Kitaplar | Yazarlar | İlmihal | Sohbetler | Hutbeler
TAKVÂ İLE VERÂYI AYIRT ETMEDE ÖLÇÜ
Birçok mefhumların kullanılacak yerlerini iyi tesbit etmek, mânâlarını anlamak kadar mühimdir. Aksi hâlde kavram kargaşasına yol açılmış olur.
Takvâ, haram olan şeylerden kaçınmak ve güzel amellere devam etmektir. Takvanın temeli Allah Teâlâ'ya ortak tanımaktan sakınmaktır. Onu takiben günahlardan çekinmektir.
Takvâ, Allah'tan hakkıyla korkmaktır. Cenâb-ı Hakk'tan lâyıkıyla korkmanın mânâsı, ona itaat edip isyan etmemek, şükredip nimetlerine saygısızlıkta bulunmamaktır.
Takvâ, Allah'ın emirlerini zamanında yerine getirmek, sözde ve işte Peygamber (s.a.v.)'in sünnetlerine tâbi olmaktır.
Verâ, şüpheli şeylerden çekinmektir. Bu hasletle muttasıf olmak isteyen kimse, daha ince ve derince düşünmek zorundadır.
Verâ, Kendi vicdanında şansını suçlu bulacağı davranışlardan çekinmektir. Bu sebeple vicdanları mürebbisi ve akılların muallimi bulunan Resûl-i Ekrem (s.a.v.) "Sana şüphe veren şeyi vermeyen (şey)e terk et"(1) buyurmuştur.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ayak kayacak noktalara uyarıcı işaretler dikmiş ve biz ümmetlerine dikkatli olmayı hatırlatmıştır. Bu cümleden olmak üzere bir hadîs-i şeriflerini (mealen) arz ediyoruz: "Helâl açık (ça belli), haram da bellidir. İkisinin arasında şüpheli şeyler vardır ki insanların çoğu onları bilmezler. Her kim şüpheli şeylerden sakınırsa ırzını (haysiyet ve şerefini) de dinini de kurtarmış olur. Kim de şüpheli şeylere dalarsa koru etrafında (davarlarını) otlatan bir çoban gibi, çok sürmez içeri dalabilir. Haberdâr olun! Her hükümdarın (kendine mahsus) bir korusu olur. Gözünüzü acın!.Allah'ın yeryüzündeki korusu da haram kıldığı şeylerdir. Haberdâr olun! Cesedin içinde bir et parçası vardır ki (o) iyi olursa ceset iyi olur. Bozulursa bütün ceset bozulur. İşte o (et parçası), kalptir."^
Ashâb-ı kiramdan Ebû Zerr-i Ğıfârî (r.a.), Peygamberimizin ebediyyet âlemine irtihâlinden bir müddet sonra Rebze(3) köyüne göç etmiş. Köy halkı kendisini ziyaret için gelmişler. İçlerinden biri süt getirmiş. Ebû Zer (r.a.), "Bu ne sütüdür?" diye sormuş. O kimse "deve sütü" cevabını vermiş ve aralarında şöyle bir konuşma geçmiş.
— Develerinizi yayılması için saldığınızda ayağından bir yere bağlar mısınız?
— Hayır, serbest olarak otlar.
— Komşularınızın hurma bahçelerinin etrafında devenin ulaşamayacağı yükseklikte duvar var mıdır?
— Yoktur.
— Develerinizin sarkan hurma dallarından yemediğinden emin
misiniz?
— Kusura bakma, ben bu sütü içemem.
Ey Hak yolunun yolcusu! İşte "verâ" ve işte kendini bu disipline alıştırmış bir müteverri.
(1) et-Terğib vet-Terhib c. 3 s. 519.
(2) Buhârî c. 1 s. 19.
(3) Rebze: Medine-i Münevvere köylerinden olup, Hicaz yolu üzerinde bulunmaktadır. Ebû 2err-i Gıfârî'nin kabri bu köydedir.Medine'ye uzaklığı üç mil mesafededir. (Mû'cemül-büldân).