Padişaha Bir Suikast İhbarı ve Abdülhamid'in Tutumu


Padişaha Bir Suikast İhbarı ve Abdülhamid'in Tutumu

Ondört yıl Mabeyin kâtipliği yapmış, daha sonra Dahiliye Nazın olmuş Reşit Bey, zamân zaman Abdülhamid'in gadrine de uğramıştır. Bu bakımdan yayınladığı hatıraların ciddiyetine güvenilebilir Reşit Bey, kitabında şunu anlatıyor:

«Şahit olduğum vekayiden biri de şudur: Bir perşembe sabahı Bükreş sefaretinden bir şifre geldi, açtık. Diyordu ki: Romanyalı filân adam sefarete müracaatla önümüzdeki Cuma günü Şazlı Dergâhmdaki camiye selâmlık resmi ifası için teşrifi şahane vuku bulursa, suikasta maruz kalacağını ve camiin civarındaki mecralara dinamit konulmuş olduğunu mahremâne haber veriyor.

Mesuliyeti, muhbire aitolmak üzere arz-ı malumat ediyorum.»

Bu telgrafı yazan,, eski Mabeyn kâtiplerinden Kâzım Beydi. Bu zat, şahsının, memuriyetinin namus ve haysiyetini tamamile takdir ile icabına ihtimam eder, doğru sözlü, doğru özlü bir insandı. Bu Jurnalin isaline (ulaştırılmasına) tavassuta (aracılığı) da mazur idi. Çünkü evvela tavassuttan intinkâfı (vaz geçmesi) muin (Koruyucu) sıfatile cürme iştirak demek olurdu. Saniyen, dünyanın hiç bir tarafında hiç bir memur, aynı halde başka türlü hareket edemezdi. Nitekim, jurnalin ne maksatla ve ne taraftan haber verildiği açıkça anlaşılmakla beraber, Başkâtip Süreyya Paşa da derhal arza mecbur oldu. Padişah, Cuma gecesi camiin civarındaki su ve hela yollarında bir tahariyat (araştırma) icra ettirdikten sonra, ertesi cuma günü selâmlık resmini orada icra ve cuma namazını o camide eda etti.

Fakat bir daha sazlı camiine gitmedi.

Sazlı şeyhi Zafir efendi, kimseye zarar vermez, devlet işlerine karışmaktan çekinir ve gerçekten mutekit bir âdemdi. Sultan Hamid'in bu zatı nasıl tanıdığını bilmiyorum. Efendiliği zamanındaki züht ve salâhına ve duasına müstecap olacağına itimat etmiş olması ihtimalidir. Senede bir iki defa o camiye Selâmlık eder, Şeyh'in bu suretle de duasını alırdı. Serencebey yokuşunda, fakat aradaki boş bir arsadan dolayı, Sazlı dergâhının karşısına yerleşmiş olan Ebül Hûda, Şeyh Zafiri'nin bu iltifatı seniyyesine alenî haset ederdi. Kendisinin mazhar olmadığı şereften onun da mahrum kalması için tertip ettiği bu yalancı jurnali, Hariciyye Nezaretinde bilmem ne işle muvazzaf ve her halde kendisine müntesip Vais efendi isminde serseri bir levanten vasıtasile Bükreş'e göndererek oradan takdimine Sefareti mecbur ettiğini ve bu dolambaçlı yolu ihtiyar etmesindeki külfetin uydurduğu jurnalin sahibini korkutarak Padişah nazarında düşürmek emeline müstenit bulunduğunu, hâle vakıf olanların hepsi derhal anladılar; Padişahın da bu meyanda bulunduğuna inanmak isterim. Lâkin telâkkinin mahiyeti ne olursa olsun, her şeye rağmen Ebül Hûda'nın maksa'dı hasıl oldu.»

Cemal Kutay: Türkiye İstiklâl ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi, sayfa: 5558
Yayına hazırlayanın notu:
Yayına hazırlayanın notu:

Bu belge, bir çok bakımdan Abdülhamid'in hatıra defteri ile ilişkilidir. Özellikle Abdülhamid'in en çok üstünde birleşilen noktalarından birisi, onun vehimli ve korkak olduğudur. Oysa, güvenilir bir kaynak olan Reşit Bey'in anlattığına göre, bu olaydaki tutumu ile ne korkaktır, ne de vehimlidir. Üstelik akıllıdır da. Çünkü ihbarı değerlendirmiş, camiye giden yolların üstündeki su yollarında bir arama yaptırdıktan sonra, ertesi günü pervasızca bu camiye gide-

rek Cuma Namazım kılmıştır. Eğer vehimli ve korkak ol-saydı,Cuma Selâmlığını başka bir camide yaptırması pek kolay ve tabii idi.
Bir daha bu camiye gitmemesi ve Şeyh Zâfir Efendiye ve Şazlı camiine bir daha uğramaması sebebine gelince: Hatırlanacağı gibi Abdülhamid hatıralarında Ebül Hûda'dan çok yararlandığını, onun yolu ile Hindistan ve Türkistan'a dervişler göndererek Rus ve İngilizleri tedirgin ettiğini, kendisini bir istihbarat ajanı olarak kullandığını, hatta İngilizlerle gizli müzakerelerde aracılığını kabul ettiğini yazmaktadır. Kendisi için böylesine gerekli bir kimseyi kıskançlığa sürüklediğini fark edince, bir daha Sazlı Camiine gitmemesi ve Şeyh Zâfir Efendi ile ilişkilerini gevşetmesi dikkatli bir devlet adamı politikası gütdüğü fikrini kuvvetlendirir.
Reşit Beyin Hatıraları
Reşit Beyin Hatıraları

Eski Dahiliye Nazın Reşit Bey (Rey) hatıralarında Sultan Hamid için şunları anlatıyor.(Sadeleştirilmiştir.)

«Osmanlı Padişahları içinde, Sultan Abdülhamid kadar şahsen namuslu, afif ve devlet hazinesine değer vereni azdır. İkinci Abdülhamid tahta geçmeden önce kendi siyasetine karşı olacaklarını tahmin ettiği adamları bile okşamış, tahtına merdiven yapmış, padişah olduktan sonra da onları bir müddet iyi tutmuş, fakat sonra birer bahane ile birer tarafa uzaklaştırmıştı. Meşrutiyet inkılâbından sonra Abdülha-mid'i kötüleyenler, onun kibirli, azametli, kimden gelirse gelsin hiç bir itirazı dinlemeyen bir adam olduğunu da söylüyorlardı. Fakat gizli kalan birçok hakikatler, acele verilen bu hükümlerin birçoklarını değiştireceğe benziyor. Abdülhamid, kendisine bağlılıklarından, sadakatlerinden emin olduklarının mütalâalarına ve itirazlarına değer verir, onları dikkat ve alâka ile dinlerdi. Makûl bulduklarını yerine getirmekten adeta haz duyar, onları takdir ve taltif ederdi.

Abdülhamid'e itirazlarını pervasızca yapanlardan biri de hazine kâhyası Hasan Şevki Beydi.

1318 (1902) Ramazanının 15. nci günü Topkapı Sarayı'n-da Hırka-i Saadeti ziyaret töreninden sonra Sultan Abdül-hamid Hazine-i Hümayun'da mahfuz bulunan Üçüncü Sultan Mehmet'in muhteşem ve murassa sorgucunu istemişti.

Yavuz Sultan Selim'in kurduğu geleneğe uyarak Hasan Şevki Bey, mutâd kimselerle beraber sorgucu hazineden çıkarmış, gümüş bir tepsi içine koyarak Bağdat Köşkü'nde Abdülhamid'e sunmuştur. Hazine kâhya'sı huzurdan çıktıktan sonra, baş mabeyinci Hacı Ali Paşa'ya demiş ki:

— Efendimizin ulu ecdadı Hazine-i Hümâyûnlarına bir çok şeyler koymuşlar, vermişler, fakat buradan bir habbe bile çıkarmamışlar ve almamışlardır. Eğer Şevketmap efendimiz bu sorgucu götüreceklerse, doğrusu ben kullarını çok mahzun edecekler!..

Baş mabeyinci bunu Sultan Hamid'e arzedince O: — Ben bunu muvakkaten alıyorum, kızım Ayşe'ye yaptıracağım taca örnek tutacağım. Bayramın birinci günü iade ederim, demiş ve yazdığı bir senedi de uzatarak ilâve etmiş:
— Şunu da kendisine ver.

Abdülhamid zamanında muayede merasimi (Bayram töreni) bazen Dolmabahçe Sarayı'nda, çok kere de Yıldız Sarayı'nda yapılırdı. Bu yıl da Yıldız Sarayı'nda yapılacaktı. Hazine-i Hümâyûnda kadife torba içiride muhafaza edilen altın taht, her yıl olduğu gibi arife günü, yerinden hususî merasimle çıkarılmış, Saraydan gelen kapalı bir arabaya konarak hazine kâhyası tarafından yanında beş, altı kişi olduğu halde, Yıldız Sarayı'na götürülmüştür. Muayede töreni bittikten sonra Hasan Şevki Bey Abdülhamid'in senedini Hacı Ali Paşaya vererek:

— Lütfen sorgucun iadesini temin 'buyurunuz! Demiş. Başmabeyinci huzura girmiş, münasip bir dille sorgucu hatırlatmak isteyince Abdülhamid:Senedimi getirmiş mi? demiş ve:Evet Şevketmeap efendimiz buyurunuz!Diye takdim etmiştir. Abdülhamid sorgucu iade ederken:

— Hasan Şevki Bey'e selâmı şahanemi söyle ve kendisinin vazifeşinaslığından memnun olduğumu da tebliğ et. Şu yüz altını da ver, bayram harçlığı yapsın! demiştir. Hazine kâhyası sorgucu ve ihsanı şahaneyi alıp şükranlarını Padişahın ayağına yüz sürerek belirttikten sonra, Topkapı Sarayı'na gelmiş, yüz altını beraberinde bulunan arkadaşlarına dağıtmıştır.

Türkiye İstiklâl ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi yazan Cemal Kutay, tarihinin 6176 sayılı sayfasında Namık Kemal'i beraat ettiren mahkeme kararından bahsederken şöyle diyor :

«— Cinayet mahkemesi reisi Abdüllâtif Suphi Paşa, Kemal (Namık Kemal) hakkında beraat (yahut vazife dışı) kararı verdi. O gün cinayet mahkemesi bir dağ kadar büyüktü ve mahkeme reisi bir dağ tepesi kadar yüksekti.
Bu sırada bir büyük adam ve bir yüksek adam daha vardı: Sultan Hamid! Kemal hakkında beraat (yahut vazife dışı) kararı veren mahkemenin reisine, Abdülhamid, kin beslemiyecek kadar büyük ve yüksek oldu ve bu karardan sonra Abdüllâtif Suphi Paşa'yı, üç defa Evkaf ,iki kere Maliye ve bir kere de Ticaret Nazırı yaptı.

Bu beraat kararını veren mahkemenin azasından Lebib Efendi de, yine Abdülhamid, zamanında resmî yerlerin en yükseği olan Temyiz mahkemesi baş Müddeiumumiliğine geçti ve Bâlâ rütbesi aldı ve kendisine birinci rütbeden Os-manî ve Mecîdî nişanları altın ve gümüş, imtiyaz madalyaları verildi.

CEMAL KUTAY: Türkiye İstiklâl ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi Sahife 6324 - 30 - 31
Abdülhamid Devrinin Ünlü Bankerlerinden Zarifi Anl
Abdülhamid Devrinin Ünlü Bankerlerinden Zarifi Anlatıyor:

«Osmanlı Şehzadeleri içinde Hamid efendi kadar tutumlu, hesabını bilen, sermaye ve sermayeyi değerlendirme hesaplarında bilgili bir zat tanımadım. Bu özelliği daha fazla hasbî idi. Fevkalâde zeki, hızlı bir anlayışa sahip, her şeyin püf noktasından bilgili olmak için gayret eden, karşısındakini sükûnetle dinleyen bir şahsiyettir. Yüzünden ne düşündüğünü anlamak imkânsızdır.
Fakat, Şehzadeliği zamanından beri saplandığı fikirler vardır. Çok geç güvenir, fakat güvencini basit hadiseler karşısında bile duraksamadan geri alırdı. Kendisi ile'sürekli ve kopmayan münasebetler sağlanmasının çok zor olduğuna inanmışımdır. Bir noktada tereddüt ettiği ve şüphelendiği zaman, konuyu ustalıkla o noktaya getirir, şüphe ve endişelerini pekiştirmeye çalışırdı. Bu duygusunun, peşin verilmiş kararlarda bir çeşit mantık ve vicdan huzurunu sağlamak için kendisini etkilemek anlamında olduğunu söyleyebilirim.
Mithat Paşa'nın memleketten uzaklaştırılması olayını duyduğum zaman çok endişelenmiştim. Memlekette bir ka-

Not: Cemal Kutay genellikle Abdülhamid'e muhabbeti olmayan tarihçiler arasında bilinir.



rışıklık çıkabilirdi. Bu his ve düşüncelerimi mabeyin müşiri Sait Paşa'ya açıkça Söyledim:
— Paşanın (Mithat Paşa) üç ayda yaptığını üç saatte yıktınız. Neticelerden çekinmiyor musunuz? Dedim. Bu sözlerimi Sait Paşa Hünkâr'a arz etmiş olacak ki, aradan uzun zaman geçtikten sonra bir gün bana, şu sitemli sözleri söyledi:
— Üç ayda yapılanları üç saatte yıksak bile, neticelerini idrak ederek bu kararları aldığımız anlaşılmalıdır. Bu bizim saltanat hukukumuzdur.
Ve, benim bir şey söylememe fırsat bırakmadan konuyu ustalıkla değiştirdi.

KAYNAK:
CEMAL KUTAY
«Türkiye İstiklâl ve Hürriyet
Mücadeleleri» tarihi
Sayfa: 6266-67


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri