Kitaplar | Yazarlar | İlmihal | Sohbetler | Hutbeler
KUR'ÂN-I KERİMDE BEŞ VAKİT NAMAZI İFÂDE EDEN ÂYETLER
Teknik sahada ilerleme çağı olan yirminci asır, "dinî" bahislerde gerileme veya yerinde sayma devridir. Bu sebeple zamanımıza "cahiliye devri" veya "Yirminci asrın câhiliyeti" gibi sıfatlar kullanılmaktadır.
Yaşadığımız asır için bu sıfatları kullananları haklı çıkaracak öylesine hatâlar yapılmaktadır ki, saymakla bitmez. "Kurânda kadının başını örteceğini gösteren bir âyet yoktur" diyenden tutunuz da "namazların beş vakit olduğunu ifâde eden bir âyet Kur'ânda hâşâ- mevcut değildir" demeye cür'et eden kimseler, ekran karşısına çıkıp konuşabilmektedirler. Bu fâhiş hataları yapanlar, câhil değilse, gafildir; gafil değilse, câhildir; her ikisi de değilse, ihânet fikri ile hareket eden inkâr ehlidirler.
Biz, beş vakit namazların vakitleri ile ilgili birkaç âyeti din kardeşlerimizin ıttılaına arzderek bu gibi konuşmaların tesiri altında kalmamalarına yardımcı olmaya çalışacağız. Âyet-i kerimelerde zikredilen beş vaktin îcâzından veya mücmel oluşundan faydalanmaya kalkışarak "yoktur" demek, acı bir cehâlet örneği olmaktadır, Bu ifâde, ilim adına ele alındığı zaman ayıbın ötesinde bir iddiadır. Beş vakit namaza delâlet eden âyetlere gelince:
a) "Güneşin (zevâl vaktinde) kayması ânında gecenin kararmasına kadar güzelce namaz kıl. Sabah namazını da (öylece edâ
et). Çünkü sabah namazı şahitlidir"*1).
Bu âyet-i kerimenin metnindeki "dülûk'üş-şems", öğle ve ikindi namazlarını, "ğasak'ulleyl", akşam ve yatsı namazlarını; ifade etmektedir^. Âyet-i celilenin metnindeki "Kur'ân-el fezr"den murat olunan vakit de sabah namazıdır. Zikr-i bâ'z irâdetül-âm kabilinden mecaz olmaktadır. Kur'ân-i kerimde namazın içindeki rükünlerden bulunan rükû veya secde zikredilerek namazın emredildiği âyetlerde olduğu gibi*3), burada geçen "Kur'ânel-fecr" ifâdesinden sabah namazının murat olunduğu güvenilir kaynaklarda açıkça belirtilmiş bulunmaktadır*4). Bu namazın meşhut olmasına gelince, gece melekleri ile gündüz melekleri, sabah namazında hazır bulunmaktadırlar*5).
b) "Gündüzün iki tarafında, gecenin de yakın saatlerinde dosdoğru namaz kıl. Çünkü güzellikler, kötülükleri (günâhları) giderir. Bu, iyidüşünenlere bir öğüttür"*6).
Âyet-i kerimenin metnindeki "Tarafeyin-nehâr", "Gündüzün iki tarafındaki namazdan murat, saban, öğle ve ikindi; "Gecenin yakın saatlerindeki namaz da akşam ve yatsı namazlarıdır*7).
Bu âyet-i celiledeki "güzelliklerden beş vakit namazın kast olunduğu güvenilir tefsirlerde açıklanmış bulunmaktadır(8), Bu hususa ışık tutar mâhiyietteki bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır; "Şâyet birinizin kapısı önünden bir nehir (akıyor) olsa, o kimse her gün beş defa onun içinde yıkansa, kirinden hiçbir şey kalır mı, ne görüştesiniz? Bu soru üzerine ashap: "Hayır, kirinden hiçbir şey kalmaz" dediler. Resûl-i Ekrem, "Beş vakit namazın benzeri bu (akar &u)dur. Allah onlar sebebiyle hataları mahv (-Ü afv) eder(9).
c) Haydi akşama girerken, sabaha ererken hepiniz Allah'ı tesbih (ve tenzih) edin (namaz kılın). Göklerde ve yerde hamd onundur. Gündüzün nihâyetinde de, öğle vaktine varinca da (Allah'ı tesbih ve tenzih edin)(10).
Bu âyet-i kerimenin metnindeki "tümsûne", akşam ve yatsı namazı vakitlerini; "Tusbihûne" lafzı, sabah namazını; Gündüzün nihayeti manâsına gelen "aşiyy", ikindi namazını; "tuzhirûn" kelimesi, öğle namazı vaktini ifade etmektedir. İbni Abbas (r. anhümâ), "Bu âyet, beş vakit namazı içinde toplamış bulunmaktadır" demiş ve yukarıda geçen kelimeleri bu namazların vakitleri olarak açıklamış Gözlerini hakikat güneşine kapamış olanlar, neyi görebilmiştir ki etrafındaki müslümanlar Kur'ân-i Kerimin sırlarından ve hikmetlerinden açıklama yapabilsinler.
1)Sûre-iİsrâ78
(2) Kadî beydâvi c. 1 s. 708; Tefsir-i Kurtubi c. 10 s. 303; Tefsir-i Ebüs-Suûd
c. 3 s. 228
(3) Bakınız: Sûre-i Hac l1
(4) Cevhere c. 1 s. 54; Tefsir-i Kurtubû c. 10 s. 305
(5) Tefsir-i İbni Kesir c. 3 s. 54
(6) Sûre-i Hûd 114
(7) \Wan-ı Hakim ve Meâl-i Kerim c. 1 s. 343
8) es-Sâvi c. 2 s. 231; Tefsir-i Ebüs-Suûd c. 3 s. 48
(9) Müslim c. 2 s. 132
(10 tySûre-îBûm 17-16
(11) Tefsir-i Kadî Beydâvi c. 2 s. 243