Mahlu Bir Padişah

Mahlu Bir Padişah


1.Nisan.1333 (1917) Beylerbeyi

Martın 31'nden Nisanın 13 üncü gününe kadar çok üzüldüm, İstanbul'da düzen baştanaşağı bozuldu. Neferler, rast-geldikleri bazı subay ve sivilleri öldürüyorlar.. Hükümetin kolluk gücü zayıf... Dokuz aylık çılgınlıklar, Saltanat ve Hilâfet nüfuzunu olağanüstü sarsmış... Böyle olmasaydı, zaten devletsizlik ve karışıklık sürmez, belki de,hatta çıkmazdı.

Askerin karşılık vermesini istemediğim gibi, Tüfekçilerimden Halil Bey'in karşı koymak için yaptığı teklifini red ettim. Bu sadık bendemin (kul) ayaklarıma kapanarak ve ağlayarak söylediği şu sözlerini hatırlıyor ve her düşündükçe, efendisine bağlılık yolunu darağacına kadar götürmüş olan Halil Bey'i, bu iyi kalpli, merd Arnavudu, rahmetle ve fatiha ile anıyorum.
— Müsaade buyurunuz Padişahım!.. Uzun yıllar ekmeğinizi yedim. Etim kemiğim, çocuklarımın etleri, kemikleri, sizin ekmeğinizle oluştu! Üç buçuk serserinin taç ve tahtınıza saldırmasına karşı susarsak, yalnız vicdanımız önünde utanmakla kalmaz, kavmimiz (milletimiz) önünde de rezil ve haysiyetsiz oluruz!.

Zavallı Halil Bey!.. Bunları bana o kadar samimiyetle söylemişti ki, kendime hakim olmasaydım, belki de sözlerinin tesirine kapılırdım. Asılırken, acaba bana kırgın değil miydi?..Padişahı ondan razıdır. Allah da razı olsun!Hareket Ordusu, korkak görünen kahramanlara, ya da kahraman görünen korkaklara ne kadar benziyordu. Millî Meclisin Ayastafanosta toplandığını işitmistim. Saltanat günlerimde hâl edilmek tasası beni sık sık huzursuz ederken, gariptir ki, 31 Mart'dan Millî Meclisin karar aldığı güne kadar güven ve rahat içindeydim. Çünkü, davranışlarımdan kuşkum yoktu. Hükümetin halka gözdağı veren gücünü ît-tihat ve Terakki Cemiyeti, Cemiyetin kuvvetini de 31 Mart Olayı kırmıştı. Eğer Saltanat ve Hilafet makamlarının etki gücünü iyi kullanmamış olsaydım, gerek İstanbul'da, gerek Vilâyetlerde kan gövdeyi götürürdü.

Güya ben, Bosna-Hersek'ten başka ayrıca fedakârlıklarda bulunarak, Avusturya'dan şahsım ve saltanatımın devamı için korunmamı istemişmişim! Bu iftirayı nefretle red ederim. Ben, hiçbir zaman devletlerden ve yabancılardan korunma dilenmek tenezzülünde bulunmadım. 31 Mart'da ve bunu izleyen günlerde ne isteseydim; yapabilirdim. Birbirini kıskanan devletler, gözümün içine bakıyorlardı!
Kaçmaya Tenezzül Etmedim.
Kaçmaya Tenezzül Etmedim.

10 Temmuzdan 31 Mart'a kadar oluşan olaylar, milletin kabiliyet ve istidadını, ne derece olgunlaşıp, ne derece adaletten yana olduğunu göstermişti. Ben isteseydim, hâl kararı verilmeden, o kararın çıkmasını imkânsız kılacak bir durum yaratabilirdim. Buna tenezzül etmedim. Canımı korumak kaygısı ile kararsız ve perişan olduğum sanılırken, ben, sağlam bir yürekle tanrıma sığınmış, olup bitenlerin bana ne getireceğini bekliyordum. Son saate kadar kaçabilirdim de... Ben bir süre Avrupa'ya çekilseydim, aradan çok geçmez, yine dönerdim. Bunu bildiğim halde bile kaçmaya tenezzül etmedim.
Halbuki, 31 Mart günlerinde düşmanlarım, saklanacak, kaçacak şehirler ve evler aradılar. Demek ki, o böbürlendikleri yiğitlik de yalanmış!
Esat Paşa'nın Küstahlığı
Esat Paşa'nın Küstahlığı

Beni hâl'den çok, hâl'in bana ulaştırılma biçimi üzdü. Ayandan, mebuslardan bir heyet seçmişler. Paldır küldür odama kadar geldiler. Bunların içinde bulunan Tiran'lı Esat Paşa, gayet kaba, küstah bir tavırla yüzüme karşı :— Seni Millet azletti:
dedi.

«Hâl» kelimesini bile bana karşı «Azl» (37) şekline koyarak aşağıladılar. Zavallı Millet!.. Kendisini bekleyen acı sonu bilseydi!.. ,

Bu Esat Paşa'nın-kim olduğunu herkes bilir. Fakat bildiğim bazı şeyler vardır ki, az kimselerce bilinir.
Erzurumî Hafız Mehmet Paşa'yı severdim ve şahsına güvenim vardı. Bana, Müşir Derviş Paşa tanıtmıştı. Hafız Mehmet Paşa, Draç Mutasarrıfı iken, bu Esat Paşa'nın küçük kardeşi Gani Bey (38), bir takım uygunsuzluklarda bulunmuş. Draç Sancağının Tiran kazası ileri gelenlerinden olan Gani Bey, Toptanı ailesine bağlıydı. Orda kalmasını uygun görmedim. Tutuklayıp İstanbul'a gönderdiler.
Muhacirin komisyonu reisi Yusuf Riza Paşa aracılığı ile bana bir telgraf göndermişti. Tutukluluğunu kaldırdım ve Saray'da alakoydum. Bu olay, hatırımda kaldığına göre, Filibe ve Yunan hadiselerinden bir iki yıl sonra 303 (1886) ta-rihlerindeydi.
Azl Eden Utansın
Eşkiya Ruhlu iki Kardeş

Saray'da rahat durmadı. Harput'a sürdüm. Arnavutluk durumunun bir aralık gösterdiği şekil sebebile bir kötülükte bulunmayacağına kefil olarak İstanbul'a getirdim. Yaverlik vermiştim ve kaymakamlığa (Yarbay) kadar çıkarmıştım. Gani Bey, eşkiya ruhlu bir adamdı. Kardeşi Esat Paşa da, daha temiz bir yaradılışda olmadığı gibi...
İtiraf ederim ki, ben Gani Bey'e fazla meydan vermiş olmakla uygun ve doğru bir harekette bulunmamışım... Yaşasaydı, elbette yine Harput, belki de daha uzaklara def ederdim.

Gani Beyin ölümü, ne siyasî bir olaydır, ne de bir intikam eseri. «Bursalı Hafız» adında ve kendi ayarında bir yaratıkla anlaşmışlar, öteye beriye gözdağı verip haraç alırlarmış. Bir vurgun parası yüzünden aralarında kavga çıkmış. Gani, Hafız'ı öldüreceği sırada, Hafız daha tetik davranıp Gani'yi öldürmüş. Olay bundan ibaret...

Kan davası geleneği yüzünden kardeşinin kanını gütmek zorunda olan ağabeysi Esat Paşa, Hafız'ı kovalayacak yerde, birkaç gün önce Büyükada'da Gani Bey'in saldırıya uğradığından ötürü öldürüldüğünü duyunca sevincini göstermekten başka bir kusuru ve hele cinayetle hiçbir ilişiği olmayan, Rıfat Paşa'nın oğlu Cavit Bey'i güpegündüz, köprü üstünde öldürttü. Gönderdiği katil de Hacı Mustafa adlı bir Arnavuttu.

(37) Padişahların tahtlarından indirilmelerine «hâl» denir Bir görevlinin işine son verilmesine, kovulmasına «Azl».
(38) Haydar Gani Toptanî, Abdülhamit devrinin sayılı kabadayılarından. Tüfekçilerden olup adam dövdürür, halkı yıldırırdı. Beyoğlu'nda öldürülüşü, dedikodu uyandırmıştı.
Azl Eden Utansın
Azl Eden Utansın

Rıfat Paşa'nın şahsile, ailesi fertlerini ikinci bir intikama hedef olmaktan korumak maksadile ve yine Rıfat Paşa'-nın ricası üzerine, Cavit Bey'in katiline verilmiş olan idam cezasını, süresiz küreğe çevirdim.

Ben, Esat Paşa'yı kötülükten uzaklaştırmak için, bir süre jandarma kumandanlıklarında kullanmıştım. Onu Millî Murakabe'ye kabul edenler, Gani Bey'in her surette kardeşi olan bu adama o kadar itibar ettiler ki, bir Halife'ye, ilâhi kaderin vermiş olduğu bir hükmü ulaştırmaya görevli ve içlerinde Rum, Ermeni, Yahudi cemaatlarımdan adamlar da bulunan heyet arasına girebildi ve bunların arasından, kendisine fenalık etmemiş ve birçok fenalıklarına tahammül göstermiş bir Halife'ye, bir Padişah'a edebsizce :— Seni Millet azl etti!...
demeğe imkân ve kudret buldu. Azl olunandan çok, azl eden utansın!


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri