Ruslar İstanbul Kapısında

Ruslar İstanbul Kapısında

Bundan sonraki savaşın yarısını da Süleyman Paşa'nın, kendisini tutan Paşaları ve Subayları ileriye alması, kendisine karşı olduklarını sandıklarını da türlü yollarla muattal hale koyması aldı götürdü. Rusları İstanbul kapılarına kadar indirdi.
Doğu cephesinde de kendisine çok bel bağladığımız iyi bir kumandan olan Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın da muvaf-

fak olamaması aynı sebeplerdendir, İşte Rus Savaşı'nın iç yüzü.
93 Muharebesi, ibretle bakanlara çok şey söylemiştir. Onda bir şey görmek isteyenler, çok şeyler görmüşlerdir. Fakat hiçbir şey görmemek için gözlerini yumanlar, papağan gibi ezberledikleri sözleri durmadan tekrar etmişler, «Abdülhamid, Abdülhamid» diye sayıklayıp durmuşlardır.
Ben Abdülkerim Nadir Paşa gibi muzaffer Serdar-ı Ekrem'e orduyu teslim etmeseydim, acaba bana kim hak verirdi? Bu, gerçekten tok gözlü Askerin ihtiyarlık zaafile yanlış kararlar alabileceğini nerden bilebilirdim? Muharebe planına Süleyman Paşa'dan başka kimse itiraz etmedi. Almanların en büyük kumandanlarından Moltke bile, dört kalenin ehemmiyetini kabul etmiş bir askerdi.
Savaş kapıya geldiği gün Seraskeri değiştirmek, akıl kârı mı idi?.. Sonra bunlar, Osmanlının yetiştirdiği en tecrübeli, en okumuş kimselerinden değil iniydi?.. Kimi yerine koysam, Rusları yenebilirdi acaba?.. Süleyman Paşa'nın Başkumandanlığında ne hale düştüğümüz görülmedi mi?.. Gazi Osman Paşa gibi mübarek bir asker bile o kertede mesuliyet almaya yanaştı mı?..
Savaşı neden kaybettiğimizi bilmemiz lâzımdır. Fakat şunu bunu suçlamak için değil, bir daha memleketimizde aynı yanlışları yapmamak için...


Yunan Muharebesinde Bu Hataları Yapmadım..

Ben Yunan Muharebesinde bir daha bu hatalara düşmedim. Ordunun içinden bölünmesinin ne olduğunu biliyordum. Bir Kumandanın nefsine güveni olması gerektiğini biliyordum, İyi hazırlanmış bir orduyu müdafaaya sokmanın, onun kuvvei maneviyesini törpülemek olduğunu biliyordum.



Ordular arasındaki sayı üstünlüğü, bütün bunlardan sonra gelir. Fakat bunu öğrenebilmekliğim için, Rus yenilgisinin acısını, yirmi bu kadar yıl içimde taşımam gerekliydi.
Dünyadan çok ahirete yakın olduğum şu günlerde bir vicdan muhasebesi yaparak düşünüyorum ki, BÜYÜK HATA taa Dedemin günlerinden bu yana yuvarlana yuvarlana gelmiştir. Yeniçeriliği ortadan kaldırmışız ama, Yeniçeriliği bozan sebepleri ortadan kaldırmamışız. Bu ocağı söndürmek bize, —dün kulumuz olan— Mehmet Ali Paşa'nın at oynatarak Kütahya önlerine gelmesine, Ruslarla Aynalıkavak Muahedesinin yapılmasına, Tanzimat Fermanı'nın çıkarılmasına patlamıştır.
«Tarih Değil Hatalar Tekerrür Ediyor.»
«Tarih Değil Hatalar Tekerrür Ediyor.»

Hem bari orduyu politikadan çekebilseydik... Yeniçerilerin bire kadar kırılmasının üstünden kırk yıl bile geçmeden Hüseyin Avni Paşa'nın ordusu Amcam Abdülaziz Hanı tahtından indirdi. Hanedana karşı olanlar, Hanedandan yana olanlar diye bölündü yeni baştan ordu, 93 Muharebesini kaybettik. Biraderim Muradı da beni de tahttan indiren aynı ordudur. 93 Muharebesini niçin kaybettiysek, Balkan Harbini de onun için kaybettik. Tarih değil, hatalar durmadan tekerrür ediyor. Bugün bir vatan kaybediyorsak, sebebi yine odur.
Osmanlı Tarihini anlayanlar bilirler ki, bu ülke kuvvete dayanarak değil, adalete dayanarak kurulmuştur. Eğer Osmanlı Orduları gittikleri yere adalet yerine zulüm götür-selerdi, bu imparatorluk kurulmadan çekirdek halinde parçalanırdı. Adalet meşruiyetin temelidir. Meşruiyyet, hükmetmenin mesnedidir. Kuvvet, meşruiyyetin müeyyidesidir. Bu halde kuvvet meşruiyyete, hükmetme adalete dayanmak zorundadır. Her kim ki adaletsiz hükmetmeye, meşruiyetsiz

kuvvet kullanmaya kalkarsa, yıkılır. Ordu, gayesi içinde elindeki kuvveti kullanırsa meşru, gayesi dışına kayarsa gayr-i meşrudur. Belki bazı şeyleri yakar, yıkar ama, sonunda kendisi de yıkılır. Ve maalesef bu enkazın altında bazan bir devlet de çöker.
Gaflet İçindeki Münevver...
Gaflet İçindeki Münevver...

28.Mart.1333 (1917) Beylerbeyi

Hatırıma gelmişken şunu da kaydedeyim : Düşmanlarım benim sansür memurlarımdan çok şikâyet etmişlerdir. Ben evham ve korku içinde yaşarmışım da bu yüzden pireyi deve görürmüşüm. Benim memurlarım da böylece gazetelerin haberlerini, yazılarını anlaşılmaz hâle koyarlarmış!..
Hayır, ben «evhamlı» olmamaya dikkat ettiğim kadar, «gafil» olmamaya da dikkat ettim. Çünkü gaflet, evhamdan da büyük zarar getirir. Mekteplerimde okuttuğum, Avrupa'ya gönderip dünyayı öğrenmelerini sağladığım insanların bazıları, kabiliyetsiz çıkıyorlar, Avrupa'da neye bakıp neyi görmeleri gerektiğini kestiremedikleri için memlekete zararlı fikirlerle dönüyorlardı. Kendilerini, yanlış yetiştirdiklerinden dolayı cezalandıramazdım. Ama başkalarını da yanlış yetiştirmelerine izin vermek hakkım değildi.

Bir küçücük kasabamızda yüzde ellinin üstünde gayr-i müslim varsa orada kaymakamın ve memurların gayri müslimlerden seçilmesini adaletin icabı görüyorlardı da, koskoca 250 milyonluk Hindistan'ın İngiltere Parlamentosunda bir tek temsilcisi olmadığını düşünmeyi akıllarından bile geçirmiyorlardı. İngiltere'de Meşrutiyeti görmüşler ve hayran olmuşlardı. Ama İngiltere'de Meşrutiyeti kimin kullandığına bakmamışlardı bile...



Bu cahilane fikirlerini gazetelerde yazmak, memleketi böylece altüst etmek istiyorlardı; bırakmıyordum. O zaman «Zalim» diye bana hücum ediyorlardı.

Avrupa'ya giden bazı gençler, orada lâboratuvarda ne olup bittiğine başlarını bile çevirmeden kadınların erkeklerle dans ettiklerini görüyorlar, içki içtiklerine hayran ka-liyorlar ve memlekete gelince, Avrupa Medeniyetinin üstünlüğü diye bunu öğütlemeğe çalışıyorlardı; yanlıştır diyordum. O zaman beni örümcek kafalı olmak suçluyorlardı.


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri