Allah Taksiratını Bağışlasın.»

«Allah Taksiratını Bağışlasın.»

Bir ara İzmir'e geldi ve burada yabancı bir gazete muhabirine — sözüm ona — bir beyanat verdi. Bu beyanatında — laubali bir eda ile — Kanun-u Esasi ile idare edilen memleketlerde padişahların, milletin bir «hizmetçisi» olduğunu söyleyecek kadar edeb dışı davrandı. Hangi idare olursa olsun, bir Hükümdar milletinin hizmetindedir, ama hizmetçisi değildir! Kanun-u Esasi ile idare edilen memleketlerde de hükümdar, millete ait işlerinin bir kısmını kurduğu Meclise gördürür ama, hizmetçilik etmez! Şımarık Ziya Bey — böyle söyleyerek — yüzyıllar boyu Osmanlı mülkünün gözbebeği gibi sakındığı Padişahlığı aşağılatmağa çalışmış ve ona hakarete cesaret etmiştir! O zaman Sadrazam Mithat Paşa idi. Mesele çıkarmamak için bunlara bile göz yumdum, işitmezlikten geldim.

Yalnız, İstanbul gazetelerinde Ziya Bey'in (Paşa) Milletvekili çıkması için İstanbul'da taraftarları tarafından birkaç bin imza toplandığını gördüğüm zaman Sadârete bir tezkere ile, «Hükümdarına kargı edeb dışı davranışları görülmüş bir kimsenin Meclise alınmasını doğru bulmadığımı» bildirdim. Bunu, benim müstebidliğime vesika diye göstermek istiyorlar. Acaba pek hayranı oldukları İngiltere Kralı, Kraliyet'e hakaret etmeyi meslek edinmiş birinin Meclise alınmasını alkışlarla mı karşılar, yoksa vetosunu basar mı?.. Mithat Paşa, Maliye Veziri Galip Paşa'nın az-



lini benden niye o kadar İsrarla istemişti? Halbuki Galip Paşa, sadece fikirlerini dobra dobra söylemeye alışmış bir devlet adamı idi ve edeb dışı söz söylemek yaradılışına aykırı düşerdi.İşte Ziya Bey için söyleyeceklerim : Allah taksiratını bağışlasın!.


«Kızıl Hayvan!»l.Mart.1333 (1917) Beylerbeyi Sarayı

Musahibim evvelki gün fransızca 'küçük bir kitap getirdi. Adı : «Piyer Kiyar'ın Hatırasına»dır. Methiye ve hicviyelerden yapılmış bir kitapçık. Övülen, Piyer Kiyar, yerilen de ben..
«Piyer Kiyar'ı, ismen bilirim. Yirmi üç yıl önce İstanbul'a gelmişti. Ermeni mekteplerinde fesad muallimi idi. Üç dört sene kaldıktan sonra da def olup gitti.

Tuhaf!. Bana : (Kızıl Hayvan - Bete Rouge) lakabını takan Piyer Kiyar'mış.. Sözü bilirdimse de ortaya atanını bilmezdim. Taşıdığım yabancı ülke nişanları kadar, yine o yabancı ülkeler tarafından bana yakıştırılmış böyle birçok unvanlarım vardır! Ben, bunlarla iftihar etmekte haksız değilim, İşte bakınız, «Kızıl Hayvan» payesinin verilme sebebini bu kitaptan öğrendim. Ve öğreten de Aharonyan, Çobanyan adındaki iki Ermeni hatibinin hararetli nutuklarıdır! Musahibimin getirdiği kitapta ünlü, ünsüz bir sürü Fransız Edebiyatçısının da nutuk tarzında hicviyeleri var ise de «Kızıl Hayvan» isminin niçin konmuş olduğunu, insan dış düşmanlarından değil, iç düşmanlarından işitmek ve öğrenmek ister. Böylesi daha belgeli ve güven verici olur. Aharonyan efendi de, Mösyö Çobanyan da ağız birliği edip allan-



dıra ballandıra anlatıyorlar ki : Piyer Kiyar, Ermeni okullarına öğretmen olarak 1893 yılında İstanbul'a gelmiş, Ermeni gençlerine felsefe ve edebiyat tarihi ile birlikte «Türklerin boyunduruğundan kurtulmak için çalışmak» dersleri vermiş!.. Ermeni öğrencilerinin felsefe ile edebiyat tarihi derslerinden ne kadar yararlandıkları belli değildir ama, ihtilâlciliği öğretmek ve inandırmakta o kadar başarı kazanmış ki; «Sason» meselesinde, «Zeytun» meselesinde, yâni. Ermeni kanının dökülüp, Ermeni ocağının sönmüş olduğu her meselede, bu Piyer Kiyarı minnet ve şükranla anmak, Ermeni cemaatına kutsal bir vazife olmuş!.


Pîyer Kiyar Ele Geçiyor..

Zabıta bir aralık, Ermeni hesabına çalışan bu Fransız-dan şüpheleniyor ve tutukluyorsa da, Fransız sefaretinin müdahalesi üzerine ben serbest bırakıyorum. Gerçekten de bu mesele ve sefaretin bu yoldaki müdahalesi hatırıma geldi. Piyer Kiyar, hapisten çıkmış ama, kendisini emniyette göremediğinden, — ki, yemin ederim şahsı için bizim taraftan hiçbir tehlike mevzubahs değildi ve bunu kendisi pek iyi bilirdi — İstanbul'u terk ediyor. Ve o kadar sevdiği Ermenileri de demek ki, önce Allah'ın koruması ve esirgemesine, sonra da benim şefkat ve merhametime bırakıp gidiyor. Bunu söyleyenler, birçok Fransızla beraber, mösyö Aharonyan ve Çobanyan efendilerdir.
Mazlum Ermeni milleti adına heyecanlanmış ve ayaklanmış bu fedakâr mücahit, yani Piyer Kiyar, İstanbul'daki — mikdarı her halde çok olmayacak — aylığını bırakıp Fransa'ya dönmek zorunda kalıyor; ve Ermeni kıyımını haber seriyor! O vakte kadar koca Avrupa'nın bu faciadan haberi yokmuş ve hükümetler de bizden yana çıkıp işi susmakla geçiştiriyor muş.. Bunu söyleyen ben değilim; birçok Fransız

ve Ermeni hatibi ile muharrirleri... Hattâ, İstanbul'daki saygı toplantısında Hüseyin Cahit Bey bile bulunmuş ve işitmiş!.

Piyer Kiyar Avrupa'ya gittikten ve Ermenilerin yürek paralayan maceralarını hiçbir şeye aldırış etmeyen men-faatçı insanlık dünyasına haber verdikten sonra bile Ermenilere olan muhabbetini tatmin edememiş ve bu sevdanın hızı ile (Illustration) un muhabirliğini kapıp gittiği Yunan Ordusunda gönüllü bulunmuş ve Türklerle savaşmış da!... Bu da o kitapta yazılı!.
Şimdi, (Kızıl Hayvan) diye aşağılanan bu insan, tüm ademoğlundan sorar ki, Meselâ izmirli Übeydullah Efendi kalkıp tâ Hindistan'a gitseydi ve orada azınlığı değil, çoğunluğu yapan Müslümanların, bizim Ermeniler kadar da temel haklara sahip olmadığını görüp, üzüntüsünden ve kederinden bu çaresiz kalmış Müslümanlara : «Sizin de yoksul olmamak, zulüm görmemek, hakarete uğramamak gibi bir hakkınız vardır» deseydi ve demekte ısrar etseydi, en çok in-sansever, haksever ulularından geçinen Hindistan Valisi bizim Türk hocasının sarığına teşekkür mü ederdi?...


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri