Fitne Patlıyor..


Fitne Patlıyor..

Bu sırada «İttihadı Muhammedi» heyeti ortaya çıktı. Bir bu eksikti. Bu cemiyeti kurmuş olan Derviş Vahdeti, Kıbrıslı bir serseri imiş... Kâmil Paşa'nın oğlu Sait Paşa bu sırada en çok çalışıyordu. İsmail Kemal Bey'le öteki muhalifler de Sait Paşa ile beraberdiler.
Asker arasına büyük bir fitne salındığını haber aldım. Bir ihtilâlin kopmasını, hususiyle askerin bu işlere karışmasını, hem şahsım için, hem Devletim hesabına çok tehlikeli görüyordum. Hüseyin Hilmi Paşa'ya keyfiyeti bildirdim. Hattâ bir gece, Harbiye Nazırı ile Hassa Ordusu Kumanda-

m Gazi Muhtar Paşa zade Mahmut Paşa'yı Saray'a çağırdım; Sadrazamla birlikte vaziyeti uzun uzun müzakere ettik.
'Ahvalin vahametini takdir ettiklerini ve gerekli tedbirleri hemen alacaklarını söylediler. Fakat tedbirler alındıkça durum büsbütün karışıyordu. Ortada aciz vardı. Gazeteler, Cemiyetler, kulüpler, körükleye, körükleye «31 Mart» yangınını ilân ettiler.
Vak'anın mesuliyetini paylaşmamak için ben karışmadım. Hüseyin Hilmi Paşa hükümeti yürekten isteseydi, ayaklanmayı iki saat içinde bastırırdı. Çünkü adamlarımın tahkik ve teminlerine göre, ilk hareket üç-beş askerden çıkmış... Bunları kandıran, «Hamdi Çavuş» adlı bir Arnavud'u bulan ve para veren de Kâmil Paşa zade Sait Paşa idi!..
«Hem Padişahtım, Hem İftiralarla Tahkir Ediliyordu
«Hem Padişahtım, Hem İftiralarla Tahkir Ediliyordum.»

Sait Paşa'yı Meşrutiyet'ten sonra yalnız bir kere huzuruma kabul etmiştim. Sebebi de o sırada Sadrazam bulunan babasına, aleyhimde yayınlanıp köprü üstünde satılan «Mah-keme-i Kübra» adlı bir hicviye ile benzeri yayınların hükümetçe resmen yasaklanmasını hatırlatmaktı. Sait Paşa'yı bir yaverim sıfatile çağırıp Sadrazama «îrâde» tebliğ ettirmiştim.
«Mahkeme-i Kübra» bir zamanlar Avrupa'da basılmıştı. Muharriri de, Harp Okulu öğretmenlerinden —ismini şimdi hatırlamıyorum— bir binbaşı olduğunu soruşturarak öğrenmiş ve kendisini sürmüştüm, İstanbul'da da basılıp dağıtıldığını oğlum Ahmet Efendi büyük üzüntü içinde ve ağlayarak haber verdi. Kâmil Paşa'nın oğlunu işte bu üzüntü içinde çağırdım. Kim olsa böyle davranırdı. Böyle davranması hakkı ve vazifesi idi. Hem padişahtım, hem de en ağır iftiralarla açıkça tahkir ediliyordum. Milletimi candan bağış-

larım. Üç beş adamın yaygarası, sevgili Milletimin hayatı değildi.
Altı yüz seneden beri «Baba» demeğe alıştıkları bir Padişaha, benim sadık memleketimin ruhu sövüp sayamaz!..
Sadede gelelim : Hüseyin Hilmi Paşa ile arkadaşlarında beceriksizlik olmasaydı, «31 Mart» vak'ası bir saatten fazla sürmez, belki de hiç olmazdı. Yangın bacayı sardıktan sonra, Hüseyin Avni Paşa Kabinesi istifa etti. Ayasofya Meydanına toplanmış olanlar, Kâmil Paşa'nın Sadrazamlığını, Nazım Paşa'nın Harbiye Nazırlığım istediler. Hırsları körükle-memek için, tarafsız Tevfik Paşa'yı Sadrazamlığa, Gazi Et-hem Paşa'yı da Harbiye Nezaretine getirdim.
Ahmet Rıza Bey'i Adamlarım Korudu..
Ahmet Rıza Bey'i Adamlarım Korudu..

İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin nerede saklı olduklarını biliyordum. Babıâliden gece ve gizlice Makrıköydeki evine araba ile götürülen Ahmet Riza Bey'i muhafaza için, güvendiğim adamları görevlendirmiştim.
Ali Kabulî (36) Bey'in katlinde parmağım göründüğünü, sonradan gazetelerde okudum. Bu iftirayı da nefretle red ederim. Eğer intikam almak gerekseydi ve ben de buna tenezzül etmiş olsaydım, Ali Kabulî Bey gibi, İnkılâp'da dördüncü, beşinci dereceyi bile tutamamış ve daha doğrusu hiçbir şey yapamamış bir suçsuz adamı mı öldür/türdüm.

Gazi Muhtar Paşa'nın oğlu Mahmut Paşa'yı, Cemiyet ne

(36) Ali Kabulî bey (ölümü 1909) 31 Mart olayında öldürülmesi ile adı duyulmuş bir deniz subayıdır. «Asâr-ı Tevfik» zırhlısı kumandanıydı, isyancılar, şeriata ve padişaha düşman olduğunu askerlere fitleyerek gemiden aldırdılar. Yıldız Sarayına, Abdül-hamid'in penceresi önüne getirdiler. Yıldız'daki saat kulesinin yanında isyancı askerler tarafından Abdülhamid'in gözleri önünde öldürüldü.



olur - ne olmaz diye bana karşı aldığı tedbirler arasında Hassa Kumandanı tayin ettirmişlerdi. Bununla beraber, 31 Mart gürültüsü sırasında Mahmut Paşa'yı ölümden kurtarmış olan benim. Bu gerçeği, Yıldız ve Kadıköy telgrafha-nesindeki vesikalar ispatlar.
31 Mart'ın gerekçesini, «İttihat ve Tarakki Cemiyeti» ile, bu Cemiyete dayanan Hükümetin tecrübesizliği ve tedbirsizliği hazırladı. Başta Kâmil Paşa zade Sait Paşa ile İsmail Kemal Bey oldukları halde, bir takım İttihat Tarakki muhalifleri bu durumdan yararlandılar.
Mizancı Murat Asılsaydı, Acırdım.
Mizancı Murat Asılsaydı, Acırdım.

Matbuat, bilmeyerek ve tehlikeyi hissetmeyerek ateşi körüklüyordu. Nisan'ın birinci günü yayınlanan gazeteler, genellikle ayaklananların şakşakçısı olmuş ve Murad Bey'in «Mizan»! en ileri giderek, subaylarını öldüren erlere «Gazilik» dağıtmıştı. O günkü «Mizan»ı okuyan inanır ki, bu ayaklanmanın düzenleyicisi ve elebaşısı Murad Bey'dir. Halbuki, tertipçilik şöyle dursun, ayaklanmanın olacağından bile Mizan yazarının haberi yoktu. O kendi kendine öyle bir süs vermiş ve her şeyde olduğu gibi, bu işte de öğünüp durmuştu. Eğer bu mesele için Murad Bey, asılanların arasına karıştırılmış olsaydı, pek günah olacaktı.
Ben Murad Bey'i hiçbir zaman sevemedim. Şimdi sağ mıdır, değil midir bilmem. (Ölümü 1912) Başkalarının ispat ettikleri gerçekten çok, kendi hayaline inanır ve tapar bir idamdı. «Mizan» gazetesini ilk defa İstanbul'da çıkarırken, Muhacirin Komisyonu Reisi Yusuf Riza Paşa aracılığı ile bana yaklaşmıştı. Yusuf Riza Paşa, o zamanki Sadrazam Kâmil Paşa'nın can düşmanı idi. Murad Bey, Kâmil Paşa'ya karşı yaptığı şiddetli hücumlarla Riza Paşa'nın maksadını ye düşmanlığını iyice okşuyordu.

Ermeni Meselesinin en buhranlı bir döneminde bana, Baş Mabeyincim Hacı Ali Bey aracılığı ile bir «Muhtıra» verdi. Huzuruma kabul ederek uzun uzadıya konuştum. Daha önce de birkaç kere görüşmüştüm. O akşamki tutumundan, bana akıldânelik etmek istediği açıktan açığa anlaşılıyordu. Sonradan yayınladığı muhtıradan başka mâruzâtı da vardı. Keşke bunları da neşr etmiş olsaydı! Murad Bey'in hayâl ile muhali gerçekleştirmek için pek çok şeyler ileri sürdüğü görülür ve elbette bana hak verilirdi.
Murad Bey, iyi niyet sahibi bir adamdır. Yalnız kendisine çokça güveni ve hüsne de ifrat ölçüsünde düşkünlüğü vardı. Bu kusurları yüzünden hiçbir işde muvaffak olamadı.
31 Mart patırtısına Murad Bey'i hadiseler değil, kendi kendisi karıştırdı. Üçüncü Ordu'dan gelen subaylarla, sonradan Cemiyete katılanları, asker - sivil herkesi tahkir eden tutumu ile dünyayı kendi başına yıktı.
Vukuatın ve acemi bir idarenin her gün bir başka bir çimde hazırladığı yanıcı maddeler, bir gün elbette patlayacaktı. Hatta 31 Mart'a kadar gecikmesi bile şaşılacak şeydir. Hiç kimseye hesap vermek zorunda olmadığım bu zamanda yemin ile temin ederim ki ben, bir fenalık olmamasına elimden geldiği kadar çalıştım. Tehlikenin gecikmesinde, bu hayırlı çalışmaların tesiri olduğunu sanırım.


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri