«Gece Hızlı, Hızlı Kapım Vuruldu.»


«Gece Hızlı, Hızlı Kapım Vuruldu.»

Gecelerden biri uyuyordum. Hızlı hızlı kapım vuruldu. Uyandım. Kapının arkasından ikinci haznedar kalfanın sesi geliyordu. Muhafız Kumandanı Rasim bey hemen beni görmek istiyormuş!..
Fesuphanallah... Gecenin bu saatinde Rasim beyin bana söyleyecek nesi olabilirdi? Hemen kalkıp giyindim, bitişik odaya geçip Rasim beyi kabul ettim. Mahzun ve perişan bir hali vardı.

— Hayırdır inşallah Rasim bey, ne var?., dedim. Üzüntü içinde konuştu: Zat-ı Hümayununuzu rahatsız ettim, beni mazur gö
rünüz, dört düvelle harp halinde olduğumuzu söylemem gerekiyor!..Dört düvelle mi?.. Kim bunlar Rasim bey, hemen Al
lah orduyu Hümayuna nusret, kuvvet versin, inşallah zafer bizimdir!..Rasim bey başım yere eğmiş, ağlayacak gibi konuşuyordu:
—Yunanistan, (Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistanla Hakanım..ve maalesef yenilmek üzereyiz!..
Kahrolmaktan daha yaman bir söz bulmam gerekli, mahvoldum!Dört düvel birleşir de haberimiz olmaz mı Rasim
bey, dedim, bu nasıl bir gaflettir! Bu devletler birleşemezler ki!.. Aralarında kilise kavgaları var... Yıllar yılı süren
Makedonya boğuşmasını hatırlamıyor musun?..Kiliseler kanununu çıkararak Meclisi mebusân ve Ayan bu ihtilâfı hâl etti. Başımıza bu işlerin açılacağını kim bilebilirdi ki?..
«Sözümü, Acı Bir Lokma Gibi Yuttum.»
«Sözümü, Acı Bir Lokma Gibi Yuttum.»

«BEN» diye bağırmak geçti içimden. Acı bir lokma 'gibi sözümü yuttum. Zihnim durmuş, içime baygınlık çökmüştü. Sabaha kadar Rasim bey söyledi, ben dinledim; Ben söyledim Rasim bey dinledi. Sonunda:
—Selanik bugün yarın düşmek üzere... Sizi İstanbul'a götürecekler. Bunu hemen size haber vermek için emir aldım, dedi.
Bu söz üzerine hayatımın hiç bir devresinde tanımadığım . bir öfke içinde ayağa fırlamışım, bağırmaya başlamışım :

— Rasim bey, Rasih bey! Selanik demek, İstanbul'un anahtarı demektir! Ordumuz nerde, askerimiz nerde?.. Nasıl bırakılıp ta gidilir?.. Bırakıp gidersek, tarih ve ecdad bizim yüzümüze tükürmez mi?.. Biraderim Hazretleri bura
nın tahliyesine razı mı oldu?.. Hayır, ben razı değilim! Yetmiş yaşında olduğuma bakmayınız. Bana bir tüfek verin,
asker evlatlarımla beraber Selânik'i ben son nefesime kadar koruyacağım!

Fena olmuşum.. Rasim bey orada, masa üstünde duran gülâbdanlıktan (44) yüzüme gül suları serpeledi, ellerimi oğdu, kendime geldim. Rasim beye:

«Buradan Benim Cenazem Gider.»

— Gidin Kumandanınıza söyleyin, buradan ben değil, benim cenazem gider!. .

Rasim bey çıktı gitti. Meğer çoluk çocuk konuşmalarımızı kapıdan dinliyorlarmış. Hepsi birden ağlaşarak odama doldular. Onlar beni, ben onları teskin etmeğe çalışıyordum. Benim için artık uyku haramdı. Bir daha yatmadım ve o sabah güneşin doğuşunu, gözyaşlarımı içime akıtarak seyrettim!

Gün ışırken, Ali Rıza Paşa ile Hadi Paşa geldiler. Kendimi toparladım ve paşaları kabul ettim. Onlar da Selanik'ten ayrılmayı zaruri görüyorlar ve bir an önce hazırlıklara başlamamızı istiyorlardı. Paşalardan muharebenin seyrini sordum. Benden bir çok şey gizleyerek bazı şeyler anlattılar... Fakat ne kadar örtülmüş olursa olsun, bizi Balkan Devletlerinin değil, orduya giren politikanın yenmiş olduğu her cihetten belli oluyordu.— Selânik'i boşaltacak mısınız?., diye sordum.

— Her ihtimale karşı... diye cevap verdiler...— Daha hangi ihtimal kalmış ki diye yüzlerine bağırdım. Allah devletimi bu hale getirenleri kahretsin!.. Zat-ı Şahaneye düşmanla savaşarak son nefesimi vermek, bir Osmanlı hanedanı mensubu olarak hakkımdır. Bunu hiç kimse benim elimden alamaz!..

Paşalar, yeis ve keder içinde çıktılar. Çoluk çotuğu bir araya topladım. Hepsi ağlaşıyorlardı.
(44) Damla halinde gülsuyu dökmek için yapılmış bir kap.
Çocuklarım: «Biz de Kalırız,» Diye Anlaşıyorlardı.
Çocuklarım: «Biz de Kalırız,» Diye Anlaşıyorlardı.

— Beni dinleyin, dedim, Devletimiz batıyor, Selanik gitti demek, İstanbul gitti demektir, imparatorluk gitti demektir.
Hepinizin kaderine razı olmasını istiyorum. Çıkmak isteyenler varsa, söylesinler, onları göndereyim. Fakat ben burada kalacağım!..
— Biz de sizinle kalırız babamız!..diye ağlamıyorlardı. Nuri ağaya:
— Gitmek isteyenlerin isimlerini yaz, bana getir. Onların uzaklaşmalarını temin edeyim, deyip çıktım. Artık odama
kimseyi kabul etmemeğe kararlıydım. Gidenlerin gidecek, kalanlar kalacak, takdiri ilâhî'yi bekleyecektim...O geceyi dahi uyumadan, ibâdetle geçirdim. Sabah namazından sonra dürbünle limanı seyrediyordum, bir gemi gözüme ilişti. Biraz daha dikkatlice bakınca, bu geminin Alman Sefaret gemisi olduğunu anlamakta gecikmedim. Bu sırada yanıma Nuri Ağa gelmişti. O da bir geminin geldiğini bana haber verecekmiş. Meğer o, geminin bizi götürmek için geldiğini de biliyormuş! Benden sonra çoluk çocuk, ben-degân ağlaşmaya başlamışlar. Köşkteki subaylar da bende-gânı iyice korkutup kışkırtmış, herkes benim gitmeye razı olmamı istiyormuş! Fakat geldiğinde bana bir şey söylemedi. Ben:

— Bu gemi sakın bizi götürmek için gelmiş olmasın?., deyince, «Hayırlısı ne ise o olsun efendimiz, çoluk çocuk köşkte çığrışırlar, size bir türlü kıyamazlar... Yüreğim parçalandı. Fakat madem sordunuz, ben de söyleyeyim, evet, bu gemi Zat-ı Şahane'nizi ve bendegânınızı, evlâdü iyalinizle birlikte İstanbul'a götürmek için gelmiştir. Elbette hayırlı olan karar sizin ağzınızdan çıkar,» dedi.
İrade-i Şahane...
İrade-i Şahane...

Gemi, rıhtıma yanaştı. Az sonra da bir Landon bizim yokuşu tırmanmaya başladı. Dış kapıya geldikleri zaman, içinden Damat Hikmet Şerif Paşa ile, Kızım Naile Sultan'ın zevci Arif Hikmet Paşa'nın indiklerini gördüm. Bu kadar meyus (kederli) günümde, bu kadar da mesrur (sevinçli) olacağımı dünyada düşünemezdim. Resmî tazimden Sonra Arif Hikmet Paşa ile ve Şerif Paşa ile kucaklaştık. Çoluk çocuğumu, olüp bitenleri kendilerinden sordum. Onlar da benim kadar kahırlıydılar. Fakat Biraderim Hazretleri tarafından gönderilmişler ve Zat-ı Şahane'nin ricalarını getirmişler. Kararım ne kadar kat'i olursa olsun, bir ÂH Osman evlâdı, Padişahın iradesine karşı çıkamazdı. Boynumu büktüm. Damadımdan öğrendim ki İstanbul'a giden bütün yollar elden çıkmış, ancak bu gemi ile İstanbul'a gidebilir misiz!..
Köşktekilere hazırlanmalarını söyledim. Kadın efendi ve kalfalar ellerinden gelen çabuklukla hazırlıklarını yaparken, ben de Paşalarla dertleştim. Bu sırada kumandan Ra-sim Bey geldi. Mahzundu. Kendisine:
— Sen de bizimle gelir misin Rasim Bey?., dedim. Minnetle kabul etti. Vasfi bey diye bir arkadaşı varmış, onun da bizimle gelmesini rica ettiği sırada, tosun gibi bir yüzbaşı, Rasim beye koşup geldi:

— Aman Rasim bey, Hakanımıza söyleyiniz, ne.olur beni de gemiye alsın!..Rasim beye: «iBu yüzbaşıyı da (Salih Bozok) alınız, fakat maalesef öteki arkadaşlarınızı alamıyacağız, çünkü gemide yer yok. Ben hepinizi götürmek isterdim...»
«Gemi Emrinizdedir, Majesteleri.»
«Gemi Emrinizdedir, Majesteleri.»

Köşkten çıkarken bütün subaylar ve erler karşılıklı iki sıra halinde dizilmiş bizi uğurluyorlardı. Resm-i selâm ifa ettiler!.. Ben de kendilerine: «İnşallah hepinizi sağ, salim İstanbul'da görürüm, Allaha Ismarladık,» dedim. Vah' ve Kumandan Paşalar'da uğurlamaya gelmişlerdi. Onlara da mü-nasip bir kaç söz söyledim ve landonlarla gemiye geldik.
Benim için Sefirin kamarası hazırlanmıştı. Bir ara -gemi süvarisi yalnız başına yanıma girdi ve imparatorunun mahsus selamlarını söyledikten sonra:— Gemi emrinizdedir, Majesteleri... Nereye gitmek is
tiyorsanız, oraya hareket etmek için imparatorumdan şahsi
emir aldım!..Bir Al-i Osman mensubu, bayrağından başka nereye gidebilir? Süvariye teşekkür ettim ve İstanbul'a hareket etmesini söyledim. Marmara'da büyük çalkantı geçirdik. Hemen -benden başka- bütün aileyi deniz tuttu. Gemi doktorunun verdiği ilâçları, birer birer elimle içirdim. Deniz biraz duruldu ve bi iznillâhi tealâ (Allahın isteği ile) Beylerbeyi Sarayı'nın önünde demirledik. Şerif Paşa, Zat-ı Şahane'ye maruzatta bulunmak için burada bizden ayrıldı. Damadım Arif Hikmet Paşa, bizimle birlikte Beylerbeyi Sarayı'na kadar geldi.
Ben, Beylerbeyi Sarayı'nda bulunmayı uygun bulmuyordum. Rutubetliydi. Romatizmalarım başlayabilirdi. Bunu Arif Hikmet Paşaya söyledim. Fakat zamanla buraya da

pekâlâ alıştım,İşte yaşıyorum. Sırtımı zaman zaman ağrılar kaplasa da hiç bir şikâyetim yok... Bütün üzüntüm, mem-leketimin içine düştüğü felâket!..
Buranın Alâtini köşkünden farkı, zavallı iyi yürekli annemin içinde yaşadığı ve öldüğü odada yatıyorum, gazete veriyorlar, ufak tefek isteklerim yapılıyor, çocuklarımdan Kumandan Rasim bey vasıtası ile haber alabiliyorum. Bunların nasıl birer nimet olduğu, ancak mahrum olanlar tarafından bilinir... Allah hiç kimseyi çoluk çocuğundan haber almaktan mahrum etmesin... Amin!..


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri