maksut ve imami azam ebu Hanife

Magsudun musannifi hanefi mezhebimizin imami, imami azam hazretleridir.Allah kendilerinden razi olsun sefaatina nail eylesin.


İsmi Numan...
Hicri 80 senesinde Küfe'de doğdu, 150 senesinde 70 yaşlarında yine Küfe'de vefat etti.
Numan: Bedeni ayakta tutan, hayata sebep olan kan demektir. Lâle çiçeğinede numan denir.
Babasının adı Sabittir. Sabit Rh.A gençliğinde ahlâkı temiz, takvâ ve zühd ehli, ilim sahibi, nur yüzlü hâlis mü'mindi....
İşte Ebu Hanife böylesine verâ ve iffet sahibi bir soydan gelmiştir.
Babası Sabit Hz.leri oğlu Numan'ı Hz.Ali R.a.'ın huzuruna götürdü. Ve İmam-ı Azam hakkında büyük dua ve teveccüh almağa sebep oldu. Bu duanın bereketini beklerdi.
Büyükler meclisine meraklı olan İmam, ticaretle uğraşırken, onların sohbeti gönlünü uyardı. Çarşıyı pazarı bıraktı, kendini ilme verdi. Kelâm ilminde zirveye vardı.
Ehl-i Sünnet itikadını yaymak için Basra'ya bazan da başka şehirlere gider, icabında oralarda bir seneden fazla kaldığı olurdu.
Sonra fıkıh hocası Hammad'ın derslerine devamla ondan öğrendiklerini hıfz etti.
Hâsılı: Tefsir, Hadis ve diğer bütün ilimlerde, emsalsiz kemâle ermiş, ilmi hakikatleri derinliğine bilen, müşkilleri halleden, keskin zekâ sahibiydi...
Küfe'li biri Hz.İmam'ın bir kıyasına itirazla,
-"İlk kıyası yapan iblistir" demişti. Hz.İmam,
-Ey filan, iblis fasit kıyasla ilâhi emre karşı geldi; kâfir oldu. Bizim kıyasımız emr-i İlâhiye uymaktır. Zira kıyastan kastımız, Kur'an-ı Kerim'e, Sünneti Rasul'e, Sahabe ve Tâbiin'in imamlarına dürüst surette tâbi olmaktır. Yani biz tâbi olmak talebindeyiz. Onun etrafında dolaşıyoruz. Nasıl bizi iblisle kıyaslarsınız? buyurdu. Adam uyandı, tevbe etti ve Hz.İmam'a hayır duada bulundu.... Hz.imam;
-"Hiç bir mevzuda re'yimize uymak için kimseyi zorlamayız. Kabule icbar etmeyiz. Daha sağlam delil bulan, daha güzel re'yi olan söylesin, bizde kabul edelim" sözleriyle güzel beyanda bulunmuş ve bütün dünyaya ilmi bir meydan okuma hâli göstermiştir.

Hz.İmam güzel yüzlü idi, güzel elbise giyerdi.
Üç çeşit elbisesi olur, en kıymetlisini namazda giyerdi. Biri siyah renkli yedi adet takkesi vardı.

Şüpheli sözlerden sakınır, dünya adamlarından uzak durur, ilmini ve malını talebelerinden esirgemezdi. İbadete son derece düşkün, Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şerif'lerde kapalı olan kısımları kıyasla çözer, müşkilleri hallederdi.

-"Beni görene, beni göreni görene müjdeler olsun" Hadis-i Şeif'ine mazhar olmuş; Sahabei Güzin'den bir kaç zâtla görüşmüştü.

Diğer bir Hadis-i Şerif'de:
-"İnsanların hayırlısı, benim asrımda olanlardır. Sonra ikinci asır, sonra üçüncü asırdakiler" buyuruluyor. Bu itibarla Hz.İmam Tâbiin devrinde fetva vermek şerefine sahipti.
Zamanında alimlerin en müşkil mes'elelerini halletmiş, kimsenin ulaşamadığı maddi ve manevi şöhrete nâil olmuştur.

Mezhebi diğer mezheplerden ziyade yayıldı, her hususta, tâbileri çoğaldı. Ticari kazancından, kendi ihtiyacından başka diğer ehl-i ilmin ve talebe-i ulumun ihtiyacına sarfederdi.

Son haccında malının yarısını Kâbe'de hizmet edenlere bağışladı.
Hac'da Kâ'be-i Muazzamanın içine girdi; Kur'an-ı Kerim'in yarısını bir ayağı üzerinde, yarısını da diğer ayağı üzerinde okuyarak iki rek'at namaz kıldıktan sonra, kemâli mahfiyyet ve zilletle Allahü Teala'ya iltica ve niyazda bulundu ve Allahü Teala'dan hitab-ı izzet geldi:
-"Ey Ebu Hanife: taat ve niyazın kabul olundu. Kıyamete kadar seni ve senin mezhebinde (yolundan) gidenleri mağfiret eyledim" buyuruldu.

Yaz günlerinde öğle-ikindi arasında, kışın gecenin evvelinde biraz uyur, diğer vakitlerini ilim öğretmek ve ibadet etmekle geçirirdi.
Ders arkadaşı İmam-ı Mis'ar, yatsı abdestiyle sabah namazı kıldığını işitti. İnanmayıp, araştırmak kastıyla yatsıyı İmam-ı Azam ile kıldı. Bir hayli mescitte kaldıktan sonra Hz.İmam'ın papuçları üzerine km taneleri ile işaret koyup çıltı. Sabah erken gelip işaretleri yerinde gördü. Böyle üç gün tecrübeden sonar:
-"Ya İmam! Ben sana süi zan ettim, beni affet" diye özür beyan etti.
Hz.İmam:
-"Sen, bana değil Allahü Tealaya süi zan ettin. Kendini Ona affettir. Bu bir emanettir, taşıyoruz" buyurdu...

Ne faydasız söz söylediği görülmüş, ne de boş vakit geçirdiği...

Bir dostu:
-"Niçin istirahat etmezsiniz?" demişti.
-"Fenalığın büyüğü, vaktini faydasız geçirmektir" buyurdular.

Faydasız söz edenlere:
-"Bırakın boş lafları, gelin bir mes'ele halledelim de bizi rahmetle yâd etsinler" buyururdu.

Kaderin bilinmeyen esrârı: Hapishanede bir çok cefalardan sonra zehirlenerek şehit edildi.


Kaynak: İslam Büyükleri


Eser: Musanniflar ve Eserleri

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Musanniflar ve Eserleri