Kitaplar | Yazarlar | İlmihal | Sohbetler | Hutbeler

93 Muharebesini Tarih Şaşırmadan Yazacaktır.»

«93 Muharebesini Tarih Şaşırmadan Yazacaktır.»

26.Mart.1333 (1917) Beylerbeyi

93 Muharebesi, içimde kırk yıl durmadan kanamış bir yaradır. Önlemek için çok uğraştım, muvaffak olamadım. Sonra kazanmak için didindim, gece uykularımdan, gündüz huzurumdan oldum, kazanamadım. Tarihin şaşırmadan karar verebileceği bir hadisedir bu... On binlerce okka evrak arşivlerdedir. Yazılmış sayısız kitap ortadadır. Bu savaşın içine zorla itilmiş bir Padişahın nasıl çırpındığını, tarih şaşırmadan yazacaktır. Bu sebeple müsterihim.
Düşmanlarım, pek çok şeyleri olduğu gibi, 93 Rus Savaşını da benim sırtıma yıkmağa çalışıyorlar. Onlara göre, bu savaşı ben istemişim. Büyük devletlerin aracılıklarını ben önlemişim! Prestij kazanmak için savaş açmışım. Sonra, hiçbir savaş bilgim olmadığı halde, Saray'dan savaşı idare

etmişim. Birçok kıymetli kumandanları,kıtaları başından uzaklaştırıp, yerlerine cahil kimseleri getirmişim. Orduyu silâhsız, erzaksız bırakmışım, böylece de zorla kendi Ordumu yendirmişim!
Evet, bunları yüzleri bile kızarmadan yazabiliyorlar ve herkesi inandırmaya çalışıyorlar, însan bunları gördükçe, okudukça, «Arşivleri de mi yok ettiler acaba?» diye düşünmekten kendini alamıyor.
Mithat Paşa ve taraftarları — çok yanlış olarak — İngilizlere güvenip o kadar ileri gitmişler, öyle bir savaş tohumu serpmişlerdi ki, buna karşı durmak, neredeyse vatan hainliği haline gelmişti. Savaşı önleyemeyeceğimi anladıktan sonra, savaşa hazırlanmaya başladım.


Serhatden Saraya Döşenen Telgraf

Memleket içindeki yollar yeterli değildi. Haberleşme at sırtında yapılıyordu. Ordu bir kere serhadde gönderildikten sonra, ondan haber almak günler, bazan haftalar mese-lesiydi. Bazı Avrupa memleketlerinde «Telgraf» adile bir haberleşme vasıtası kullanılmaya başladığını duymuştum. Hemen harekete geçtim ve Belçika'dan bir uzman getirttim. Adı Jan Dikru idi. işinin erbabı bir adamdı. Zamanın en kuvvetli bataryaları ile donanmış bir telgrafhane merkezini Saray'da kurdurdum. Her vilâyet kendi sahasındaki telgraf direklerini dikti, teller bağlandı ve hatlar işledi. Telgrafhaneyi bu Jan Dikru idare ediyordu. Kendisini çağırdım ve bizim adamlarımıza 6 ay içinde bütün işleri bir başlarına yürütecek ölçüde öğretecek olursa, kendisine bir Osmanlı nişanı ile 2000 altın vereceğimi söyledim.
Hemen Saray'da bir okul açtı ve üç guruba böldüğü ta lebelerine gece gündüz ders vermeğe başladı, İki buçuk ay sonra gerek Anadolu ve gerekse Rumeli'nin belli başlı vila

yetlerini merkeze bağlayan şebekeyi kendi başlarına idare edecek kabiliyette telgrafçılar yetiştirdi. Hiç değilse böylece haberleşme sağlanmıştı.
Ordu mevcudunun Doğuda seksen bin, Rumelinde iki yüz bine ulaştığını bildirdiler. Sadrazam Ethem Paşa, Serasker Redif Paşa, Serdar-ı Ekrem Abdülkerim Nadir Paşa, Bahriye Nazırı Rauf Paşa ve Tophane müşiri Mahmut Paşaları Saraya davet ettim ve bir Harp Divanı kurdum. Kendilerine ne düşündüklerini sordum. Günlerce süren konuşmalardan sonra bu Harp Divanı şu kararları aldı :— «Tuna Ordusu» adını alan ve Rusları sınırda kar
şılayacak kuvvetlerin basma Abdülkerim Nadir Paşa geti
rilecek.

— Telgraf yolu ile ordularla muhabere imkânı sağ
lanmış olduğuna göre, Saray'da Tecrübeli paşalardan bir
Harp Divanı kurulacak. Bu divan, kendi aralarında iş bö
lümü yaparak Ordunun iaşe, ikmal, teçhizat işlerini dakikası
dakikasına takip edecek, savaşın gelişen yeni şartlarına gö
re, Başkumandanları dakikası dakikasına uyaracak ve iş
lerini kolaylaştıracak.— Osmanlı mülkünün bütün gücünü ve varlığını, Har
bin icaplarına göre ve benim adıma 'kullanacak,Osmanlı mülkünün en yetkili paşalarıydı. Kararlarını kabul ettim.


Ordu İçindeki İkilik

Bu müzakereler sırasında Sadrazam Ethem ve Serasker Redif Paşalar, Ordunun çeşitli kademelerinde subaylar arasında bir huzursuzluk olduğunu bana bildirdiler. Hüseyin Avni Paşa'nın yetiştirmesi bazı paşalar ve subaylar, Ab-dülaziz Hanın düşürülmesini tasvip ederken, bazı paşalar ve subayların tasvip etmemesi ve ayıplaması Orduyu içinden



bölmüştü. Bunların birbirine güveni yoktu. Açıktan hiçbir huzursuzluk belli olmadığı halde, her iki tarafta da «bizden», «sizden» sözleri kullanılıyordu.

Müteessir olmuştum. Bu yüzden — maazallah — her şeyi kaybedebilirdik. Çaresini sordum. Abdülkerim Nadir Paşa, sürtüşme ihtimali olan subayları ayrı ayrı cephelerde toplamayı teklif etti. Serasker Redif Paşa, bunun Orduyu karmakarışık edeceğini, askerin tanıdığı subayın kumandasında savaşa katılmasının iyi neticeler vereceğini anlattı. Uzun müzakerelerden sonra bu çeşit sürtüşmeler çıkarsa, bunların kurulacak Harp Divanı'nın alacağı tedbirlerle önlenmesi, işin icabına uygun olacağı kararlaştırıldı.

Ben asker değildim. Askerin haleti ruhiyesini de bilmezdim. Fakat bana Abdülkerim Nadir Paşa'nın teklifi daha uygun geliyordu. Birbirlerini anlayacak insanların yanyana olması, elbette maslahata daha uygun düşerdi. Fakat önümüzdeki zamanın kısalığı, askerin haleti ruhiyesi üzerinde ileri sürülen fikirler dolayısı ile, karara ben de katıldım, İşte bizi Ruslara yendiren en büyük hatalardan biri!


Ordu İçindeki İkilik

Bu müzakereler sırasında Sadrazam Ethem ve Serasker Redif Paşalar, Ordunun çeşitli kademelerinde subaylar arasında bir huzursuzluk olduğunu bana bildirdiler. Hüseyin Avni Paşa'nın yetiştirmesi bazı paşalar ve subaylar, Ab-dülaziz Hanın düşürülmesini tasvip ederken, bazı paşalar ve subayların tasvip etmemesi ve ayıplaması Orduyu içinden



bölmüştü. Bunların birbirine güveni yoktu. Açıktan hiçbir huzursuzluk belli olmadığı halde, her iki tarafta da «bizden», «sizden» sözleri kullanılıyordu.

Müteessir olmuştum. Bu yüzden — maazallah — her şeyi kaybedebilirdik. Çaresini sordum. Abdülkerim Nadir Paşa, sürtüşme ihtimali olan subayları ayrı ayrı cephelerde toplamayı teklif etti. Serasker Redif Paşa, bunun Orduyu karmakarışık edeceğini, askerin tanıdığı subayın kumandasında savaşa katılmasının iyi neticeler vereceğini anlattı. Uzun müzakerelerden sonra bu çeşit sürtüşmeler çıkarsa, bunların kurulacak Harp Divanı'nın alacağı tedbirlerle önlenmesi, işin icabına uygun olacağı kararlaştırıldı.

Ben asker değildim. Askerin haleti ruhiyesini de bilmezdim. Fakat bana Abdülkerim Nadir Paşa'nın teklifi daha uygun geliyordu. Birbirlerini anlayacak insanların yanyana olması, elbette maslahata daha uygun düşerdi. Fakat önümüzdeki zamanın kısalığı, askerin haleti ruhiyesi üzerinde ileri sürülen fikirler dolayısı ile, karara ben de katıldım, İşte bizi Ruslara yendiren en büyük hatalardan biri!


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

MollaCami.Com