir şeymiş...»

Süleyman Nazif: «İki Dost»

Oğlu Ali Ekrem Bolayır el yazısıyla yazılmış hatıratında Babası Namık Kemal'in Midilli'ye gidişini şöyle anlatıyor:

«Sultan Hamid hapishaneye bir adam göndererek (1) her ne kadar mahkeme beraatine karar vermişse de İstanbul'da kalması, aleyhinde yine birçok kıl-ü-kâller çıkarır. Benim hatırım için, ya Girit, ya Midilli adasına gitsin demiş. Babam Midilli'ye gitmeyi tercih etmiş. Padişah Kemal'e Hazi-ne-i hassa'dan beş bin kuruş maaş tahsis ettiği gibi, iki yüz kayme harcerah da vermiş...»

Namık Kemal'in Oğlu Ali Ekrem Bolayır, babasının Midilli sürgününde oturduğu evi anlatıyor :

«Ev mi?.. Hayır. Koca bir konak!.. Uzun, ucu bucağı görünmez gibi uzun bir sofa ki, İstanbul evleri gibi geniş, dar tahtalarla döşeli... Bu tahtalar da simsiyah... Üzerlerine basıldıkça oynuyorlar. Sofanın iki ucunda, dar, uzun iki sed yahut kerevet. Ortasında ve sağ tarafta hayli geniş bir sed daha. İki tarafında odalar, odalar... Geniş sed döşeliydi, oraya çıkarak oturduk...»

(1) Hapishaneye padişahın ricasını götüren, Müşir Ahmet Haindi PaşadırNamık Kemal, Abdülhamid tarafından Midilli mutasarrıfı tayin edildikten sonraki durumu, oğlu Ali Ekrem Bolayır'ın kaleminden :

«Namık Kemal köşkünde gecelik entarisi ile oturuyor, bir gün bile giyinip te hükümet konağına gittiği yok. Sancağın bütün umuru, işte bu gecelik entarili Mutasarrıf Bey tarafından idare olunup duruyor!.. Memurlar, birer ikişer hükümet konağının merdivenlerinden inerek köşk'e geliyorlar, müsveddeleri tashih ettiriyorlar, emirleri alıyorlar.
Ehemmiyetli işleri Kemal, önce tahrirat kâtiplerinden Hüseyin Efendi'ye (Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa) sonraları yine kâtiplerinden Baha Bey'e dikte ettirerek yazdırıyor, Konsoloslar da Mutasarrıf Bey'i bu köşkünde ziyaret ediyorlar ve Kemal'in alaturka gecelik entarisi ile, donunun paçaları sarkarak, ayaklarında terlikler, göğsü bağrı açık olarak kabul etmesini hoş görüyorlar...»
Kiliseler Kanunu
Ali Ekrem Bolayır'ın Türk Tarih Kurumu'nun basılmamış eserinden.

Kiliseler Kanunu

«Mebusân Meclisi»nde «Kiliseler Kanunu» müzakere edilirken, İzmir Mebus'u Seyyit Bey'in (Seyyit Çelebi) Meclis kürsüsünden söyledikleri...

Sultan Abdülhamid, Balkan Devletleri'nin Osmanlı Devleti aleyhine anlaşabilmelerinin sebebini bu kanuna bağlar ve çıkarılmasını büyük hata sayar.

Seyyit Bey (îzmir) — Arkadaşlar... Huzurunuza münhasıran Yüce Meclisi gafil damgasından kurtarmış olmak için çıkıyorum. (O... O... Ne demek sesleri) Evet, Honeos Efendi... Tekrar ediyorum: Yüce Meclis'i gafil damgasından kurtarmak için!.. Bu bir perdedir ki, bunun arkasında, yâ-

ni din perdesi altında dil perdesi altında, kavmiyyet ve milliyet oyunu oynanıyor. Etniki - Eterya'nın yaptığı ve yapmakta olduğu uğursuz oyunun, bu sefer Bulgarlara da bulaşması isteniyor. Oyuncular da aynı, yalnız sahneler başka. (Bravo sesleri, alkışlar, soldan gürültüler, kapak sesleri) Müsaade ediniz. Bu kadar yüzyıl, kiliseye, manastıra, sinagoga hahamhaneye kesinlikle dokunmamış «La ikrah-ı fid-din» dinde zorlama yoktur demiş, bir vicdan hürriyetinin muhteşem eseri olan islâmiyet, ne için şimdi kalksın da Sırpların, Ulahların, Bulgarların, Rumların kilise ve okullarına karışmak için o dinin devletine kanun çıkarsın?.. Hayır efendim, hayır... Bütün mesele, kilise ve okulları öne sürerek, politika olarak şimdilik konuşulmasını istemedikleri gizli maksadlarının oluşmasına imkân hazırlamak, sonra yüzler indeki maskeyi düşürmektir!
Biz, devlet olarak, huzur ve sükûnu yaratmak için bu kanunu çıkaracağız, fakat bu kanunu kabul etmekle hiç bir şeyin bitmediğini ve belki de yeni gelişmeler göstereceğini unutmayacağız. Bu esası kabul etmezsek, yâni bu gerçeği şimdiden görmezsek, yakın gelecekte kilisenin arkasına saklanmış olan çeteciler, komitacılar, devletin birliğini allak bullak etmeğe ahd etmiş ihtilâlciler, Rumeli'yi kana boya-yacaklardır. Bunu, şu kürsüde konuşanların büyük çoğunluğu da biliyorlar, fakat ne bileyim efendim, bu kürsüden gerçek niyetlerini saklamak için bu iki yüzlülük, affedersiniz, bir siyaset gereği diyeyim, âdet hükmüne gelmiş oluyor.
Onun için rica ederim, şimdi «Kilise uyuşmazlığı» adını taşımak suretiyle, daha ismiyle gerçeğe uymayan bu kanunu, işin gereği olarak kabul edelim, amma aldığımız bu tedbirin gerçek içyüzünü de bilelim. (O sırada, salona girmiş olan Kozmidi Efendiye bakarak) Hah, işte Kozmidi efendi hazretleri de gelmişler... Bir daha tekrar edeyim: Bu kanunu kabul etmekle, hükümetin kiliseler ve okullar sebebleri ile-

ri sürülerek dökmekte oldukları kanların ve ustalıkla saklanmış olan maksatların hükümetçe de bilindiğini ilân etmiş olacağız. Bundan sonraki gelişmelerin ise, nasıl belirleneceğine dikkat etmeyi bir mukaddes vazife sayacağız; çünkü, hiç kimsenin kiliseler uyuşmazlığım hükümetin kendi haline bırakarak bundan faydalanılmış olduğunu zannetmesine izin vermeyeceğiz...» (Alkışlar.)

«İkinci Meşrutiyet Meclisi Zabıtlarından
Mithat Paşa'nın Avrupa'dan Türkiye'deki Arkadaşlar
Mithat Paşa'nın Avrupa'dan Türkiye'deki Arkadaşlarına Gönderdiği Paralar

Mithat Paşa'nın Sadaret Mühürdarı olan Hamdi Bey anlatıyor :

«Paşa sürgün edilirken İzzettin vapuruna Bâb-ı Âlî'ce memurmuşum gibi giderek, kendine veda edip mübarek elini öptüğüm için, Bursa'ya sürülmüştüm. Biraderim, daha sonra Suriye Valisi olan İbrahim Şükrü Paşa'ya meclûp (bağlı) ve hürmetkar olan mefruşat fabrikatörü Narlıyan Efendi'den, benim için her ay beş yüz kuruş alır, Bursa'ya elden gönderir, onunla yaşardım.
Biraderim daha sonra anlattı ki, kendisi, Narlıyan Efendiye her ay başı gittiği zaman, orada bazı kimseleri görürmüş. Bunlardan tehaşî (ürkmek) edermiş. Narlıyan Efendi bir gün demiş ki:
— Çekinmeyiniz!.. Sizden önce çıkan zat, Kayazade Reşat beydir. Mithat Paşa hazretlerinin yetiştirmesidir. Kendisi, mahpus, olan şair Namık Kemal Bey'in aylığını götürür. Diğeri ise, Teodor Kasap'ın yeğenidir. O da Mithat Paşa'nın Avrupa'dan gönderdiği parayı mahpus olan amcasına götürür.»Cemal Kutay, Türkiye Hürriyet ve
İstiklâl Mücadeleleri Tarihi

Cilt: XII.
Namık Kemal'in yazdığı (Osmanlı Tarihi) adlı eserinin başına konmak için yine Namık Kemal tarafından yazılmış olan bu şiir, bazı yorumculara göre güya, kitabının basılabil-mesi için Abdülhamid'e şirin görünmek sebe-bile yazılmıştır. Bunları, (Türkiye İstiklâl ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi)nin 15. cilt ve 8804 sahifesinden alıyorum:

«Senâ-vü hamd o sultan-ı cihan-ârâ-ya şayandır.
Ki, her vak'a nizamül adline bir başka burhandır.

Tevarihi cihanın mekteb-i ibretde her bahsi,
Fünün-i hikmetinden bir mükemmel ders-i irfandır.
Resul-i ekreme sâyestedir enva-ı teslimat
Ki, şehrâb-ı selamet şer'i pâkinden nümayândır;
Mukaddes hulk-ı rabbanisine ins-ü melek meftun
Mübarek zat-ı nur anîsine mevlâ senâhandır.
Hûda razîdir elbet tnahremân-ı bezm-i feyzinden
Kimi âl-i mutahhardır, kimi esahâb-ı rıdvandır;

Cihanın nısfını gark ettiler envar-ı îmana,
O ferr-ü-tâb halâ hire-bahş-i ehl-i hüsrandır.

Duası hazreti sultan Hamidin farzdır, zira,
Hilâfet mesnedinde muktedâ'yı ehl-i imandır.

Hûda bir rütbe mamur eylemesin, devrindekim
mülkü Desinler: şimdi dünya cennet-i adn ile yeksandır.

Namık Kemal'in 2. nci Abdülhamid için yazılmış bir başka şiiri...


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri