02. Konu : Sabrın Hakikati Ve Bilginlerin Bu Konudaki Sözleri

Sabrın lügat manası yukarıda geçti. Sabnn hakikati, insa­nın üstün ahlaklarından biridir. İnsan onunla güzel ve hoş ol­mayan işleri yapmaktan sakınır. Sabır, İnsanın kuvvetlerinden bir kuvvettir, insanın hali ve işleri ancak onunla düzelir ve yoluna girer.

Cüneyd b. Muhammed'e sabırdan sorulduğunda, «sabır, insanın yüzünü ekşitmeden acılan yudumlamasıdır» diye ce­vap vermiştir.

Zünnûn da, «Sabır; insanın yasaklardan uzak kalması, be­lanın acılarını yudumlarken sükûnet ve vekarım muhafaza et­mesi, fakir düştüğünde de zengin görünmesidir,» demiştir.

Bazıları da sabır; bela geldiğinde edep ve ciddiyeti muha­faza etmekten ibarettir, demişlerdir.

Diğer bazıları da sabır, bela geldiğinde şikayet etmemek­tir, demişlerdir.

Ebu Osman,. «Sabırlı kimse, kendini kötülüklere hücum etmeye alıştıran kimsedir,» demiştir.

Bazıları da sabır, bela karşısında, aynen sıhhat ve afiyet­te durulduğu gibi durulmasıdır, demişlerdir. Yani Allah Tea-la'nm kulu üzerinde hem afiyette ve hem de bela zamanında kulluk hakkı vardır. Buna göre kulun afiyette iken şükretmesi bela zamanında, sabretmesi gerekir.

Amr. b. Osman el-Mekkİ, «sabır; Allah'la beraber sebat etmek, belaları rahatlık ve. sükunetle karşılamaktır,» demiştir. Bunun manası, bir kimsenin belayı, sıkılmadan, kızmadan, şi­kayet etmeden, rahatlık ve sükunetle karşılaması dır.

Havvas, «Sabır, kitabın ve sünnetin hükümleri üzerinde sebat etmektir»,

Rüveym, «Sabır, şikayeti terketmektir,» demiştir. Bazıla­rı da, «sabır, Allah'dan yardım istemektir» demişlerdir.

Ebu Ali, «Sabır, ismi gibi acıdır,» demiştir.

Ebu Muhammed el-Ceriri, «Sabır, bolluk ile darlık arası- ayırmayıp, her iki halde de hatır ve gönlün hoş olmasıdır»

demiştir. Ben derim ki, bu, kulun yapabileceği bir iş değildir, böyle de emredilmiş değildir, çünkü, Allah Teala tabiattan bu iki halin arasını ayırmak üzere yaratmıştır. Kulun yapabilece­ği İş kendini sızlanmaktan menetmesidir, yoksa onun yanında iki halin eşit olması değildir. Afiyet sahası kul için sabır saha­sından daha geniştir. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a.v.) meşhur duasında, «tlahİ, eğer bana karşı kızgın değilsen, ben çektiğim meşakkatlara, belalara hiç aldırmam. Çünkü senin afiyet ve lûtfun bunlardan çok geniştir.» Bu hadis-i şerif, aşağıdaki ha-£s-i şerife zıd değildir.

«Sabırdan daha hayırlı, sabırdan daha geniş bir nimet kim­seye verilmemiştir.» Çünkü bu hadis-i şerif, kulun başına bir bela geldikten sonra, onun için sabırdan daha hayırlı bir ni­metin olmadığını, birinci hadis-i şerif ise, bela gelmeden önce afiyetten daha hayırlı bir nimetin bulunmadığını ifade eder.

Ebu Ali Dakkak diyor ki, «sabır, takdire itiraz etmemek­tir. Şikayet etmeksizin belayı açıklamak sabra zıd değildir. Ni­tekim Allah Teala, Eyyüb aleyhisselam, «Başıma bu dert geldi,» (Enbiya/83) dediği halde, «Biz onu, hakikaten sabırlı bulduk» (Sad/44) 'buyurmuştur.

Ebu Ali Dakkak'm, «şikayet etmeksizin» sözüne gelince şikayet iki nevidir. Birinci nevi, Allah'a şikayet etmekdir ki, sabra ters değildir. Nitekim Yakub aleyhisselam, «sabır güzel bir şeydir» (Yusuf/18) demesine rağmen «Ben (taşan) kederi­mi, mahzunluğumu yalnız Allah'a şikayet ediyorum» (Yusuf/ 86) demiştir. Yine Allah Teala, Eyyüb aleyhisselamı, sabırlı olarak vasfettiği halde Eyyüp aleyhisselam, «Basıma bu dert geldi» demiştir. Yine Resul-i Ekrem (s.a.v.), «İlahî! kuvveti­min zaafa uğradığını, çaresiz kaldığımı ancak sana arzederim» demiştir. Yine Musa aleyhisselam, «îlahî! hamd ancak sana mahsustur. Belalar ancak sana arzolunur, yardım yalnız sen­den istenilir, darda kalanlar yalnız sana dua ederler, yalnız sa­na teveküül olunur, güç ve kuvvet ancak senindir» demişti.

İkinci nevi, belaya uğrayan kimsenin şikayetidir ki ya Iİ-san-ı hal ile ya da sözle olur. Bu şikayet, sabır ile bir arada bu­lunmaz, bilakis sabra terstir, onu bozar. Lİsan-ı hal ile veya söz ile insanlara yapılan şikayetle Allah'a yapılan şikayet arasında fark vardır. Biz bu meseleyi İnşaallah şikayet İle sabrın birleştikleri ve ayrıldıkları yerde anlatacağız.

Denildi ki, sabır, nefsin kahramanlığıdır. Bu söze binaen, bir saat sabretmek kahramanlıktır denilmiştir.

Denildi ki, sabır, felaket zamanında kalbin sabit olması­dır. Sabır ile sızlanma birbirine zıd olup biri diğerinin karşısı­na çıkar. Nitekim Allah Teala cehennem ehlinden hikaye ede­rek, «Şİmdİ sızlansak da sabretsek de bizim için müsavidir. Bi­zim için bir sığınak yoktur.» (İbrahim/21) buyurmuştur. Sız­lanmak, acizliğin arkadaşı ve kardeşidir, sabır ise, aklın arka­daşı ve maddesidir. Sızlanmaya, «baban kimdir?» diye sorul­duğunda, «sabırdır» diye cevap vermiştir.

Nefs, kulun bineği olup, onun üzerinde ya cennete veya cehenneme gider, sabır İse bu bineğin gemi ve yulan gibidir, eğer bineğin gemi ve yulan olmazsa her tarafa kaçabilir.

Haccac'ın hutbelerinden şunlar kaydedilmiştir; «Nefisle­rinizi men edin, çünkü nefisler bütün kötülükleri arzu eder, o halde Allah Teala nefsine gem ve yular takıp onu gemiyle Al­lah'ın taatına çeken ve yıllarıyla günahlardan meneden kimseye rahmet etsin. Çünkü Allah'ın haram kıldıklarına sabretmek, azabına sabretmekten daha kolaydır. Ben derim ki, insanda iki kuvvet vardır, biri atılma kuvveti, diğeri, menetme kuvve­tidir. Sabrın hakikati, atılma kuvvetini faydalı olan şeye sar-fetmesİ, menetme kuvvetini İse zararlı olan şeyden tutmasıdır.»

Bazı kimselerin kendisine faydalı olanlara sabretmesi, za­rarlı olanlara sabretmesinden daha kuvvetlidir. Böy.'e kimseler ibadet ve taatın meşakkatma sabreder fakat yasak olanlara sabredcmez.

Bazı kimselerin de yasaklara sabretmesi ibadet ve taatın meşakkatlanna sabretmesinden daha kuvvetlidir.

Bazı kimselerin de bunlardan hiçbirine sabrı yoktur. İn-sanların en üstün ve faziletlisi hem ibadet ve taatın meşakkat-terına hem de yasaklara sabreden kimsedir.

Birçok kimseler, sıcak olsun soğ'uk olsun geceleri ibadet et-mc» gündüzleri oruç tutma meşakkatma sabrederler, fakat ha­rama bakmamaya sabredemezler Bazısı da, haramlara bakma­maya sabrederler, fakat bu sefer iyilikleri yapmaya, kötülüklerdefl. sakınmaya, kafirler ve münafıklar ile cihada sabrede-mezler. İnsanlardan çokları ise bunlardan hiçbirine sabrede-mez. Bunların hepsine sabredenler de çok çok azdır.

Denildi ki sabır, heva ve şehvet kuvvetinin karşısında akıl ve din kuvvetini hakim kılmaktır. Yani insan tabiatı, sevdiği şeyleri elde etmeye çalışır, akıl ve din kuvveti ise buna karşı çıkar, savaş bunlar arasında devam' eder. Bu savaşın meydanı, kulun kalbi, sabır, şecaat ve sebattır.

sanlık ve mertlik» denir. Sabır, terkedilen veya yapılan işin bağlı bulunduğu yere göre değişik İsimler alır, fakat bu isimle­rin hepsi «sabır» kelimesinin altında toplanır. Buna göre dinî makamların hepsi sabra bağlıdır. Bu sabır, iki kimse arasında eşit olarak hüküm vermekle ilgili olursa buna «adalet», zıddı­na ise «zulüm ve haksızlık» denir. Rıza ve istekle vacip ve müstahap olan dini bir vecibeyi yerine getirmekle ilgili oh....^, buna «semahat: cömertlik» denir. Dinin bütün mertebeleri bu­na göredir. [2]




Eserin yazarı: İbn Kayyım El-Cevziyye Eser: Sabredenler ve şükredenler

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Sabredenler ve şükredenler