Kitaplar | Yazarlar | İlmihal | Sohbetler | Hutbeler

Gelelim râbıta erbâbına...

Kâmil bir şeyhe râbıta yapan ihlâslı bir mürid, deli bile olsa, mürşidini ma‘bûd olarak kabul etmez. Hiçbir zaman, ona ibâdet ediyorum demez. Şeyhinin, ancak Allâh’a vuslatın keyfiyetini gösteren bir kılavuz olduğuna inanır.

Bu sebeple râbıta ehli putperest olmayıp, bilakis Hüdâperest’tir, Allâh’a kulluk etmektedir. Çünkü, fenâ fillâh makamında olan kâmil bir şeyhe, bir müridin râbıta yapması; farz olan bir vakit namazının edâsında, takvâ sahibi bir zâtı imam kabul ederek ona uyması gibidir. Kılınan namaz, Allah içindir; imam ise, sadece bir vâsıtadır. Nitekim Fâtiha-i şerîfeyi okurken, “Yalnız sana ibâdet eder (kullukta bulunuruz), yalnız senden yardım isteriz” diyerek, bütün ibâdet ve kulluğu Allah Teâlâ’ya tahsîs ediyoruz.
Bilindiği gibi, cemaatle edâ olunan farz namazın sevâbı, kişinin niyetine ve ihlâsına göre, münferiden (tek başına) kıldığı namazın sevâbından çok daha fazladır. “Allah, kime dilerse ona kat-kat verir.”(23)

İşte namazını cemaatle kılan kimse de, Allah Teâlâ’nın dilediği bu kimseler topluluğu cânibine (tarafına) doğru sür‘atle yol alır... Kat-kat ve pek ziyade bir sevâba kavuşur... Huzûr ve huşûa nâil olur.

Binâenaleyh, kâmil bir şeyhe bağlanan râbıta ehli de bunun gibidir. Hatta daha farklı ve daha ulvî dereceler, makamlar elde eder. Ancak, bu bir hâl işi olduğu için, kaal ile anlatılması güçtür. Bununla beraber kısaca bir şeyler söylemek gerekirse şöyle diyebiliriz:

Tunç gibi katılaşıp sertleşen kalb, mürşid-i kâmile olan râbıta ile yumuşar, hamur gibi olur. Rabb’imiz Teâlâ ve Tekaddes hazretlerinin tesellîlerine kavuşur, İlâhî tecelliyâtın ka‘besi hâline gelir.

Kezâ, müridin mürşidine olan râbıtası; hacıların Beytullâh’ı delil ile tavâf etmeleri, Ravza-i Resûlüllâh’ı da delil ile ziyaret etmeleri gibidir.
Çünkü huccâc-i kirâm, “Tûfû bi ehli Mekkete ve zûrû bi ehli’l-Medîne (Mekke ehli ile tavâf ediniz, Medîne ehli ile ziyaret edeniz)” diye emrolunmuşlardır.

Ve yine bu hâl, Elifbâ okuyan bir çocuğun, okumayı öğrenme esnasında, hocasının önünde diz çöküp oturması gibidir.

Şimdi, namaz kılan hakkında imama; Ka‘be’yi tavâf eden, Peygamberimiz’in (s.a.v.) kabr-i şerifini ziyaret eden hacılar hakkında delile; talebe hakkında da hocaya pis put (!) demek mümkün ve münasip olursa, müridler hakkında da, şeyh-i kâmile (hâşâ) pis put demek mümkün olur!

Halbuki bunu, bugüne kadar –deli de olsa yahut zindanlara tıkılıp işkenceler bile görse– hiçbir kimse söylemedi.

Nakşibendî büyüklerinin (k.e.) rûhâniyetlerinin kahrından korkmadan, ehlüllâh’a iftirâ etmeye yeltenenlerin şerrinden Allah Teâlâ’ya sığınırız.


Eserin yazarı: Halis Ece Eser: Aynü'l-Hakîka fî Râbitati't-Tarîka

  • Yeni Ekle
Yorumlar (1)