Servet, Orduya Teslim Ediliyor.


Servet, Orduya Teslim Ediliyor.

7.Nisan.l333 (1917) Beylerbeyi Sarayı

Olup bitenlerin gerisini yazmaya hiç hevesim yok... Fakat madem başladım, anlatayım. Ertesi günü Fethi Bey beni ziyarete geldi, meğer ziyaretinin sebebi veda imiş... Anlaşılan imzamı almakla vazifesini yerine getirmişti ki, yerine Kolağası Rasim Celaleddin adında biri tayin edilmişti. Daha önce de söylemiştim, tıpkı çocuklarım gibi, benim gözümde de ehemmiyetli hadiseler mahiyetlerini değiştirmişlerdi. Muhafız Kumandanlarının birinin gitmesi, ötekinin gelmesi hepimizi birden ilgilendirdi. Acaba daha sert bir rejime mi tâbi tutulacaktık?.. Çünkü gelen kumandan, sert çehreli bir askerdi.

Fakat ben, bir şey istemeğe hakkımız olmadığım, verilenle yetinmeğe mecbur olduğumuzu anlamıştım. Onun için Fethi beyin gitmesi, Rasim beyin gelmesi mühim değildi. Taksiratımız ne ise, onu çekecektik. İşte bu yeni kumandan Rasim bey, bir gün odama geldi ve yarın, banka memurlarının, nükût esham ve tahvilâtları bana teslim edeceklerini haber -verdi. Demek bankalar, imzaladığım Vekâletnameyi muteber (geçerli) saymamışlar ve tevdiatımı bana teslim etmeyi şart koşmuşlardı. Bunun, benim için farklı bir tarafı yoktu. Bu işe beni sokmasalar, daha memnun olurdum. Çünkü bu gaileden ailem perişan olmuştu. Abdürrahim Efendi oğlum, sinir nöbetleri geçiriyordu. Üstelik sarılık olmuştu. Kızlarımın durmadan burnu kanıyordu. Refikam yatağa düşmuştu. Banka memurlarının gelmesi demek onların bir kere daha heyecanlanması demekti.
Banka Memurları:
Banka Memurları:

«Ekselansları İle Başbaşa Kalmalıyız,» Dediler.

O sabah; muhafız subayları sivil elbiseler giydiler. Bütün gece yatak odalarının önündeki bahçede dolaşıp durmuşlar, ağır sözler söylemişler, hepimizi tehdid etmişlerdi. Gözümüzü kırpmadan sabahı bulmuştuk. Sabah namazından sonra oğlum Abdürrahim Efendi'yi çağırdım. Yatıştırıcı bir sesle, kendisine aile servetimizi Ordu'ya hibe edeceğimizi, benden sonra ailenin en büyüğü olduğu için yanımda bulunmasını söyledim. Gözyaşları içinde bağışlanmasını istedi. Subayları görmekten korkar olmuştu. Bunun üzerine 5 yaşındaki Abid Efendi'yi yanıma aldım ve yemek salonunda banka memurlarını karşıladım.
Banka memurları ile birlikte Alman Konsolosu da gelmişti. Üçüncü Ordu Kumandanı Hadi Paşa ile Ali Riza Paşa ve muhafız kumandanı Kolağası Rasim bey, arkasında yürüyorlardı. Kendilerini birinci kat yemek salonunda karşıladım, içeriye Doyçe Bank mühürü ile mühürlü on dört çanta getirildi. Banka memurları birden dönüp paşalara:
— Ekselansları ile yalnız görüşmek mecburiyetindeyiz. Bu sebeble bizi başbaşa bırakmanızı rica ederiz, dediler.

Konsolos da aynı sözleri tekrarladı. Hadi ve Ali Riza paşalar birbirlerine baktılar, sonra ikisi birden Rasim beye döndü. Vazifelerinin o esnada hazır bulunmak olduğunu anlamıştım. Müdahele edecek oldum; Konsolos büyük bir saygı içinde, bunun bir usul meselesi olduğunu kafi bir dille anlattı. Paşalar çekildiler. Ben de bizi, merdiven başından seyr eden çocuklara elimle işaret ederek odalarına girmelerini sağladım.Kendisini, Doyçe Bankın 2. ci direktörü olarak tanıtan bir

memur, vekâletname icabı getirdikleri çantaları açacaklarını ve içindekileri birer birer sayıp teslim edeceklerini söyledi. Ancak, buna başlamadan önce, içinde bulunduğum şartlar sebebile, bu mevduatımı isteyip istemediğimi bana açıkça sordu ve şunu ilâve etti: «Rızanız yoksa, bize şifahen vereceğiniz emirleri harfiyen yerine getireceğiz.»
Hemen Çantalar Açıldı.
Hemen Çantalar Açıldı.

Serbest irademle mevduatımı bankalarından çektiğimi, kendisine cevaben bildirdim. Sonra yanımda oturan küçük oğluma dönüp sordum:— Öyle değil mi, Âbid efendi?Zavallı masum gözlerimin içine bakıyordu. Başımı salladım, o da salladı. Sonra memurlara dönüp şimdi «vazifenizi yapınız» dedim. Hemen çantalar açıldı, birer birer sayıldı, zabıtlar tutuldu. Bunları imzaladım. Büyük bir hürmet, ama tuhaf bir üzüntü içinde, çıkıp gittiler.

Sonradan, çocuklardan öğrendiğime göre, paşalar odadan çıkınca, bahçedeki subaylar paşaların etrafım sarmışlar, bizi nasıl yalnız bıraktıklarını yüksek sesle ve ayıplar dille sormuşlar, paşalar şaşırıp kalmış, banka memurları çıkınca, başta Hadi pasa, koşarak içeri girdi. Ben kendisine:

— İste bunlardır, lütfen kaldırsınlar!dedim. Subaylar, bir yağma heyecanı içinde çantaları bir anda ortadan kaldırdılar. Biz de böylece biraz ferahlıya-bildik. Kızlarım evlendiler, benimle Selânik'e gelenlerden bazıları İstanbul'a dönebildi, ben de huzur içinde şükran secdesine kapandım.

Doyçe Banktaki varlığımın kendi rızam ve muvafakatim ile münhasıran ikinci ve üçüncü orduya bağışladığımı bildirir el yazımla bir mektup istendi, yazdım. Onlar da bana, isteklerimin yerine getirileceğini bildiren mazbatalar imzaladılar. Ayrıca üçüncü ordu kumandanlığından da bir teşekkür mektubu aldım.

Bütün bunların hiç bir değer taşımadığım biliyordum, biliyorum. Fakat tarihtir, saklıyorum. Benim hesabım ruzî mahşerde görülecektir!
Hatıra Yazmak Yüzünden.
Hatıra Yazmak Yüzünden.

7.Nisan.l333 (1917) Beylerbeyi Sarayı

Ben Saray'da yaşamaya ve pek dışarı çıkmamaya alışık olduğum için, köşkte fazla sıkılmıyordum. Fakat bizimle birlikte gelen musahipler, kâtipler, şehzadelerim sıkılıyorlar, köşkün bahçesine olsun çıkmayı nimet biliyorlardı. Kumandandan kendileri için müsaade istedim. Nezaret altında hava alabiliyorlar, güneş görüyorlardı. Yalnız bunların içinde Ali Muhsin bey adlı kâtibim, bahçeye çıkacağına, herkesin köşkten ayrıldığı saatte yanıma geliyor, eski günleri benimle konuşmaktan zevk alıyordu. Bir gün bana:

— Bu hatıralarınızı niçin yazmıyorsunuz, Sultanım? dedi.

33 yıllık saltanatımda öyle hadiseler geçmişti ki, bunların iç yüzünü yalnız ben biliyordum; veya benim çevremde bir kaç kişi.. Ben yazmaz, onlar söylemezlerse, tarih bu hakikatleri nereden öğrenecekti? Bir gün Ali Muhsin beye:

— Ben söyleyeyim, sen yaz...

dedim. Çok sevindi ve hemen kalemi kâğıdı alıp yanı başıma diz çöktü. Hatırıma gelenleri anlatıyor, o da kâğıda geçiriyordu. Artık, herkesin bahçeye çıktığı zaatleri hemen birlikte geçiriyorduk. Zaman zaman kendisine, muhafızların bu yazılardan kuşkulanacaklarını ve iyi saklamasını ten-



bih ediyordum. O da merak etmememi söylüyor ve yaslan bilmediğim bir yerde saklıyordu


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri