İngiliz Aldatmacası

İngiliz Aldatmacası

Bu arada, yine anlayamadığım bir şey oldu. İngiliz Elçisi bir gün heyecanla huzura girdi ve bana Musul çevresindeki kazılardan birinde çıkmış murassa bir kılıç getirdi. Kılıç kırıktı, fakat sapı çok kıymetli taşlarla işlenmişti. Elçi, bir zelzele sırasında toprağın çöktüğünü, bir parçasının çok



derinlere gittiğini, geri kalan parçanın da kazılarda bulunduğunu söyledi.
Elçiye teşekkür ettim ve ihsanda bulundum. Fakat bizim istihbaratımızca böyle bir kılıcın bulunduğu bilinmiyordu. Ya haber alma teşkilatımız işlemiyor, ya da bana bilmediğim bir oyun oynanıyordu. Çarşı esnafından, işden anlar kişilere kılıcı gösterdim. Bunlar, bu kılıcın eski bir kılıç değil, eskitilmiş bir kılıç olduğunu söylediler!

Merakım büsbütün arttı, fakat kimseye bir şey sezdirmedim. Yalnız gelen haberlerden, Musuldaki ve Bağdat'da-ki heyetlerin satıh (yüzey) çalışmalarını bırakıp kuyular açmaya başladıklarını öğrendim. O zaman maksatları ortaya çıktı. Beni, dürüstlüklerine inandırmak istiyorlar, böylece daha rahat çalışma imkânını elde etmek istiyorlardı. Kıymetli taşlarla donanmış ve eski diye bana sunulmuş kılıç da bu güveni bende arttırmak içindi. Aradıkları kırık küpler, küçük heykelcikler değil, Petroldü!
Daha önce Eflâkde (Romanya) petrol bulunduğu için bunun kuyular açarak arandığım biliyordum. Nitekim bir süre sonra İngiliz Elçisi, ayrı bir haber vermek vesilesile huzura girdiği zaman, Suriye ve Hicaz topraklarının büyük bir kısmının çöl olduğunu, buralarda susuzluk çekildiğini, bu yüzden buralarda barınılamadığını söyleyip, eğer muvafık bulursam, «İngiltere Hükümetinin» buralarda insaniyet namına kuyular açtırmaya hazır olduğunu anlattı. Yalnız şartları vardı : Eğer buralarda su bulunur ve vahalar teşekkül ederse, çıkacak suyun kullanılmasını ahaliye bırakacaklardı, fakat suyun sahibi olacaklardı.
Açtıkları Kuyuları Kapattım.

îttifak işi zaten istediğim şekilde yürümüyordu. Teklifi red ettim. Bununla yetinmedim, Musul ve Bağdat'da açtıkları kuyuları da hükümetçe kapattım! İngilizler darılıp kazılari olduğu gibi bıraktılar. Fakat hemen ardından, Cema-leddinî Efganî yolu ile Hilâfet meselesini kurcalamaya başladılar. Hicaz Emîrini ele geçirerek maksatlarına ulaşmak istiyorlardı. Ben de buna karşılık, büyücek bir derviş kafilesini Hindistan Müslümanları arasına gönderdim. İngilizler,, buna Girit gailesini çıkarmakla mukabele ettiler. Daha da ileri giderek, Rusya ve Fransa'yı da yanlarına alarak beni tahttan düşürmeyi denediler. Ruslar, bu İngiliz teklifini sert bir dille red etti. Çünkü İngiltere, tıpkı Osmanlı ülkesinde yaptığı gibi, Rusya'da da Çar'ı meşrutî idareye zorlamak için ayaklanmalar düzenliyordu.
İşte İngilizlerle böylesine çatışmaya düştüğümüz günlerde, Almanya bize dostluk elini uzatmaya başladı. Girit ihtilâfında doğrudan doğruya bizi destekledi ve öteki büyük devletlerden ayrıldı. Yunan Savaşında Ordumuzun başarısı, Almanların gözünü açmıştı. Kayzer, Fransız, İngiliz, Rus. İttifakını önlemek için bana yaklaştı. Ben de hemen Alman Ordularına Hindistan yolunu açabileceğim gözdağını İngilizlere vermek için, Almanlara yaklaştım. Aslında ikimizin de düşünceleri başka, başkaydı. Bu hengâme içinde Kayzer Vilhelm İstanbul'a geldi. Tantanalı bir karşılama hazırladım.
Kayzer de tantanalı nutuklar söylüyor, misafirperverliğimizi övüyor, ve dünya yüzünde dağınık yaşayan üç yüz milyon Müslümanın dostu olduğunu söylemekten çekinmiyordu. Şam'dan, Çar'a bir mektup gönderdi ve «Türkiye'nin, ölmekte olan değil, bütün canlılığı ile yaşayan bir ülke olduğunu» yazdı ve «müslümanların ve halifelerinin şerefine dokunmaktan uzak dur» ihtarını yapmaktan da çekinmedi.
Akılları — Fikirleri Petrolde

Asıl anlatmak istediğim bu değildir. Ancak Kayzer'in bu davranışları bende çok iyi duygular yaratmıştı, kendisine son derece dostane davranıyordum.



Alman imparatoru ile birlikte memleketimize bazı bilginler de gelmişti. Bu bilginlerin içinde tıpkı İngilizler gibi, kazılara meraklı olanları vardı. Onlar da Musul çevresinde eski eserler aramak istiyorlardı. Kendilerine müsaade ettim. Fakat İngiliz heyetlerinin petrol kokusu aldıklarını bildiğim için, yaverlerimden birini, bir başka nâm ile Musul'a gönderdim ve kazıları yerinde izlemesini tenbih ettim.

Aradan çok kısa bir zaman geçmişti. İmparator hâlâ memleketimizin misafiriydi. Salahattin Efendi'den bir rapor aldım. Alman heyeti de tıpkı İngilizler gibi, kuyular açıyorlar ve sondajlar yapıyorlardı.

Bu samimiyetsizliğe üzüldüğümü itiraf ederim. Çünkü Alman İmparatoru, petrol aramak teklifi ile 'de gelseydi, ben ona bazı şartlarla bu arama ruhsatını verecektim. Çünkü böyle bir araştırma, benim ülkem için de önemliydi. Ama, casus göndermek, eski eser aramak bahanesiyle petrol aramak, Almanların Osmanlılara nasıl baktığını açıkça gösteriyordu. Tahsin Paşa (34) bunu İmparatora duyurmak teklifinde bulundu. Red ettim. «Bırakalım, arasınlar,» dedim, «bulurlarsa, petrolü ceplerinde götürmeyecekler ya.. Buldukları kırık çanakları kendilerine veririz, petrol müsaadesi almamış oldukları için petrolü de biz kullanırız!»
Yaverim Selahattin Efendi, bu işlerden anlar bir adamdı. Kendisini çağırıp Amerika'ya gönderdim. Çünkü Amerika o yıllarda bu işlerde çok ileri idi. Hem bu devletle yakından ilişki kurmamıza yardım edecek, hem de topraklarımızda petrol olup olmadığını anlayacaktı. Maalesef bu teşebbüsüm bir netice vermedi. Salahattin Efendi'nin Amerika'da temas ettiği şirketler, ilgi göstermediler, bir yıl sonra da Yaverim eli boş geri döndü.Salahattin Efendi'nin dönüşte bana, Amerikalıların dün-

(34) Tahsin Paşa Mâbeyn Başkâtibidir, İttihatçılar «Kara Tahsin» derler.



ya ihtiyacına yeter ölçüde petrol çıktığına inandıklarım ve yeni kuyulara, petrol fiyatlarını düşüreceği düşüncesi ile, yanaşmadıklarını söyledi. "Fakat İngilizler ve Almanlardan sonra biz de petrol kokusunu almıştık. Japonya'dan bir mütehassıs gurubu istedim. Göndermeyi kabul ettiler. Gerisinin ne olduğunu bilmiyorum. Çünkü az sonra tahttan uzaklaştım.
Osmanlı Devletinde İstihbarat

22.Mart.1333 (1917) Beylerbeyi

Osmanlı'da töre budur : Padişah, tebasının ne düşündüğünü, hangi şikâyetleri olduğunu, bir yandan kendi Valilerinden, Kadılarından Hükümet yolu ile öğrenir, bir taraftan ülkenin dört bucağına serpilmiş tekkelerin şeyhlerinden, dervişlerinden haberler toplar ve buna göre ülkeyi idare eder. Ceddim Sultan Mahmut (Mahmut II) buna gezginci dervişleri de ekleyerek istihbaratı genişletmişti.
Ben tahta çıktığım zaman durum buydu ve böylece devam ediyordu.
Bir gün Londra Sefiri Musurus Paşa'dan Eski Sadrazam ve Serasker Hüseyin Avni Paşa'nın İngilizlerden para aldığını öğrendim. Devleti Padişah adına idare eden bir Sadrazam kendi devletine ihanet ediyorsa, istihbaratı da elbette kendi işine geldiği gibi Saray'a duyururdu. Tedirgin olmuştum, müteessirdim.
İşte bu günlerde Mahmut Paşa bana geldi ve Jön Türklerden bazıları hakkında haberler getirdi. Getirdiği haberler mühimdi. Kendisine bunları nasıl öğrendiğini sordum. Hususî bir istihbarat teşkilâtı kurmuş, bazı kimselerin yakınlarını para ile elde etmişti. Bu kimseler kendisine görüp duyduklarını haber veriyorlar, o da bunları değerlendiriyordu.

İsterse kardeşimin kocası olsun, Devletin bir paşasının Devletten gizli ve ayrı bir istihbarat kurması doğru olamazdı. Kendisine teşkilâtı hemen bana devretmesini ve bundan böyle bu işlerle uğraşmamasını söyledim. Teşkilâtı bana devretti ama, bundan çok alındı.


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri