Mithat Paşa'nın Sürgün Günleri


Mithat Paşa'nın Sürgün Günleri

7.Mart.1333 (1917) Beylerbeyi Sarayı

Demek mülkün bekâsını kendi vücuduna bağlı sanıyormuş; O gider gitmez koskoca Osmanlı ülkesi batacak, biliyormuş? Halbuki umduklarının hiç biri olmadı. Ne içde halk onun peşinden ayaklanıp kendisini aradı, ne hatta en yakın arkadaşlarından bile bir ses çıktı. Ama dışarda ve tabiatı ile İngilterede kıyamet koptu. Gazeteler, Mithat Paşa uzaklaştırıldıktan sonra Osmanlı İslâhatından hiçbir şey beklenemeyeceğini yazar oldular. Böyle olacağını zaten biliyor ve bekliyordum. Mithat Paşa nasıl İngiltereye bel bağlamışsa, İngiltere'de Mithat Paşa'ya bel bağlamıştı. Bize tavsiye ettikleleri ıslâhatın Osmanlı Devletini daha çabuk batıracağını benim kadar İngilizler de biliyorlardı ama, acaba Mithat Paşa gerçekten biliyor muydu?..
Eğer İslâhat, Osmanlı ülkesini kurtaracak bir tedbir ise, Tersane müzakereleri sırasında Kanun-u Esası ilân edilmiş ve yapılması düşünülen İslahat büyük devletlerin hepsine yazı ile bildirilmişti. Bu takdirde İngiltere'nin, Rus sefirinin ağzına bakarak bizden Bulgaristan'a istiklal, Sırp ve Karadağlılara da toprak vermemizi istememeleri gerekirdi. Çünkü bütün tavsiyelerini yerine getirmeyi kabul etmiş ve yapmak yoluna girmiştik. Halbuki Ruslardan fazla İngilizler bizi bu yapılamaz fedakârlıklara zorlamakta idiler. Biz, bu haysiyet kırıcı tekliflerini red ettiğimiz için İstanbuldan Elçilerini çekiyorlar, savaş haline giriyorlar ve lütfen üzerimize kuvvet göndermemek dostluğunu gösteriyorlardı!... Bütün istediklerini yapmak karşılığı gösterebildikleri dostluk, bundan ibaretti!...
Ama kendi adamları saydıkları Mithat Paşa uzaklaştırılınca, «İslâhat» birdenbire ehemmiyet kazanıyor ve güya bu işi başarabilecek tek adamın işten uzaklaştırılmasını Osmanlılığın ölümü imiş gibi gösteriyorlardı. Ben, su içen kuzuya kurdun ne söylediğini işitmiştim. İngilizlerin Mısır'a nasıl iştahla baktıklarını biliyordum. Keşke Sadrâzam'ım Mithat Paşa da benim kadar bilmiş olsaydı.
«Haddini Bilmek Ne Müşkül.»
«Haddini Bilmek Ne Müşkül.»

Hiç bilmiş olsa, doğru İngiltereye gider, oradan da mektuplar yazarak halâ devlet işlerine karışır mıydı?.. Bilmiş olsa, ve daha mühimi haddini bilmiş olsa, İngiliz Hariciye Ve-kili'nin masasına kolunu yaslayıp Osmanlı Sefiri Musurus Paşayı Vekil ile birlikte karşılar mıydı?, Ah, bilmek ne kadar zordur, hele haddini bilmek ne müşkül!.

Fakat hemen söyleyeyim, «Padişah» demek, bağışlamak demektir, cezalandırmak demek değil!. Dinimiz de bunu emreder; bir insanı doğru yola getirmek, bin hayır işlemekten üstündür.

Mithat Paşa, gerçi baştan sona «yanlış içinde» 'değildi. Sadece zaman, zaman yanlışlıklar yapmıştır.. Meziyetleri olan bir devlet adamı idi. Bazı işlerin üstesinden gelmesini biliyordu. Vali olarak iyi imtihan vermiş, gittiği yerlerde devletin yüzünü ağartmıştı. Devletin en üst kademesinde kullanılmasında bazı mahzurlar çıkmışsa da, başarılı olduğu seviyede kullanılmasında kendisinden istifade edilebilirdi İngilizlere satılmış olabileceğine inanmıyordum! Bu sebeple çağırdım ve kendisini Suriye Valisi yaptım. Sonra da İzmire getirdim.
Eğer amcamın ölümüne karışmış bir kişi olduğunu bilseydim, hiç bir zaman kendisini Avrupadan geri çağırmaz ve kendisine yeni vazifeler vermezdim. Fakat bu mevzuda açtırdığım bir tahkikat, Mithat Paşanın bu işe karışmış olduğunu gösteriyordu. Hâl' edilmiş bir Padişahı, şahsî sebeplerle öldürmek veya öldürenlere yardım etmek, ya da bildiklerini gizlemek, hem devlete, hem hanedana karşı işlenmiş ağır bir suçtu! Göz yumamazdım. Muhakeme edilmesine izin verdim.
Konsolosluğa Sığınan Vezir!
Keşke izin vermeseydim ve keşke Avrupadan hiç çağırmasaydım. Kendisinin pek önem verdiği adalet'in karşısına çıkacağım anlar anlamaz, buna herkesten önce kendisinin taraftar olacağı yerde soğuk kanlı bir cani gibi davranarak ve bir Osmanlı Veziri olduğunu aklına bile getirmeden doğruca İngiliz Konsolosluğunun yolunu tuttu. İngiliz Konsolosu, o günlerde izinli olduğu için, onu bulamayınca, Fransız Konsoloshanesine sığındı.

Başka hiç bir delil olmasa, bir Osmanlı Veziri ve Valisi olarak mahkeme huzuruna çıkacağı yerde, bir yabancı konsoloshaneye sığınmayı düşünmüş ve bunu yapmış olması, başlı başına suçlu olduğunun reddedilmez vesikasıdır. Devletimizin bütün tarihinde böyle bir emsal gösterilemez!

Dosta düşmana, Osmanlının başını yere eğen bu olay bana bildirildiği zaman, kahroldum! Çünkü bu yaptığı, işlediği iddia olunan cinayetten de ağır ve bağışlanmaz bir davranıştı. Hemen Adliye Vekili Cevdet Paşa'yı işin takibine memur ettim, îşin aslım elbette bilen İngilizler, pek arkalamadılar. Fransızlar da küçük bir direnişten sonra teslim etmeyi kabullendiler.

Mahkeme safahatı ve neticesini anlatmıştım. Mithat Paşa'nın emmim sultan Abdülâziz'in ölümünde suç ortağı ol-masını da bağışlarım da, bir Osmanlı Veziri ve Sadrazamı olarak yabancı bir devletin hizmetinde bulunmasını asla ba-ğışlayamam! Çünkü tutuklanacağı sıradaki tutumu ve İngiliz Konsolosluğuna sığınmak istemesi, kime güvendiği ve kimin hizmetinde olduğunu açıkça ortaya koymuştur! Böyleyken, valilikleri sırasında devlete ettiği hizmetleri hatırlayarak idam cezasını hapse çevirdim.

Onun ölümünden, beni sorumlu tutmak istiyorlar. Tutsunlar. Yarın huzuru Rabb-ül âlemin'e vardığımızda yü-züm ak, alnım açıktır. Olsa olsa Allahım, devletine ihanet den bir Sadrazamı bağışladığım için bana hesap sorabilir. Ben, Rabbim'in bu yoldaki cezasına razıyım!



Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri