Talat Paşa'nın Ziyareti.


Talat Paşa'nın Ziyareti.

2.Nisan.1333 (1917) Beylerbeyi

Hareket Ordusu kahramanının şöhretinden halâs olmak ve Enver beye (Paşa) Harbiye Nazırlığı yolunu açmak için, Mahmut Şevket Paşa'yı güpegündüz kurşunlayıp öldürdüler. Bir taşla iki kuş vurmak istiyorlardı; hem ikide bir önlerine çıkan meşhur bir kumandanın gölgesinden kurtulmak, hem de ondan yanaymış gibi davranıp günün muhaliflerini bir çırpıda temizleyivermek!.. Nasıl, Avcı Taburları'nı kışkırtıp Hareket Ordusu'nu, İstanbul kapılarına getirmişler ve beni düşürmüşlerse, bu sefer de Mahmut Şevket Paşa' nın kan davası ve asayiş bahanesi ile bütün muhaliflerini astılar, sürdüler, birer köşeye sindirdiler!
Fakat bu defa, Talât ve Enver mihverinin yanıbaşında bir üçüncü adam peydahlandı: Cemal Paşa. Bahriye Nazırlığı Cemal Paşa'ya yetmezdi. Umumi Harb'e girince, (1914 -1918) Kanal harekâtı macerası ile ikinci Yavuz Sultan Selim olmak hevesi, onun da başını yedi. Talât ile Enver bugün de hem yanyana canciğer yaşıyorlar, hem birbirlerinin ku-

yusunu kazıp birbirlerinden kurtulmaya çalışıyorlar. Allah encamlarını (sonlarını) hayr etsin!..
İki Alman Harp gemisinin (Goben - Breslav) Boğaz'dan süzülüp Karadeniz'e çıktığı gece, sabaha kadar uyuyamadım. Bu maceranın devletime ne getireceği belli idi! Son Asır zarfında kendisile yaptığımız muharebelerin cümlesini kaybettiğimiz Rusya ile, denizlere hâkim İngiltere ve Fransa'yı karşımıza almıştık. Üstelik Devlet, ağyara (düşmana) el açacak haldeydi; Düyûn-u Umumiye'den ve Reji idaresinden tavizler karşılığı alınmış borçlarla memurların aylıkları ödeniyordu. Böyle akşamın sabahından hayır umulur mu?..
Düşman Çanakkale'ye Dayandı.
Düşman Çanakkale'ye Dayandı.

Olan oldu, muharebeye girdik. İngiliz ve Fransız donanması da Çanakkale Boğazı'na dayandı. Gerek İstanbul Bo-ğazı'nın, gerek Çanakkale Boğazı'nın tahkimi için elimden geleni yapmıştım. Zamanımda bir çok defalar büyük kumandanlarla bu mesele görüşüldü. Donanma ile düşmana karşı çıkamayacağımıza göre, Boğaz tahkimatı ve Kara Ordusu ile neye muktedir olabileceğimiz uzun uzun münakaşa edilmişti. O zaman bana söylenen, uzun menzilli toplarla donanmayı boğazlara yanaştırmamaya ve mümkün olamadığı takdirde, karaya bir çıkarma yapmasına engel olmaya çalışacaktık. Fakat güçlü bir donanmanın desteğinde bir çıkarma yapıldığı ve sahilde tutunulabildiği takdirde, vaziyet çok tehlikeli olabilirdi!
Harp başladı. Dünyanın en büyük iki deniz devletinin donanması Çanakkale önüne geldi ve çıkartmayı kolayca başardılar. Artık benim için her şey bitmişti. Kahır ve ümitsizlik içindeydim.

İşte bu günlerde Zat-ı Şahâne'nin iradesini tebliğ etmek üzere, Talât Paşa'nın beni ziyaret edeceğini bildirdiler. Geldi. İlk defa görüyordum. Hürmette kusur etmedi. Tombulcaydı. Yüzünde, kendisine güveni olan insanların rahat gülümsemesi vardı. Bu yumuşak görünüşün altından çetin bir ruhun yattığını hemen fark ettim. Hep, o hürmetkar gülümsemesi ve yavaş sesile konuştu. Önce Biraderim Hazretlerinin Selâm-ı şahanelerini tebliğ etti, muharebe içinde olduğumuzu anlattı, Çanakkale'de kanlı harplerin devam ettiğini söyledikten sonra, ma'kûs bir netice (ters sonuç) çıktığı takdirde, payitahtın belki Konya'ya taşınabileceğini, bu se-beble de benini Bursa'da Hünkâr köşkünde ikâmet etmek zorunda kalabileceğimi söyleyerek, buna göre hazırlıklarımın yapılmasını, Zat-ı Şahane'nin irade buyurduklarını tebliğ etti.
«Sanki Bu Can, Bize Bir Daha Gerekecekmiş Gibi...»
«Sanki Bu Can, Bize Bir Daha Gerekecekmiş Gibi...»

Hayatımın en büyük öfkesi içine düştüm. Demek Payitaht düşecek, Biraderim hazretleri Konya'ya ve ben Bur-sa'ya gideceğiz!.. Sırf canımızı kurtarmak için!.. Sanki bu can bir daha bize gerekecekmiş gibi!.. Kostantin'in elde kılıç, bir nefer gibi burçlarda dövüşe dövüşe can verdiği İstanbul'dan, biz vapurlarla, trenlerle ayrılacağız!.. İşte karşımda hep gülümseyerek oturan Talât Paşa bana bunları teklif ediyordu.

— Hayır, dedim, ben Bizans İmparatoru Kostantin'den daha az haysiyetli değilim! Biraderim Hazretlerine ubudiyetlerimi (bağlılık) arz ediniz, îrade-i Şahanesi ile Selanik' ten çıktım ama, İstanbul'dan çıkmam!.. Kendisinin de çıkmamasını, ecdadımızın şerefi namına istirham ederim!..
Talât Paşa'nın yüzünde endişe alâmetleri vardı. Her" halde duyduğum kahhar heyecan yüzümü değiştirmişti ki, birden telaşlandı:

— Nezd-i Hümâyun'unuza bir ihtimâli arz ettim! dedi ve sonra masada duran levanta suyunu göstererek:
— Biraz serpeleyebilir miyim, sarardınız!..Kendimi toparladım. Lavantadan bir kaç damla alarak ellerimi ovuşturduktan sonra:
— İşte ben de o ihtimali şahsım namına red ediyorum! dedim.

Ecdadımın huzuruna mahcup gidemem!..Talât Paşa, beni teskin etmek için böyle bir ihtiyatın, muhalin (imkânsızın) hesabı olduğunu, cepheden iyi haberler alındığını, biiznillâhi tealâ (Allahnın yardımı ile) düşmanın denize döküleceğini uzun uzun anlattı. Müttefikimiz Almanya ve Avusturya'nın bütün cephelerde ilerlediğini, ordumuzun da Ruslara karşı muvaffakiyetle mukavemet ettiğini söyleyerek nezdimden ayrıldı.
Zafer Haberi Ulaşıyor.
Zafer Haberi Ulaşıyor.

Hayatımın en karanlık günlerini bu devrede yaşadım. Hakikaten gazeteler, Çanakkale'de düşmanın durdurulduğunu, büyük zayiata uğratıldığını yazıyorlardı. Ben bir türlü bu haberlere inanamıyordum. Fakat İngiliz ve Fransız donanmasının Çanakkale Boğazı'nı zorladığı ve giremediği bir hakikatti. Çıkartma yapmaya muvaffak olmuş, ama ordumuzun karşısında mıhlanıp kalmıştı. Her vasıta ile cepheden haber almaya çalışıyordum. Muhafız Kumandanı Asım beyi sık sık Saray'a göndererek sahih malûmat almak için çırpmıyordum.
İşte bu sırada, rabbime şükürler olsun ki, ummaya bile cesaret edemediğim zafer haberi ulaştı. Düşman, tasını tarağını toplamış, askerlerinin yarısını denize, yarısını gemilerine dökerek Çanakkale önünden çekilip gitmişti. Bu büyük zaferi, Mustafa Kemal bey adında bir miralay (albay) kazanmış!.. Allah, devletime hizmeti geçenlerden razı olsun!

Uzun bir müddet sonra oğlum Âbit Efendi, benimle konuşurken, bu Mustafa Kemal beyle tanıştığını söyledi. Sonradan paşa olmuş... Hem de burada Beylerbeyi sarayında tanışmışlar! teaccüp ettim. (Şaştım;. «Burada ne arıyormuş?» dedim, «Yüzbaşı Salih bey (Bozok) arkadaşı...» cevabını verdi. Ara sıra arkadaşını görmeye geliyormuş, Âbit efendi ile de bu münasebetle dost olmuşlar!.. Hatta Mustafa Kemal Paşa, kendisine iki ceylân yavrusu hediye etmiş...

Bundan memnun oldum. Devletimin yüzünü ağartmış bir Paşa'nın Âbit efendiye yakınlık göstermesi, bir şahsiyeti olduğunu anlatıyordu. Oğluma, münasip bir mukabelede bulunmasını hatırlattım. Biraz vakti hâlim olsa, «Bir Altın saat» diyecektim ama, dedikodusundan çekindiğim hem oldukça müzayeka (geçim sıkıntısı) içinde olduğum için bir şey söylemedim.
— Bir daha arkadaşına gelecek olursa, haber ver, ben de göreyim, demekle iktifa ettim.
«M. Kemal Paşa'nın Tehlikeli Bir Sükûneti Vardı...
«M. Kemal Paşa'nın Tehlikeli Bir Sükûneti Vardı...»

Gerçekten bir defa daha gelmiş, bana haber verdiler. Sırtında bir pelerin vardı ve arkadaşına veda ediyordu. Uzaktan yüzünü iyice seçemedim ama, sıradan askerlere benzemiyordu; tehlikeli bir sükûneti vardı. Enver Paşa'nın kendisinden niçin çekindiğini o zaman anladım. Bunu, Talât Paşa tutuyormuş!.. Bunlar küçük şeyler!.. Çanakkale'de İngiltere, Fransa gibi iki büyük devletin ordusunu ve donanmasını durdurdu, yüzgeri ettirdi ya, bana lâzım olan odur ! Muvaffakiyeti için dua ettim.
Sırası gelmişken, Enver Paşa ile nasıl karşılaştığımı da anlatayım. Alman İmparatoru Wilhelm üçüncü defa İstanbul'a gelmişti. Kendisile şahsen dostluğum olduğunu daha önce söylemiştim. Şeref-i teşrifine Saray'da bir ziyafet tertip edilmiş... Bu ziyafet sırasında Biraderim Hazretlerile, görüşürken, beni sormuş. Enver Paşa da bu konuşma sırasında yanlarında bulunuyormuş., imparator, Zat-ı Şaha-

ne'ye mahsus selamlarım" bana ulaştırmasını rica edince, Biraderim Hazretleri Enver Paşa'ya, hem imparator Hazretlerinin hem de kendilerinin selâm-ı mahsuslarım bana ulaştırmak ve bir arzum olup olmadığım da soruşturmak için Enver Paşayı vazifelendirmiş...
İşte bu vesile ile Enver Paşa Beylerbeyi sarayına geldi. Haber verdiler, kendisini ayakta karşıladım. Zat-ı Şahane'-yi ve İmparator hazretlerini temsil ediyordu.


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri