24.Mart.1333 (1917) Beylerbeyi

24.Mart.1333 (1917) Beylerbeyi

Bu sabah Musahibim neden yazdığımız bu hatıratta ken-limi müdafaa eder gibi göründüğümü sordu. «Sizin zamanı levletinizdeki icraatın Osmanlı mülkünün bekası için tutul-nası gerekli tek yol olduğundan kimin şüphesi var?.» dedi.
Yaz öyleyse dedim, cevap vereyim. Benim tarih huzu-runda ve Allah huzurunda hiçbir tereddüdüm yok. Ne yaptıysam, mülkün bekası, ahâlinin refahı ve huzuru için yaptım. Kendi duygularımı bir kenara koydum.Bir insanda ateş böceği kadar aydınlık gördüysem, onun kim olduğuna, niyetinin ne olduğuna bile bakmadan, yıldız muamelesi yaptım ve işbaşına geçirdim. Kusurları bağışladım. Bencillikleri hoş gördüm. Vatan haini olduğuna inandığım insanları bile, şahsen suçlamadım, adaletle muhakeme ettirdim. Hâkimlerin verdikleri cezaları hafiflettim. Bazılarını, «Kul kusursuz olmaz» diyerek bağışladım. Bunu herkes bilmiyorsa, tarih ve Allah- elbette bilecektir. Bu noktada hiçbir huzursuzluğum yok.
Ermeni Kundakçılarını Alkışlayan Münevverlerimiz

Fakat bugün, ülkemin içine düştüğü faciayı görüyorum. Ordumuz bozgun halinde payitahta (başkent) çekiliyor. Bütün İmparatorluğu, bir daha ele geçmez şekilde kaybediyoruz. Bu mağlubiyetin müsebbibleri var, hainleri var, suçluları var, yardakçıları var... Bunlar kendilerini tarihin adaletinden, milletin husumetinden kurtarmak için beni suçluyorlar. «Bu yangını Abdülhamid bıraktı» diyorlar. Koskoca bir ülke kaybetmenin acısı içinde çırpınan vatan evlatlarına, her şeyi doğru görmeleri, doğru değerlendirmeleri için



yazıyorum. Kimi suçlayacaklarını bilsinler, kimin yakasına yapışmak gerektiğinde şaşırmasınlar diye.. Tarihin hükmünü beklemeden, dosdoğru düşünebilsinler, bir daha ne yapmaları gerektiğini idrak etsinler diye.. Bir Osmanlı Padişahı ve Halifesine bomba ile kasd eden Ermeni kundakçılarını alkışlamayı vatanperverlik sayan münevverleri görünce, kim olduklarım tanısınlar diye... Hiçbir namuslu Ermeni, padişahına kasd eden eli bombalı ırkdaşına «şanlı avcı» (35) diyecek kadar hayasız olmamıştır!

Üzerime yağmur yerine iftiralar yağıyor. Sait Paşa bile, vicdanının kara mürekkebine kalemini bandırıp beni karalamaktan çekinmezse, ben elbette hakikatleri yazacağım. Kimseyi ne suçluyorum, ne kendimi müdafaa ediyorum, sadece hakikatleri yazıyorum. Her şey anlaşılsın, her şey bilinsin diye..
«Abdülhamid gençleri denize atıp boğdurdu» demek kolaydır.İnsan, kuş değildir ki sahibi çıkmasın.. Benden sonra bunca yazdılar, çizdiler. Bir tek gencin denize atıldığını ispatlayabildiler mi?.. Ama hâlâ söylemeğe devam ediyorlar. Vatan evlâtlarım, benim için her zaman gözbebeğim olmuştur. Nicelerinin suçlarını bağışlamışım, birçok kabahatlerine bilerek göz yummuşum. Nasıl olur da ben, o evlâtlarımı denize artırabilirim. Bunu yapmak değil, düşünmek bile bir cinayettir. Benden sonra olup bitenlere bakıyorum da bu sözleri uyduranların bunları yapabilecek tıynette olduklarım üzülerek anlıyorum. Demek beni de kendileri kadar gaddar sanıyorlarmış!,


Padişahına Gaddar Olan Meslekdaşına Acır mı?

Şimdi hatırıma geldi. Rus muharebesinin sürdüğü günlerde idi. Süleyman Paşa, Tuna ve Balkan ordularının Baş-

(35) Tevfik Fikret.



kumandanlığını yapıyordu. Bir gün kendisinden bir telgraf aldım. Bu telgrafta, kendisi gibi paşa olan bazı ordu kumandanlarını tutuklayıp mahfuzen İstanbul'a gönderdiğini yazıyor ve bunların vatan haini olduğunu ileri sürüyordu. Her biri için de bir suç bulunmuştu. Kimi ordunun erzakım çürütmek, kimi aldığı emri kendi bildiğine göre değiştirmek vesaire... Paşalar, İstanbul'a gelince bizzat soruşturmalarım yaptım. Gördüm ki bunlar, vaktiyle Süleyman Paşayı, Ab-dülaziz Hanın hâl'i işine karışmasından ötürü tenkit etmişler.. Süleyman Paşa da eline kuvvet geçince, bunları tutuklayıp suçlayarak kurşuna dizilmeleri için İstanbul'a mahfuzen göndermiş! işin tahkikine memur ettiğim Rasim Paşa verdiği raporda, Süleyman Paşa'yı suçluyor ve bu paşaların hiçbir kusurları olmadığını açıkça söylüyordu. Harp günleriydi. Süleyman Paşa'ya ağzımı açıp bir tek şey söylemedim. Gönderdiği paşaları da muhakemeden geçirdikten sonra, gönüllerini alıp başka vazifelere yerleştirdim.

Süleyman Paşa, hâlâ Sadrazam Ethem Paşa'ya telgrafla soruyordu : «Ne oldu?. Paşaları cezalandırdınız mı?.»

Devletin paşalık mertebesine çıkardığı bir namuslu asker, düşmanla işbirliği yapmak, ordusunu kaçmaya teşvik etmek gibi bir vatan hainliği yapmadıkça, nasıl bir kusuru olursa olsun, tutuklanmaz, elleri bağlanmaz. Hele bunlar, vaktiyle yaptığınız bir işden ötürü sizi haklı olarak tenkit etmiş insanlarsa... Ama insan, Devletinin Padişahına karşı gaddar olabilirse, meslekdaşına mı şefkatli olabilir?..

Süleyman Paşa'nın iyi asker olduğunu söylerler. Yenilmiş ve düşmanı İstanbul kapılarına getirmiş bir baş kumandanın nasıl iyi bir asker olabileceğini münakaşa etmek istemiyorum. Ama hiçbir kusuru bağışlamasını bilmeyen kindar bir adam olduğunu bilirim. Ruhlarında şefkat taşımayanların mükemmel olabileceklerine inanmıyorum.

Yazdığım şeyler beni yordu, daha çok ruhum yoruldu



bugün. Süleyman Paşa meselesine — Allah izin verirse — yarın devam edeceğim...


25.Mart.1333 (1917) Beylerbeyi

Süleyman Paşa'yı da benim mağdurlarım arasında sayarlar. Güya ben Süleyman Paşa'yı, Mithat Paşa'nın arkadaşı olduğu ve Amcam Abdülaziz Han'ın hâl'inde rol oynadığı için sürgün etmişim!..
Harbiye Mektebi Kumandanı iken, Abdülaziz Han'ın tahttan indirilmesinde büyük rol oynadığı bir hakikattir. Fakat Katlinde bir iştiraki olmadığı meydana çıktı. Bir paşa, bir Padişahın düşürülmesinde rol sahibi ise, yerine gelen Padişahın kendisine güvenmeyeceği ortadadır; başkasına oynadığı oyunu kendisine de oynayabilir. Fakat ben buna rağmen, çoğu zaman insanların kabiliyetlerine ve hizmet imkânlarına bakarak karara vardım. Memleketin kabiliyetli insana çok ihtiyacı vardı. Yapacak iş çok, yapabilecek ehliyetli insan azdı. Bu sebeble Süleyman Paşa'yı ve onun gibileri — işten uzaklaştırmak şöyle dursun — işe sevk ettim.

Sırbistan ve Karadağ cephesinde harp yeniden patlamak üzere idi. Süleyman Paşa'yı «Büyük Asker» diye göklere çıkarmışlardı. Osmanlı mülkünün bu nazik devresinde kendisini buraya, Balkan Orduları Baş Kumandanı olarak gönderdim. Bu sırada Ruslarla savaşa tutuştuk. Savaş aleyhimize gelişiyordu. Süleyman Paşa'nın bir kısım kuvveti ile Tuna Ordusunu desteklemesi faydalı olacaktı, emir verildi.


Eserin yazarı: İsmet Bozdağ Eser: II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

II. Abdülhamid Han'in Hatıra Defteri