H.6. Osmanlı Döneminden Nükteler

Mevlevi


Mısır seferinden dönerken Yavuz Sultan Selim Konya dolaylarında mola verir.
Bu sırada korkunç bir kasırga çıkar. Herkes, yerden kalkan tozların döne döne
yükselişini hayretle seyreder. Padişah, bu durumu çok değer verdiği, her zaman yanında
bulundurmaktan zevk aldığı büyük alim Kemal Paşazade'ye sorar:
"Bu neyin nesidir, hocam?"
Hoca şu cevabı verir. Yavuz Sultan Selim'e:
"Burası bildiğiniz gibi Mevlana'nın şehridir efendim. Taşı toprağı Mevlevidir.
İşte böyle gördüğünüz gibi durmadan dönerler."

Deniz-Kara

Çok güzel bir yaz günüydü. Sarayın bahçesinde Kanuni Sultan Süleyman ile Barbaros Hayreddin Paşa, birlikte geziyorlardı. Kanuni, Barbaros Hayreddin Paşa'yı çok sever ve beğenirdi. Çünkü Barbaros, kocaman haçlı donanmasını Preveze'de mağlup etmiş, Cezayir gibi bir ülkeyi Osmanlı sınırlarına dahil etmişti. Padişah bir ara: "Paşa, seni pek iyi görmüyorum, canını sıkan bir şey mi var?" diye sordu. Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul'a geleli bir ay kadar olmuştu. Ama gelir gelmez denizlere özlem çekmeye başlamıştı... Hayreddin Paşa, çok açık sözlü biriydi. Bu yüzden Padişah'a derdini rahatlıkla söyleyecekti. Şöyle dedi: "Allah (c.c.) hamdolsun. Sayenizde sıkıntılarımız kalmadı Padişahım. Şu anki derdimiz denizlere olan hasretimizden ileri gelir. Bundan başka da bir derdimiz yoktur." Kanuni gülümsedi bu cevaben: "Denizlerden kaç gün ayrı kaldın ki?" diye sordu. Hayreddin Paşa: "Bir ay Padişahım. Evet tam bir ay oldu denizlerden ayrı kalışım." Bunun üzerine Padişah: "Haklısın," dedi. "Denizlerin sultanı olduğun için, hemen hasretlik çekiyorsun." Barbaros şu karşılığı verdi Kanuni'ye: "Ne yapayım Padişahım. Denizde iken karayı, karada iken de denizleri özlüyorum. Çünkü denizlerde kendimi, kara da ise sizi buluyorum." Bu cevap Kanuni'yi öylesine sevindirdi ki, Barbaros'a, hemen denizlere açılması için izin verdi.

Binbir Altın

Kanuni Sultan Süleyman avlanmaya çıktığı bir gün sağanak yağmura yakalanınca o civardaki evlerden birine sığınır. Sıcak ateşin karşısında ıslanan elbiselerini kuruturken: "Gerçekten şu ateş bin altına bedel," der. Padişah geceyi geçirdikleri evden ertesi gün ayrılırken ev sahibi olan köylüye:
"Borcumuz ne kadar?" diye sorar. Uyanık köylü: ""Bin bir altın yeter," diye cevap verir. Padişahın hayretler içerisinde kaldığını gören köylü, onun soru sormasına fırsat vermeden sözüne devam eder: "Akşamki ateşin bin altın değerinde olduğunu zaten siz söylemiştiniz. Konaklama ücreti için ise bir altın çok mu fazla?"

Biz Sizi Uyanık Bildiğimiz İçin

Evi hırsızlar tarafından soyulmuş olan bir kadın, Kanuni Sultan Süleyman'a gelerek şikayette bulunur. Padişah kadını dinledikten sonra ona şöyle sorar:
"Hırsızların evini soyduğunu duymayacak kadar da insan derin uyur mu?"
Evi soyulan kadın, Padişah'ın sorusuna şu ilginç cevabı verir:
"Biz sizi uyanık bildiğimiz için o kadar derin uykuya dalmıştık."


Eser: VECİZ NÜKTELER

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

VECİZ NÜKTELER