Sunuş

İslam, İman ve amel gibi birbirleriyle sıkı bağlar içinde olan ve bu nedenle birbirini tamamlayan iki temel esastan meydana gelir. İmansız amel etmenin bir anlamı olmadığı gibi amelsiz imanın da devamlı ve sıhhatli olması mümkün değildir.

Yüce Allah, "İnsanlar sadece "iman ettik´´ demekle denemeden geçirilmeden bırakılıvereceklerini mi sandılar." (Ankebut 29/2) buyurarak yalnız îman etmenin yeterli olmadığını bizlere bildirmektedir. Resulullah (s.a.v.)´de hadis-i şeriflerinde,

"Allah´tan başka ilah olmadığına, Muhammed´in (s.a..v.) Allah´ın Resulü olduğuna şehadet edinceye, namazlarını kılıp, zekatlarını ve­rinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum" [1] buyurarak sadece imanın kurtuluş için yeterli olmadığını ifade etmiştir.

Şu halde imanla birlikte gerekli olan İslam´ın amel cephesi yani Namaz, Oruç, Hacc, Zekat ve Muamelat, fert ve toplum hayatının tabi olması gereken kurallarla, helal ve haram hudutlarını tayin eden hükümler vardır. Müslüman, yapması ve yapmaması gerekenleri bil­mek zorundadır. Aksi halde İslam´ı yaşaması mümkün olmaz.

Kısacası İslam; âkide, dua, zikir, amel, cihad...ve benzeri ilahi emirlerin hepsini toplu olarak pratik hayata dökmekle olur. Evet İs­lam, Kur?an ve Sünnet´te iman edilmesi emredilen şeylere inanmak, yapılması istenenleri yapmak, yasaklanan şeylerden kaçınmaktır.

Din olarak İslam, insanların yaradılış gayesine ulaşabilmesi için takibi gereken ilahi bir nizamdır. Bu nizam kıyamete dek baki kala­caktır. Maddi ve manevi olarak her hususta saadet meyvesi veren bu ilahi nizam´ın hükümlerinde Hz. Muhammed (s.a.v.)´ın irtihalinden sonra, derin ilim sahibi olan imamların içtihadları neticesinde bir ta­kım görüş farklılıkları doğmuştur ki mezheplerin çıkışı burdan gelmektedir. Bu görüş farklılıkları sadace çeşitli mezhepler arasnda değil. Aynı mezhep dairesinin içinde bile vardır. Fıkıh konularında bilgi sahibi olmayan herhangi bir kişi böyle bir ihtilafa şaşabilir. Mademki din aynı, şeriat aynı, hak tektir çoğalmaz, kaynak tektir o da ilahi vahiydir, görüşler niçin çoğalıyor. Niçin mezhepler çıkmış, niçin tek ümmet olmaları dikkate alınarak müslümanların üzerinde yürüyeceği tek bir yol kabul edilmiyor, denilebilir. Hatta mezhep­lerin ihtilafının şeriat veya teşri kaynağında çelişkiye götürecek bir ihtilaf olduğu vehmine de düşülebilir.

Bütün bunların hepsi vehimdir, batıldır. Allah korusun gayri müslimlerin Ortodoks ve Katolik gibi bölünmelerine benzer bir akide ayrılığı gibi de akla gelebilir. İslam mezheplerinin ihtilafı ümmet için rahmet ve kolaylık, övünç ve iftihar kaynağıdır. Bu sadece tefarruatta fıkhı, medeni ve ilmi içtihatlardaki ihtilaftır. Usul, kaide ve itikatta değildir.Bütün bunların hepsinden anlaşılıyor ki, fakihlerin ihtilafı sadece İslam şeriatının amelle ilgili kaynaklarıyla, sınırlıdır. Hatta şunu da diyebiliriz: Mezhebler, şer´i delillerden bazılarının hükmünün doğrudan anlaşılması için içtihadın bizzat kendisinin zorladığı bir zarurettir. Nitekim bütün Dünya tarihlerinde bellidir ki bazı kanun maddelerinin tefsir meselesi ve yazımcıların kendi ar­alarında ihtilaf çıkması da bu kabildendir. İslam mezhebindeki ihti­lafların bir kaynağı da nassların anlaşılması, hükümlerin çıkarıl­ması, uygulamadaki sakıncaları ve şer´i hükümlerin sebep ve net­icelerini anlamada şahsi fikirlerin ve düşüncelerin farklılığıdır. Bütün bunlar teşri kaynağının birliğine ve şeriatta çelişki bulunma­masına ters değildir. Çünkü şeriatta çelişki yoktur.

Bütün insanlar çoğu konularda aciz oldukları gibi, müçtehitlerin de şeriatın bazı ahkamında elbette acizlik çekmeleri sebebiyle ihtilaf doğmaktadır. Fakat müçtehitlerin bu görüşlerinden herhangi biri ile amel etmek caizdir. Tereddüt hallerinde anlayış ve yorumların farklı olmaması için uygun bir zemindir. Amr bin As ve Ebu Hureyre (r.a.)den rivayetle Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Hakim içti­hat edip isabet ederse iki ecir vardır, yanılırsa bir ecir vardır." Bu hadisi şeriften açıkça anlaşılmaktadır ki İslamın teşri kaynağının yo­rumuna kendini veren alimler yanılsalar da yine bir sevap alırlar.

Fakihlerin ihtilaf etmelerinde önemli olarak bazı sebepler daha vardır. Bunlar da, Rivayetlerin fazla oluşu, Kıyasla içtihatların oluşu, Deliller arasında tercih yoluna gidilmesi, Usul kaidelerinde bazı ihtilafların oluşu ve Arapça lafızların anlaşılmasında bazı ihti­lafların olması gibi önem teşkil edecek sebeplerdir.

Bilmek gerekir ki bu görüş farklılıkları İslam´ın özünde veya te­mel rükünlerinde değil, bazı amel şekillerinde olmuştur. Bu hiç bir zaman meselelerin özüne muhalif değildir. İşte bu içtihad farklılık­larından dolayı mezhepler kurulmuş, insanların yaşadığı bölgelerin iklim ve belki de daha değişik şartlara göre kurulan bu mezheplerin başında Şafii, Hanefi, Maliki ve Hanbeli mezhepleri gelmektedir.

Maliki ve Hanbeli mezhepleri ülkemizde yok denecek kadar azdır. Türkiye´deki müslümanların çoğu Hanefi mezhebine bağlıdır. Şafii mezhebi de Türkiye´nin özellikle Doğu ve Güneydoğu kesiminde yaygın haldedir.

Yayınlayacağımız Şafii Mezhebi Fıkhı´na ait olan bu kitap, üç bölümden oluşmaktadır. Bunlar: Genel anlamda Fıkıh Bilimi ve İ´tikad ile İbadât ve Muâmelat´tır.

Birinci Bölüm: Muteber Fıkıh Usulü, Akaid ve Tevhid kitapla­rından derlenerek hazırlanmıştır.

İkinci ve Üçüncü Bölümler: Merhum Ebu Şuca´ın hemen he­men herkes tarafından bilinip, Doğu ve Güneydoğu Bölgesi´ndeki medreselerde ilk basamak fıkıh kitabı olarak okutulup ezberletilen ve halk arasında İbn-i Kasım diye bilinen fıkıh kitabının asıl met­ni olan ´Ğayet´ül İhtisar´ı türkçeye tercümesi edilerek ayet ve hadis­lerle şerhi yapılmıştır.

Arapça metine ait olan türkçe tercümede gerekli olan yerlerde kısa kelimelerle sadeleştirme yaptım. İnşaalah bu gereklilik okuyu­cularım arasında bir tercüme sorunu oluşturmaz. Kitabı okuyan hemen müşahede edecektir ki, kitapta üç önemli özellik bulunmak­tadır:

Birinci ÖzeIlik: Sayfaların üst kısmında yer alan Arapça metin. Bu Ebu Şuca´in asıl metnidir.

İkinci Özellik: Arapça metnin hemen altında yer alan türkçe yazı. Bu da Arapça metnin tercümesidir.

Üçüncü Özellik de, türkçe tercümeden sonra gelen üç yıldız şekillerinin altında ayet ve hadis-i şerifler delil alınarak fıkhi konu­ların şerhi niteliğinde olan yazılar ise gerekli açıklamalarımdan ibarettir.

Cenabı Hak İslam´ı öğrenmek, sonra da yaşamak isteyenlere yar­dımcı olsun. Bu çalışmalarımızı mağfiret ve rızasına vesile kılsın.

Çalışmak bizden, tevfik Allah´tandır.

Nizameddin Ersöz

Kasım: 1996-Receb: 1417

Diyarbakır[2]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Buhari-Iman, 17; Müslim-İman, 36

[2] Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi, Ravza Yayınları: 21-23.


Eserin yazarı: Kadı Ebu Şuca Eser: DELİLLİ ŞAFİ İLMİHALİ

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

DELİLLİ ŞAFİ İLMİHALİ