Kitaplar | Yazarlar | İlmihal | Sohbetler | Hutbeler
CÜMLE İÇİNDEKİ KELİMELERİ YERLİ YERİNDE KULLANABİLME
Bir kimsenin isabetli düşünebilmesi kadar meramını pürüzsüz ifade edebilmesi, aklî ve ilmî kabiliyetini gösterir. Bazi kelimeleri, benzerleri ile bir arada misâl vererek, yerli yerinde kullanmakta yardımcı olmaya çalışacağız.
VERÂ-TAKVÂ :
Verâ, şüpheli şeylerden sakınmaktır. Takvâ, haram olan işlerden ve nesnelerden kaçınmaktır(1).
Acele ve Sür'at:
Acele, bir işi vaktinden evvel yapmaktır. Sür'at ise ilk vakti içinde işlemektir^. Bu itibarla acelecilik yerilmiş bulunmaktaır. "Acele işe şeytan karışır", ata sözü, her işi zamanında ve yerli yerinde yapmayı patırlattığı için değerini her zaman korumaktadır.
AMEL-FİİL:
İyi veya kötü işlerde kullanılan "amel" lafzı, kasıtlı olarak ve bilerek yapılan işlerdir. Bu itibarla "fiil" kelimesinden daha hususi olup,
istimâl sahası daha dardır(3). Fiil, daha umûmidir. Yani kasıtlı veya kasıtsız olarak yapılan işlerde istimâl edildiğ gibi, aklı olmayan canlılarda ve -hattâ- taş, ağaç ve demir gibi cansız eşyada (cemâdâtta) kullanılmaktadır^.
EVLA-ŞAVAB :
Evlâ, daha iyi ve müreccah manâlarında kulanılmaktadır. Mukabili "cevâz"dır. "Diğer ifâde, kaideye uygun ise de berikini yazmak evlâdır" denilir. "Savâb"^, doğru, yanlış değil manâlarında kullanılmaktadır. "Hatâ" lafzı karşılığında istimhal olunmaktadır. "Tarik-ı savâb", "savâb olan fikir" denilir.
AYŞ-HAYAT :
Ayş, yaşama, yiyip içip zevk-u safa etme manâlarını ifade etmektedir. "Ayş-ü nûş"f6) demek gibi. "Ayş-insâni, ayş-i hayvânî" denilebilir-se de "Ayş-i ilâhî" denilemez.
Hayat, dirilik manâsında istimâl olunmaktadır. Allah Teâlâ'da, meleklerde, insanlarda ve diğer canlılarda kullanılabilir. "Hayât-ı melekî, hayât-ı insanî ve hayât-ı hayvânî" ifadeleri gibi. "Gençlik âlemi, hayatın bahar mevsimidir", "sefilâne bir hayat, insanın itibârını sıfıra indirir". Hayatın kısa veya uzun olmasının ehemimyeti yoktur. Mes'ele, baka âleminde uğranılacak tavr ve halettir" cümlelerinde kullanılan "hayât" kelimeleri gibi.
BÜYÛT-EBYÂT ;
Büyüt; oda ve ev manâsına gelen "beyt"in cemi sîğası (çoğul ifâdesi)dir. "Ebyât" iki mısrâdan mürekkep olan nazım" mânâsındaki "beytin cemidir. Ediplerin "Yaptığı ebyât, yıktığı büyûta değmez" latifelerinde her iki kelime bir cümlede ifade edilmiş bulunmaktadır.
FISK-FÜCÛR :
Fısk, taat sahasından huruç etmektir. Fücûr haktan meyl ve dönüş yapmaktır.
İHTİLÂF-HİLÂF :
İhtilâf; birbirine uymamak, uyuşmamak manâsına gelmektedir. İki veya daha fazla kimsenin kasd ettiği husus (maksûd) bir olur, buraya ulaşma yolu değişik olursa bu kelime kullanılır. "Müctehidlerin ihtilâfı,"reylerin ihtilâfı" denilir. "İhtilâfü ümmetî rahmetün" hadisi(7) de şahısların değişik yollardan hakkı aramalarının rahmet olduğunun delilidir. Bu hususta dikkat edilecek nokta, nasları ihmâl edip kendi kafasına göre hareket etmek değil, âyet ve hadisle hükme bağlanmamış olan hususlarda müctehidhlerin ictihadda bulunduğu gibi bir arayış olacaktır.
Hilâf; iki kişi arasında bulunan uyuşmazlık ve anlaşmazlık, birinin diğerine muhâlif olma hâlidir. Biri doğuya, diğeri batıya giden iki kimse gibi. Bu kelimenin çoğul şekli, "hilâfiyât" olarak gelmektedir.
TEMENNİ-TERECCİ :
Temenni; ummak ve dilemek manâlarında kullanılır. Vukuu mümkün olan veya olmayan şeylerde kullanılabilir. "Hiç ummuyorum amma dileğiniz gibi olmasınr temenni ederim" demek gibi.
TerecGi, vuKûu mümkün olan şey'e mahsustur.
(1)Merak'ıl-felâhs. 87
(2) Kur'ân-i Hairn ve Meali Kerim c1 s. 239
(3) Kamûs-i Okyânus
(4) Müfredât-ı Râğıb c. 1 s. 382
(5) Kelimenin aslı "sad" harfi iledir, "se" ile yazılan "sevab" ile karıştırılmamalıdır.
(7) Feyzül-kadir c. 1 s. 209