Gayr-i Mes'ul Bir Heyet Devleti Toptan Ele Geçirmişti

«Gayr-i Mes'ul Bir Heyet Devleti Toptan Ele Geçirmişti.»

Sükûnetimi muhafaza ederek sordum : — Devlet adına kim, Ordu adına kim bana bu teminatı verecek?..



Fethi Bey, sözün nereye vardığını hemen fark etti. Telaşla toparlanarak :— Malum-u devletiniz, İstanbul'dan ayrılırken hayatını
zı Ordu tekeffül etmişti. Bu sebeble böyle konuştum. Elbet,
Devletin teminatı altında bulunacaksınız..Ben vahameti görmüştüm. Ortada Devlet yoktu. Böylece, benden sonra olup bitenleri de bu konuşmadan öğrenmiş oluyordum. Bütün dikkatimi toplayarak sordum :— Ordu adına kim, Devlet adına kim sizi bu hususu teb
liğe memur etti?..Fethi Bey'in iyice canı sıkılmıştı. Konuştukça bazı şeyleri ağzından kaçırmakta olduğunu fark etti. Kendisinden beklemediğim bir sertlik içinde kısaca cevap verdi :— Bunları açıklamaya mezun değilim. Vazifem size bir
tebliğde bulunmak ve fikrinizi öğrenmektir. Cevabınız ne
ise, bunları bağlı bulunduğum makama yazacağım!..Öğreneceklerimi zaten öğrenmiştim. Devlet kalmadıktan sonra, Devlet adına konuşanların isimlerini öğrenmenin hiçbir faidesi yoktu. Son derece mülayim davranarak konuştum :
Ha Kendi Evlatlarım, Ha Millet, Farkı Yoktur..
Ha Kendi Evlatlarım, Ha Millet, Farkı Yoktur..

— Evlâdım! Biz geldik, işte gidiyoruz. Dünya malında gözümüz kalmamıştır. Allah'a şükür, hiçbir zaman da olmuş değildir. Benim üç buçuk kuruşum, ha sulbümden (benden) hasıl olmuş evlatlarıma, ha ecdadımdan tevarüs ettiğim evlatlarıma kalmış, bunun hiçbir farkı yoktur. Benim evlatlarım da Devletin evlatlarıdır. Görüyorsunuz, evlenme çağına gelmiş yetişmiş kızlarım var. Okumak çağına erişmiş oğullarım var. Bunlar devletin kızları, oğullarıdır, iyi yetişmelerinden ben değil, devlet istifade edecektir.

Padişahlığım sırasında bunların durumunu düşünmüş, kızlarıma birer damat aramıştım. Sözlüdürler. Benim, Biraderim hazretlerinden ve Hükümet ye Ordudan talebim şudur ki, bu kızlarımın evvela buradan çıkmalarına, sonra da evlenmelerine izin versinler. Oğullarımın da tahsil ve terbiyeleri temin olunsun... Bundan ötesi kolaydır. Söylediklerimi lütfen bağlı bulunduğun makama yaz. Benim bu dileğimle alâkadar olsunlar ve tez vakitte bana sevindirici bir haber getir.. Fethi Bey tereddüt içinde sordu :Banka mevduat ve tahvilâtınızı Orduya teberru ettiğinizi yazabilir miyim?..O kolay şeydir. Önce bu ricalarımı lütfen yazınız.Çıkarken memnun değildi. Benden istediği cevabı alamamıştı. Ben ise hiç memnun değildim. Hem Devletimin içine düştüğü çukuru görüyor, hem çoluk çocuğumun nafakasına göz dikildiğini öğreniyordum.
Çocuklarımın İstikbalini Düşünüyorum.
Çocuklarımın İstikbalini Düşünüyorum.

Bir hakikattir ki, Selânik'e geldiğim ilk gündenberi, çocuklarımın ve bilhassa kızlarımın istikbali, beni baba olarak çok meşgul etmiştir. Kızlarım sözlü idiler. Abdürrahim Efendi, tahsil çağına gelmişti. Kızlarımı bir an önce evlendirmek, bu suretle benimle mahpus hayatı yaşamalarından kurtarmak istiyordum. Gerçi onlar, benimle beraber olmaktan memnun görünüyorlar, çektikleri acıları bana duyurmamaya çalışıyorlardı ama, ben nasıl bir sıkıntı içinde olduklarını yakinen biliyordum. Bu sebeble Fethi Bey'e söylediklerim bir hakikatin ifadesiydi.

Hükümetle veya Saray'la muhabere etmem mümkün değildi. Ancak muhafızım Fethi Bey vasıtasile 3. cü Ordu ile irtibat kurabiliyordum. Böylece bir mektup yazdım. Bu mektubumda, tahsil çağım geçirmekte olan Abdürrahim efendinin İstanbul'da bir mektebe yerleştirilmesini, kızlarımın, sözlüsü olan Ahmet Eyyup Paşazade Fuat, Sait Paşazade Fuat ve Ahmet Nami bey'lerin birer hafta ara ile Se-lanik'e gelmelerine izin verilmesini ve Muhafız Kumandanı Fethi Beyin dairesinde bir imam tarafından evlendirilerek köşkten ayrılmalarına müsaade edilmesini istedim.

Bu mektubumun karşılığını bekledim günlerden birinde Fethi Bey geldi:— Ferik Hadi Paşa Hazretlerinden bir telgraf aldım,
dedi. Hükümet, Yabancı bankalardaki nükût ve Eshaminizin (Hisse senetleri) Selânik'e celbine karar vermiş ve bu
vazifeyi Maliye Vekili Cevit Beye tevdi etmiştir. Bu hususta tanzim edilmiş bir Vekâletname var, imza buyurmanızı rica için tasdi, ettim!
Benden Korkacak Kadar Zayıftılar!»
Benden Korkacak Kadar Zayıftılar!»

Etvar-ı evzaı ile (Durumu, tutumu) yine nazik, fakat bu kere «asker» di. Rasta (sağlam) olmaktan çok, müte-hakkim görünüyordu. Vaziyetin nezaketini hemen kavradım. Elimdeki servet büyük değildi. Öyleyse, bunu ordu için kullanmaktan -çok, beni istinatgâhsız (dayanaksız) bırakmak istiyorlardı. Öyle ise, bu servetle bir işe teşebbüs edeceğimden korkuyorlardı. Yine öyle ise, iktidarı ellerinde tutanlar, benden korkacak kadar zayıftılar!Benim, Ordu'dan bazı ricalarım olmuştu Fethi Bey?...Hükümet ve Ordu, arzularınızı yerine getirmeğe ha
zırdır! Zatı Devletleriniz Vekaletnameyi imza buyurunuz,
gerisini bendeniz temin ederim!.İşi olup bittiye getirmek niyetindeydiler. Sükûnetle cevap verdim :— Sinni âhire (Son yıllara) vasıl olmuşum. Bu para be
nim için değildir. Söylediğim gibi çoluk çocuğumun sefalete
duçar olmaması içindir. Buna şahsen karar vermek hakkını
kendimde bulmuyorum. Görüşeyim, size haber veririm.

Çekilmesi gerekirken, tereddüt etti ve tekrar konuştu:
— Ne zaman cevap verebilirsiniz acaba?.. Çünkü Ordu
benden acele neticeyi bekliyor. Müsaade buyurursanız, tan
zim edilmiş vekaletnamenin suretini de takdim edeyim.Cebinden bir zarf çıkardı ve yemek masasının üstüne bıraktı. Ayakta söyleyeceklerimi bekliyordu:— Herhalde uzun sürmez!.
dedim. Askerce bir selam verip odadan çıktı.
«Getirdikleri Hürriyet - Müsavat - Adalet İşte Buy
«Getirdikleri Hürriyet - Müsavat - Adalet İşte Buydu!..»

Hemen Vekaletnameyi tetkik ettim. Bu Vekâletname Maliye Vekili Cavit Bey'e, gerek Doyçe Bank, gerek Kredi Li-yone ve varsa, diğer ecnebi bankalardaki bütün tıükût ve tevdiatıma, benim malik bulunduğum hukuku aynen devr ediyordu. Eşhas-ı bilâda (vatandaşlara) MEŞRUTİYET'in tanıdığı hakları acı acı gülümseyerek hatırladım. Bir de bana «Müstebit» diyorlardı. Ben bütün müddeti saltanatımda hiç bir kimsenin bir çöpüne bile dokunmayı aklımdan geçir-memiştim. Onlar, bir sabık Padişahın elindeki üç beş kuruşu almak için Hükümet kararı alıyorlar ve bunun adına Meşrutî idare diyorlardı! Getirdikleri HÜRRİYET, MÜSAVAT, ADALET buydu!
Vaziyet hem ciddi, hem vahîmdi. Tasarruf, DEVLET adına yapılıyor, Vazıülyedlik hakkı (El koyma) Ordu'ya bırakılıyordu. Böyle bir hareket, yalnız Tarih-i Osmanî içinde değil belki tarih-i âlem (Dünya tarihi) içinde dahi görülmemişti!
Bana baş vurmadan bu varlığın elde edilmesi için bankalar ve bankaların bağlı bulundukları devletler nezdinde bazı teşebbüslerde bulunmuş olacakları hatırıma geldi. Demek bu yoldan bir netice alınamayınca, vekâlet yolunu ihtiyar etmek gerekmişti.

Bu günler, hayatımın en elîm (acılı) günleriydi. Yalnız ben değil, evlad-u ayalim de (çoluk çocuğum) tazyik ediliyordu. Muhafız zabitler (subaylar, eğer istedikleri parayı Ordu emrine vermezsem, köşkün Osmanlı donanmasile topa tutulacağını, hepimizin yok olacağını söylemekten perva etmiyorlardı.

Gerçi Vekâletname, bu servetin bana teslim edilmesi üzre Cavit beye selâhiyet veriyordu. Fakat, benim gibi eli kolu bağlanmış, bir köşke hapsedilmiş kimsenin bu parayı muhafaza edebileceği, kimseyi inandırmazdı.
Çoluk-Çocuk Ağlaşıyorlardı.
Çoluk-Çocuk Ağlaşıyorlardı.

Bir aile divanı kurarak vaziyeti kendilerine izah ettim. Bu paranın bana değil, kendilerine ait olduğunu ve kararın da benim tarafımdan değil, kendileri tarafından verilmesi iktiza ettiğini anlattım. Çoluk - çocuk ağlaşıyorlardı. Hepimizi Öldürülmek korkusu sarmıştı. Öldürülmektense, istedikleri paranın verilmesinin daha münasip olacağını beyân ettiler. Hiç bir şey söylemeden odama çekildim.

Üstüme çullanılarak benden istenen servet, herkesin marufudur (bildiği) gerçi, fakat şahid-i âdil olan Tarih huzurunda tadat (saymak) edeyim; bunlar, Şehzadeliğim sırasında sahip olduğum servetin yarısının çok dûnundaydı (altında). Cülus bahşişini kesemden verdiğim gibi, devletin her müzayakasında (sıkıntısında) kesemden sarf ettim ve bunları geri almak aklımdan bile geçmedi. Bugün «Servet» diye sıkboğaz ettikleri şeyler de, yine Devleti Osmani'nin tealisi (ilerlemesi) için sarf edilmiş paraların, birtakım hisse senetlerinden ibaretti. Selanik Limanı'nın yapılması için hisse senetleri çıkarılmıştı, yardım maksadile bunlardan bir kısmını, şahsi servetimle satın almıştım.
Anadolu Şimendüfer yolunun ilerlemesi için sermayeye ihtiyaç vardı; bu maksatla da tahvilât çıkarılmıştı, bunlardan da mubayaa ederek memleketime hizmet ettim. Çoluk çocuğumun, Avrupa'da ikmali tahsil etmeleri maksadile Kredi Liyone bankasına elli bin lira yatırmıştım. Avrupa'ya gittiklerinde bu paradan istifade edeceklerdi.İşte bugün servet diye benden istenen buydu!.

Memleketimden esirgeyeceğim hiç bir şeyim yoktur. Severek bu son üç beş kuruşumu da verebilirdim. Fakat Hayatımız bile emniyet altında değildi. Bizi korumakla vazifeli olanlar, bizi ölümle, topa tutmakla tehdid ediyorlardı! Kendi hayatımdan geçtim, fakat çoluk-çocuğumun hayatı ne olacaktı?..


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri