Ali Muhsin Bey, Hapis Ediliyor


Ali Muhsin Bey, Hapis Ediliyor

Derken Ramazan geldi. Yazılara ara verdik. Bir müddet Ali Muhsin beyi göremedim. Yanıma gelmiyordu. Merak edip soruşturdum, çocuklar ramazan itikâfına (41) girdiğini söylediler. Alt odaların birinde su ve ekmekle oruç tutuyor, dua ediyor, kimse ile görüşmüyormuş.. Müsterih oldum ve Ali Muhsin bey'i biraz daha takdir ettim.
Bir gün oğlum Abdürrahim efendi, Ali Muhsin beye acıdığından mı, yoksa boş bir sırasına gelip ağzından kaçtığından mı bilmiyorum, köşkün mahzeninde haps edildiğini söyleyiverdi. Şaşırdım. Kendi halinde bir kâtibin haps edilmek gibi nasıl bir suçu olabilirdi?.. Subaylardan birini çağırıp sordum, «Hastadır Hakan'ım dedi, doktor kendisini tedavi ediyor, mahzende değil, bizim aramızdadır, merak buyurmayın.»

Meğer öğretmişler de bana bu yolda malûmat vermiş!.. Ramazan ilerliyordu. Ali Muhsin bey hatırımdan çıkmıyordu. Sordukça, sağlığının düzeldiğini, yakında iyileşeceğini söylüyorlardı. Nihayet, dayanamadım. Rasim beyi çağırıp sordum. Önce, söylemek istemedi. Üsteledim. «Kendisine hatıralarınızı yazdırıyormuşsunuz... Bunu yapmak yasaktır. Maiyyetinize bu yasağı hatırlatmış olmamıza rağmen Ali Muhsin bey bunu dinlememiş ve hatıralarınızı yazıp karyolasının altında saklamış. Ele geçti. Durumu 3. ncü Orduya yazdım, cevap bekliyorum,» dedi.

(41) Kendilerini Allah'a adayan Müslümanlar. Ramazandan üç ay önce başlayarak üç aylık veya Ramazan boyu sürdürerek bir aylık itikâfa girerken, yâni o süre içinde kimse ile konuşmaz, su ve kuru ekmekle yaşarlar, yalnız Allah'a dua ederler.
«Demek Hatıraları Ben Yazsam, Mahzene Beni Kapatac
«Demek Hatıraları Ben Yazsam, Mahzene Beni Kapatacaklardı.»

Bu kerre şaşırmak sırası bana -geldi. Hatıralarımı yazmak suç ise, bunun, maiyyetime değil, bana söylenmesi gerekirdi. Bu hatıraları Ali Muhsin bey değil de ben kaleme almış olsaydım ve ele geçseydi, demek beni mahzene atacak ve haps edeceklerdi! Rasim Beye bunu söyledim. Özür diledi. Vazifesini yaptığı için bağışlanmasını istedi.

Ben Ali Muhsin beyin serbest bırakılmasını, aramıza dönmesini, üst makamlardan gelecek emirlere göre hareket edilmesini )Rica ettim. Söz verdi. «Serbest bırakacağım, fakat aranıza dönemez,» dedi. Razı oldum.

Çocukların bana haber verdiklerine göre, ertesi günü Ali Muhsin beyi serbest bırakmışlar, fakat köşke dönmesine izin vermemişler. Nereye götürüldüğünü, nerede yaşadığını bilmiyorum. Yalnız Doyçe Bankdaki varlığımı üçüncü ve ikinci ordulara teberru ettikten sonra kızlarımın ve maiyye-timdeki bazı kimselerin İstanbul'a dönmelerine izin verdikleri zaman, tirene binenler .arasında, zavallı Ali Muhsin bey de varmış!.. Tirende bile bizimkilerle görüşmesine müsaade etmemişler.

Anlıyorum ki, Ali Muhsin beye bazı teklifler yapılmış ve bu namuslu adam tekliflerini kabul etmediği için bizden uzaklaştırılmıştır. Yoksa böyle bir şey olmasa, niçin İstan-bula dönen musahiplerimle bile görüştürmesinler?..

Şimdi Beylerbeyi sarayında bu hatıralarımı musahibime yazdırırken acı acı düşünüyorum; acaba bu son yıllarımın sadık bendesi de bir gün benim hatıralarımı kaleme aldığı için yakalanacak ve haps edilecek mi?.. Kim bilir!.. Acaba beni bu kadar çenbere alanlar, hatıratımdan ürkenler, her şeyi diledikleri gibi değiştirebileceklerine inanıyorlar mı?.. Sultan Hamit, otuz üç yıl, dünyanın gözü önünde yaşadı. Ne yaptıysa, ne ettiyse, herkes gördü, herkes kendisine göre değerlendirdi. Ben, yanlış anlaşılacağım için bunları yazmıyorum; tarihe kolaylık olsun diye yazıyorum. Ne ben, ne onlar tarihi değiştiremeyiz. Tarih hükmünü verecektir. Fakat onların bu korkulan, kendilerini daha bugünden ele vermiş oluyor.Rabbim insanları, kendi vicdanlarile cezalandırmasın!.. Bu, cezaların en büyüğüdür!

ilâve :AIi Muhsin beyi benim hâtıralarımı yazdı diye hapsettiren kumandan, hâlâ benim muhafızımdır. Selanik'ten isteyerek yanımda getirdim. Bana hürmetkar, fakat hizmet ettiklerine sa-dıktır! Zamanı saltanatımda tanımış olsaydım, ben de kendisini zindancı yapmakta tereddüt etmezdim. Bu işini zevk duyarak yapıyor! Bir gün bu hatıratı ele geçirirse, bu satırlarımdan acaba memnun mu yoksa mahzun mu olacaktır?
Sultan Reşat Selanik'e Geliyor.
Sultan Reşat Selanik'e Geliyor.

8.Nisan.l333 (1917) Beylerbeyi Sarayı

Bir gün odama Rasim bey girdi ve mûtadın hilâfına bana bir kaç gazete getirdi. Ne kadar şaştığımı söylemeğe lüzum görmüyorum. Çünkü buraya geldiğim gündenberi de-faatla (bir çok defa) gazete verilmesini her iki muhafız kumandanından da rica etmiştim. Her ikisi de birer bahane bulup vermemekte İsrar ettiler. Hatta Rasim bey benim İsrarım üzerine : «Âl'i penahım, beni mazur görünüz! Bu günlerde çıkan gazeteler o mertebe aleyhinizde yazıyorlar ki, bunlara ben dahi tahammül edemiyorum. Kerem ediniz, sizi müteessir görmeğe gönlüm razı olamaz!» gibi sözlerle, güya beni vikaye (korumak) ediyormuş gibi davranarak maa-zeret dermeyân (ileri sürmek) etti, ben kendisine gülerek:

— Aman Rasim bey, ben zamanı saltanatımda bile nice yazılar okudum ki, şenî küfürler dolu idi, yine de aldırmadım. Eğer mahzâ (sadece) maazeteriniz buysa, hiç mühim değil, beni, memleketimin ahvalinden mahrum etmeyin!»dedim.Fakat bütün bu konuşmalar hiç bir şeyi değiştirmemişti. Şimdi Rasim Bey'in yanıma gazetelerle geldiğini görünce, mühim Vak'alar olduğunu anladım. Bana gazeteleri verdikten sonra, Zatı Şahane'nin (Padişah) bir seyahate çıkacaklarını, Rumeliye müteveccih olan bu seyahat sırasında Selânik'e de uğrayacaklarını söyledikten sonra, şahsi merakı imiş gibi göstererek, bunu nasıl karşıladığımı sordu. Çok münasip karşıladım. Bu seyahatin memleket için hayırlı olacağını umduğumu da söyledim. Gitti.
Seyahat Günü Geldi Çattı
Seyahat Günü Geldi Çattı

Aradan bir kaç gün geçtikten sonra, Tahsin Paşa gel'dî. Bu Tahsin Paşa, alaydan yetişmedir. Arnavuttur. Kaypak bir yaradılışı vardı. Bu yüzden kendisini Halep'e sürmüştüm. Bana kırgındır. Benim de kendisine muhabbetim olmadığını saklayamam. Biraderim Hazretlerini kıskanacağımı sandığı için midir nedir, seyahati pek şatafatlı bir dille anlattı. Ben de kendisine, Biraderim Hazretlerinin muvaffakiyetlerini kendi muvaffakiyetim kadar arzuladığımı söyleyerek, hayırlı olmasını diledim. O da -geldiği gibi- şatafatlı tavırlarla çıktı, gitti.
Beni neye hazırlamak istediklerini pek kavrayamadım. Biraderim, ülkenin hükümdarı idi, kendi ülkesinde bir seyahate çıkıyordu. Selânik'e de uğrayacaktı. Memleketimde olup bitenlerin hiç birinden bir haber sızdırmadıkları halde, bu haberi türlü vesilelerle ve türlü yollarla bana duyurmak

istemelerini neye bağlayabilirdim? Ülkede maazallah bir muharebe olmuş olsa, Padişah elbette geziye çıkmazdı. Olsa olsa, bir huzursuzluğu bastırmak için olabilirdi. Rumeli üzerinde bir seyahat olduğuna göre, acaba yeni hoşnutsuzluklar mı belirmişti?.. Bu mevzuda hiç bir hükme var amadan seyahat günü geldi çattı.
Şehir ve liman donandı, bizim köşk de donandı. Bir sabah, Biraderim Zat-ı Şahane'yi getiren donanmanın limana girmek üzere olduğunu haber verdiler. Dürbünle seyretmeğe başladım. Muhafız subayları da donanmayı görebilmek için, balkona çıkmalarına izin vermemi rica ettiler. Memnuniyetle kabul ettim. Hep birlikte gözlemeğe başladık. Hakikaten güzel bir şenlikti. Donanma top atışlarile şehri selamlıyor, şehir top atışlarile donanmaya cevap veriyordu. Nihayet şehrin biraz açığında demirlediler.


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri