Halk Sinirleniyor, İttihatçılar Gözdağı Veriyorlar


Halk Sinirleniyor, İttihatçılar Gözdağı Veriyorlar..

Halk sinirlendikçe, İttihat ve Tarakki'nin ileri gelenleri kasılmayı ve gözdağı vermeyi arttırıyorlardı. 31 Mart'dan bu- iki ay önce, «Perapalas» otelinde verilen pek parlak ziyafette Meclis'i Mebusan Reisi Ahmet Riza Bey, İttihat ve Tarakki'ye karşı gelenleri kahr edip yok edeceklerini şatafatlı bir nutukla açıktan açığa ilân etmişti. Basın'ın bu nutuk etrafında kopardığı gürültü, 31 Mart'ın acıklı aksi değil midir?...

Cemîyet'in gazeteleri, etrafı ölümle, yangınla korkutu-yorlardı. Kuvvetlerine güveni olanlar, hiçbir zaman korkutmak tenezzülünde bulunmazlar. Birdenbire iktidar mevkiine hakim olan efendiler, bu ürkütme edebiyatı ile bir kere daha zaaflarını ilân ediyorlardı. Küçük ve ehemmiyetsiz olaylar bir kenara bırakılırsa, 31 Mart Vakasının başlıca sebepleri ve müessirleri yazdığım hadiselerdir.

Ayaklananlar arasında, Saray'a uzaktan yakından ilişiği olanlardan hiç kimsenin bulunmaması da gösterir ki, ben o meselenin içinde değildim. 10 Temmuzdan sonra verilmiş bir iki jurnalin kâğıtlarım arasında bulunması, güya benim Meşrutiyetten sonra böyle şeylerle uğraştığımı ispata yetermiş!..

Tütün kıyıcısı Mustafa Efendi, bir iki defa, şunun bunun kâğıtlarını getirmişti. Sadece, durumu anlamak ve öğrenmek için kabul ettim. Başkâtip Cevat Bey'in, Mustafa Efendi'yi, böyle şeylerle beni meşgul etmemesini ihtar ile ayıpladığını ve çekiştiğini işitmiş ve Cevat Bey'e hak vermiştim.

Hareket Ordusu'nun Selanik'ten hareket ettiğini ilkin Osmanlı Bankası haber verdi. Gelecek kuvvetin derme çat-ma şeyler olduğunu ve «Gönüllü» namile peşlerine takılan kafilenin mahiyetini anlamakta gecikmedim.
Güçlü Bir Hassa Ordusu Vardı..
Güçlü Bir Hassa Ordusu Vardı..

Hassa Ordusu'nun İstanbul'daki er'leri, gerçekten iyi ha-zırlanmış, hem Hilâfet Makamına, hem şahsıma sadık, seç-kin askerlerdi. Hareket Ordusu'nun yolda durdurulmasını, başta Nazım Paşa olduğu halde, sadık devlet ileri gelenleri bana tavsiye ettiler. Kabul etmedim. Edirne'deki ordunun, kısmen Hareket Ordusuna katılmış olduğunu da haber yer-

diler, hiç telâş etmedim. Çünkü yaptıklarımda, beni korkutacak bir şey yoktu. Ayastafonos'dan İstanbul üstüne yürüdükleri zaman, İstanbul'daki askerlerin kışlalardan çıkarılmamasını ve mukabelede bulunulmamasını şiddetle istedim ve tenbih ettim. Başla içinden çıkıp da meselâ Kâğıthane sutlarına yayılsalardı, bu askeri, Selânik'in derme çatma askeri mi yenerdi?...
(Ben, askerlerimin arasında kan dökülmesini istemedim. Görüyordum ki, artık bana Milletin güveni yoktur. Ortalık yatışınca, kendiliğimden istifa edecektim. Bu isteği daha önce de açıklamıştım, engel oldular. Ahmet Riza beyle ilk görüştüğüm zaman, eski muarızım bana demişti ki :
— Efendim, artık Milletinizle aranızda hiçbir uyuşmazlığınız yoktur. Zat-ı hümayununuz bundan sonra başımızda olarak, Mikado'nun Japonya'ya ettiği hizmetleri kendi mülkünüze yapacaksınız. .(*)

Japonya'yı Osmanlı ülkesine benzetmek ve bunun Padişahından onun imparatoru gibi başarı beklemek ne kadar uygun olur bilmem! Japonya Atlas Okyanusu'nun bir tarafına çekilmiş, adalara yerleşmiş, tek din, tek millet olarak millî birliğini sağlamış büyük bir cemiyet, Dünyada hiç benzemediği bir kıta varsa, o da bizim biçare memleketimiz. Kürtle Enmeni'yi, Rumla Türk'ü, Arapla Bulgar'ı nasıl birleştirirdim?..
Yanlıştan Yanlışa...
Yanlıştan Yanlışa...
Benden sonra idareye el koyanlar, aleyhimizdeki milletlerin arasındaki uyuşmazlıkları ortadan kaldırdılar, bizi tutan ırklar arasına da uyuşmazlıklar yerleştirdiler. Bir «Kilise kanunu» ile Rumlar, Bulgarların kucağına atıldı. Türklerde de milliyet gayreti, din gayretinin üstüne çıkartılarak, Araplar küstürüldü. Bunlar yanlış hareketlerdi.

İçimizi, Milliyet kavgalarile altüst edenler, gariptir ki, dışımızı da «İttihad-ı İslâm» (Panislâmizm) davalarile telaşa düşürüyorlardı.
Mikado Hatso Hito, hiçbir vakit böyle engeller ve Japonya da böyle güçlükler karşısında bulunmadı. Ben, meselâ Doğu Anadolu'da küçük bir yol yaptırsaydım, Rusya kıyamet koparırdı. Bununla beraber yavaş yavaş çalıştım. Oralarda okul gibi, yol gibi imar işlerinin büyük bir bölümü, benim zamanımda ortaya konmuştur. Bu konuda, benden önce gelen padişahların hepsinden daha mutluyum.

Mikado'nun çevresinde toplanan devlet büyüklerini ben bulamadım. Gerek olanlarda ve gerekse benim yetiştirdiklerimde daima bir şey vardı ki, her ilerleme hevesini nefessiz bırakıyordu. Benim, kişiliğimdeki tereddüdü de sebeb olarak ileri sürenler var. Bunun tesiri yoktur, demem. Ayıptan ve kusurdan arınmış bir Allah vardır. Yalnız, ilerlemeye düşman olduğum iddiasını red ederim.

* Japon imparatoru Mikado, ülkesinde «meici dönemi» diye tanımlanan, Batı teknolojisini benimseme ve Japon kültürü ile kaynaştırma hareketine öncülük etmişti.




Padişah, Tarih ve Allah Huzurunda Hesap Verir..
Padişah, Tarih ve Allah Huzurunda Hesap Verir..

Ben bu hâli o zaman Ahmet Riza Bey'e söyleseydim, belki de telaş ve korkuya kapılıp kendimi savunduğumu sanacaktı. Hükümdarlar, fertler karşısında değil, dünyada tarih, ahirette Allah huzurunda saltanat günlerinin hesabını verirler.
«Mebusan Meclisi« ni ikinci defa açarken, ilk kapanışın sebebini, milletin gerekli olgunluğa erişmemiş olmasına bağlamıştım. Bu sözlerimi o kadar ayıplayarak tenkit edenler,

otuz seneyi aşkın bir zaman sonra gelen ve içlerinde, öncekilerle mukayese edilemeyecek kadar okumuş, aydın adamlar bulunan mebuslar, daha mı olgun ve doğru çıktı?
Birinci dönem toplantı, şöyle böyle geçebilmişti; ikincisi karmakarışık. Bu tereddüt o dereceye vardı ki, Trab-lusgarp elden giderken muhalifler, sevinçlerinden meclis salon ve koridorlarında hora teptiler. Sonra da hükümetten yana olanlar, alkışlarla savaşı kabul etti.
Gazeteler bir şey yazmıyorlarsa da yakınlarımdan işittiklerime göre, mebus efendilere, «vagon işleri» gibi büyük kazançlı işler veriliyormuş. Milletin hayatile ilgili işlerin en önemlisini, millî murakabe ile vazifeli olanların bir ticaret, hem de âdı, kanunsuz bir ticaret şekline, hâline getirmeleri de gösterdi ki, ben, Meşrutiyetle idare edilmek için gerekli olgunluk ve doğruluğu, milletimin daha kazanamadığını tahmin etmekte hiç de hata etmemişim!..
İtiraf ederim ki ben, Mebusan Meclisini açmak konusunda, kendi taç ve tahtımın ve şahsımın menfaatlerini de Devletin menfaatleri kadar düşündüm; ancak, istibdadımı sürdürmekten başka bir şey düşünmediğimi iddia veya zannedenler, garezkâr değilseler, haksızdırlar!
Meşrutiyet ilân edildi de ne oldu?.. Devletin borcu mu azaldı?.. Memleketin yolları, limanları, okullarımı çoğaldı. Kanunlar şimdi daha akıllıca, daha mantıklı mı düzenleniyor. Şahsiyet haklan, evvelkinden daha çok mu sağlandı?.. Ahâli, daha mı dört başı mamur? Ölümler azaldı da doğumlar mı çoğaldı?.. Dünya efkâr-ı umumiyesi, daha mı bizden yana?..
İşte bir sürü soru ki, ne kadar çoğaltılsa, hiç birine müsbet karşılık verilemez!
Meşrutiyetle yönetilmeye karşı olduğum ve hele böyle bir fikir ve kanaatim olduğu sanılmasın!.. Doktor olmayan veya kullanmasını bilmeyen adamların elinde «şifalı ilâç» bile «öldüren zehir» olur. Üzülerek söylüyorum ki, hâdisât, pek az zaman içinde beni doğruladılar


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri