Enver Paşa, Kılıcını Çıkarmıştı.


Enver Paşa, Kılıcını Çıkarmıştı.

Edebli, saygılı bir askerdi, îçeri girerken kılıcım çıkarmış ve bir hükümdarın huzuruna çıkar gibi davranmıştı. Ko-nuşurken, önüne bakıyor ve hafifçe kızarıyordu. Yer gösterdim, edeble oturdu ve konuşma boyu, bir defa bile başım kaldırmadı.

Önce İmparator hazretlerinin selâmlarını bildirdikten sonra, taraf-ı Şahaneden olan selâm ve istifsarı (hatır sorma) tebliğ etti. Ben de imparator hazretlerine eski uhuvvetimizi (dostluğumuzu) hatırladıkları için teşekkür ettim. Sonra, benden vaktile deriğ buyurmadıkları (esirgemedikleri) yardımlarını, şimdi de biraderim hazretlerine tevcih etmelerinden duyduğum inşirahı (ferahlığı) anlattım. Biraderim hazretlerinin selâm-ı şahaneleri'ne ve istifsarı hatırlarına minnet ve şükranlarımı arz ettim.

Bu konuşma sırasında, beni büyük bir saygı içinde dinleyen Enver Paşa'yı tetkik ediyordum. Bu genç Paşa, şimdi benim akrabamdı. Yeğenim Naciye Sultan'la evliydi. Gençliği, melâhat-ı ve'çhiyyesi (yüzünün güzelliği) vakarına (ağır başlılık) gölge düşürmüyordu. Bütün -mahcubiyeti ve sükûnetine rağmen, hadidülmizâc (öfkeli) ve muhteris bir insan olduğunu hemen fark ettim. Tuhaftır, bana Hüseyin Avni Paşa'yı hatırlattı. Hem de hiç bir harici müşabeheti (benzerlik) olmadığı halde. Belki bir mizaç müşabehetidir. Yalnız. Hüseyin Avni Paşa'nın kabalığı, Enver Paşada nezakete, zekası kurnazlığa tahavvül (dönüşmek) etmişti. Bu çeşit insanlar bir yere bağlandılar mı, hele menfaatleri de besleniyorsa, sadakatlerine hudud yoktur. Alman'ların .niçin kendisini seçtiklerini ve tuttuklarım kavradım.

Cereyan etmekte olan muharebelerden konuştuk. Askerlik işlerini anlatırken, söylediklerinden hiç bir şüpheye düşmüyor, büyük bir güven içinde konuşuyordu. Böyleleri belki iyi asker olurlar, fakat pek seyrek orta halli bir kumandan olabilirler. Çünkü düşmanın asıl cephede değil, cephe gerisinde yenileceğim bile bilmiyordu. Hesaplarım yaparken, sanki her taburun başında kendisi gibi düşünen bir kumandan olduğunu sanmaktaydı. Hem de kendisi, vaktile kumandanlarından ayrı düşündüğü ve davrandığı için bugünkü yerine geldiği halde!..
Koskoca Osmanlı ülkesinin Harbiye Nazırlığı, bu veçhi melâhat (güzel yüz) sahibi olmaktan ileri bir meziyyeti olmayan Asker'in eline kalmış olması hazîn bir hakikatti! Bence, iyi bir Liva kumandam olabilirdi Enver Paşa!., îyi bir Harbiye Nazırının elinde de cidden faideli işler görebilirdi!
Enver Pasa Tekrar Ziyarete Geliyor.
Enver Paşa Tekrar Ziyarete Geliyor.

Aradan bir zaman geçti; bu sefer şahsen benimle konuşmak istediğini bildirdiler. Cepheler sökülmüş, kötü haberler gelmeğe başlamıştı, İstanbul'daki eski ve köklü aileler yıkılmış, ortalığı harp zenginleri kaplamıştı. Musahiplerimin, her gün yeni bir mağlubiyet veya yeni bir rezalet haberi taşır oldukları günlerdi. Uzaktan uzağa Kabine'de ihtilâf çıktığını ve Sadrazam Talat Paşa ile Harbiye Nazırı Enver Paşa arasında görüş farklarının belirdiğini işitir olmuştum. Benimle görüşme isteğini kabul ettim, geldi.

Yine son derece edebli ve hürmetkardı. Fakat bu defa ayrıca samimi görünüyordu. Muharebenin geçirdiği safahatı kendi görüşüne göre hülâsa ve izah etti. Ben bunları dinlerken, Sadrazamla ayrıldığı noktalarda benden fikrî mesnet (dayanak) 'beklediğini fark etmekte gecikmedim. Böylece Talât Paşa'ya karşı beni kullanacaktı.

Müttefikler arasında muharebenin kaybedilmekte olduğu noktasında beliren fikir ayrılıklarını, hemen hiç bir şey saklamadan söylediğini zannederim; çünkü anlattığından daha kötüsü olamazdı! Ayrıca, karşımızdaki muharip devletlerin maddi ve manevî güçleri hakkında hükümetin elinde bulunan bilgileri de sayıp döktü.
«Paşa Anlattıkça Ben Kan Ağlıyordum.»
«Paşa Anlattıkça Ben Kan Ağlıyordum.»

O anlattıkça, ben devlet hesabına kan ağlıyordum. Hesaplar baştan sona yanlıştı. Devletin gücünü de düşmanların güçlerini de yanlış değerlendirmişler, böylece bugünkü feci neticeye yaklaşmışlardı. Ve daha fenası, asıl fenası, Devlet, bir kaç kişinin sözü haline gelmiş; bunların kendi aralarında ihtilâfa düşmesi yetmiyormuş gibi, bir de topu birden Alman müttefiklerimizin avucuna düşmüşlerdi!
Şimdi yeğenim Naciye Sultan'ın kocası Enver Paşa, akrabası sabık Padişah bana, akıl soruyordu: Ne yapalım?..
Her zaman ve her hâlde yapılacak bir şey vardır; fakat yapılacak şeyi yapabilecek biri de bulunmak gerektir. O gün de elbet yapılacak bir şeyler vardı. Fakat damadımız Enver Paşa ve onun arkadaşları, bunları yapabilecek ehliyet ve kiyasette insanlar değildiler. Bu yüzden kendisine hemen hiç bir şey söyleyemedim.

Söyleyemememin bir başka sebebi, yaptıkları değerlendirmelere güvenemiyordum. Sonra, eldeki istihbaratın doğruluğu da şüpheliydi. Bunlar sağlam olmadığı müddetçe, doğru bir karar almak da ayrıca mümkün olamazdı. Kendisini kırmamaya çalışarak, uzun zamandanberi fiilî politikadan uzak yaşadığımı, politikanın sürekli bir takip istediğini, söyledim. Fırtınaya tutulmuş bir geminin süvarisine, telsizle uzaktan akıl öğretmenin mümkün olmadığını anlatmak zorunda kaldım. Elbet, «Şevketmeap Biraderim Hazretleri bu işleri benden daha iyi bilirler» dedim. Bununla beraber şu anlattıklarına göre, münferit sulh aramanın Devletin hayrına olacağını ağzımdan kaçırdım.

Yarasına basılmış gibi irkildi. Talât Paşa ile bu hususta ihtilâfı olduğunu o zaman fark ettim. Demek, o babayani Talât Paşa, bu çakalı damadımızdan daha akıllıymış!.. Hiç ummazdım doğrusu!.

Birşey konuşmuş olmak için yeğenim Naciye Sultan'ın sıhhatini sordum, çocuğu ile ilgilendim, bir resmini istedim. Geldiği gibi hürmetkar, fakat yaralı yanımdan ayrıldığı zaman, ecdadımın elinde bugüne gelmiş Devletimin -tıpkı benim gibi- son günlerini yaşadığını anlamanın ümitsizliği içinde yapabileceğim tek şeyi yaptım: Secde-i Rahman'a kapandım ve gözlerimden kanlı yaşlar akıtarak sabaha kadar «Senden başka emânımız yok Rabbim!» diye yakardım. Ordularımız bütün serhatlarda perişandı, ricat ve bozgun halindeydiler. Bizi ancak Allah kurtarabilirdi artık... Eğer kurtulamayacaksak, Rabbim bana, bu ölümden bin beter günleri göstermesin!.. Son niyazım budur!..

SON


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri