I I . KISIM Mürşid - mürid arasındaki incelik taşıyan bağlantılar.

Burada, anlatılan mertebelere uygun olarak, bu yolun bazı incelik­leri açıklanacaktır?
Hak yolcusu salik, önce kâmil bir mürşidin elini tutacak. Onun hiz­metini tercih ederek, her bir emrini yerine getirmek için bütün gücünü harcayacaktır.
Mürid, anlatılan halde bulunurken, kendisini : O gün anadan doğ­muş, dünyaya o gün gelmiş gibi bilecek. Bu durumda mürşid şeyhi, onun manevî babası olur. İlâhî feyiz memesini ağzına verir; ilâhî feyzi emzirir, Allah'ın hoşnut olduğu yola götürür.
Bu arada şunu da belirtelim ki, müridlerin kabiliyeti değişiktir; tes­limiyetleri birbirinden ayrıdır. Bazısı, kısa zamanda buluğa erer; bazısı­nın buluğa erip ergenlik çağına gelmesi uzun zaman alır.
Her ne ise., bir müridin ergenlik çağına gelip buluğa ermesi sonun­da; manevî babası olan kâmil mürşidi ve efendisi o müridin haline uy­gun olarak biraz mücevherat verir, ilâhî feyiz ticaretinin yolunu göste­rin. Zira, o mürşid; sonsuz, hesapsız mücevherata sahiptir.
Eğer mürid, kendisine verilen bu mücevheratın değerini bilmez de, sermayeden kaybederse., bütününü elinden alır, o hal ile, bir zaman gez­dirir.

Sonra., biraz daha mücevherat verir. Yine sermayeden kaybedecek olursa., yine elinden alır. Bu durumda mürid, biraz terbiyeye muhtaçtır; biraz terbiye kapıları açılır.
Bu terbiyeden sonra; kendisine verileni boşa gidermeyeceği, kârını bileceği anlaşılır ise., o zaman, kendisine daha çok ihsanlar bahşişler ve­rir. İlk sülük halini de ihsan eder.
Hak yolcusu salik, kendisine yapılan iyiliği boşa gidermez de, yük­selmeye devam ederse., mürşid şeyhi, kendisine daha çok ihsanlar eder, iyiliklerde bulunur. Yükseldikçe verir, yükseldikçe verir; o kadar ki: Hak yolcusu salik, o mücevherat içinde boğulur.
Anlatılan hal bulunduktan sonra; artık Hak yolcusu salik, ergenlik çağına gelmiş ve rüşdünü isbat etmiş olur. Bu durumda, manevî babası olan değerli zat, her ne gerekse onu verir; alış veriş yollarım kendisine gösterir.
Amma, müride düşer ki : Mürşid şeyhinin himmeti ile kendisine ve­rilen mücevheratı yitirmeye.. Onu, sağlam bir altın sandığa yerleştire.. Sonra da, bu sandıkta her ne var ise, başka neye sahip ise :
— Benim neyim var ki.. Cümlesi mürşidimin ihsanıdır. Ben muhtaç, müflis çaresiz biriyim..
Dedikten sonra, onun tüm hizmetini yerine getirmeli; emrini tutma­lıdır. Hatta bu işe, öncekinden daha çok dikkat etmelidir. Hemen her yol­dan onun hoşnutluğunu elde etmeye, duasını almaya bütün gücünü har-camalıdır. Kendisine verilen emaneti de yitirip telef etmemek için tam bir gayrete sahip olmalıdır.
Durumu anlatıldığı gibi olan müride; mürşid himmeti ile, Allah'ta seyirden yana sonsuz dereceye ulaşmak ihsan olunacağından hiç şüphe edilmeye..
Ancak, bu arada, mürid :
— Rüştümü isbat edip ergenlik çağına geldim. Bu kadar da mücev­herata sahibim. Bundan sonra, manevî babaya ne ihtiyaç var?.
Yollu sözler etmeye cesaret eder ve hoşnutsuzluk yolunu gözetmeden :
— Bundan böyle biz de başlı başına, bir sultan olduk.
Sözündeki manaya benzer haller meydana gelir ise., en kısa zaman­da, elindeki mücevheratı zay eder. Allah'a sığınan bir müflis olur.

Bundan sonra, kendisine Allah tarafından mücahede kapıları açılır. Bir zaman o mücahede halinde çalışıp didinirse de, hiç bir faydası olmaz; kendisi mahzun ve şaşkın olur.
Bu arada kusurunu anlar, bu mücahede rüzgârının ne yüzden mey­dana geldiğini ayırd edip aman dileyebilir. İçtenlikle, mürşidine yüz dön­dürür. Ne var ki, işin sonucu, manevî babası olan büyük zatın merha­metine, şefkatine kalmıştır. İsterse, eski halini verir; istemezse, bulun­duğu halde bırakır.
* **
Bu kısımla ilgili bir başka mesele..
Şu da bilinmelidir ki..
Bazı Hak yolcusu salikin tecelli gereği Allah'a seyirdir; ulaşması da karanlıkta zuhur eder. Açıkçası : Yedi latifede bir nur belirtisi görün­meden ulaşmak olur. Ne var ki, bu şekilde giden Hak yolcusu salik, an­cak kendi nefsini kurtarmış olur. Başkalarını alıp gitmeye, onları teselli etmeye, irşada kabiliyeti olmaz.
Bu şekilde, karanlıkta gidip kendisini kurtaran müridin terbiyesi, yedi latifeden başlar. Zikirle, tefekkürle meşgul olur. Bu hallerde iken, yine karanlıkta olmak üzere kalb tarafından biraz ağaç, akarsu ve ben­zeri alâmetler görür. Durumu, mürşid şeyhine ifade ettiği zaman, küllî letaif dersine varıncaya kadar mürşidi kendisine telkin eder; bir süre de bu şekilde gider.
Yine karanlıkta olmak üzere; kalbde, diğer latifelerde, ruhaniyette veya cismaniyette nasıl olacaksa o şekilde Fahr-i Âlem Resulüllah efen­dimizi görebilir; Allah ona salât ve selâm eylesin. Dört halifeyi de gö­rebilir; Hazret-i Pir efendimizi de görebilir.
Anlatılan hale eren müride, mürşidi, küllî letaif de telkin eder. Mürid, burada dahi biraz gider. Belirtileri meydana gelince de, nefiy ve isbatı telkin eder. Bunun da olması gereken belirtileri meydana çıkınca, mura­kabeyi telkin eder.
Hak yolcusu saliklerden bazısı, isimlerin, fiillerin, sıfatların tecelli­lerinden birinde kalır ki, daha ileri gidemez.
Tecelli.durumunun bir gereği olarak orada takılır, kalır. O zaman,

mürşidi olan değerli zat, o müride zat tecellisinden teveccüh eder. Bunu, iki veya üç günde bir kere yapar; her gün de olabilir. Bu teveccühleri yaparken, müridi huzuruna alır.
O Hak yolcusu salik, düştüğü tehlikeden kurtulur da selâmet bulur­sa, kendisini ileri geçirir. İlerisine geçmek mümkün olmadığı zaman, o halde çalıştırır ki, tecellisinin gereği artık budur.
Ancak, hali anlatılan müridin mürşidi olan büyük zat; kudsî bir kuv­vete sahip, kemalli ve kemale erdirici bir zat ise., o zaman Hak yolcusu saliki kudsî kuvveti yolu ile taa, Allah'ın zatına dalıp yaşayanlar dere­cesine kadar götürür.

* **

Bu kısımla ilgili bir başka mesele..
Şu da bilinmelidir ki..
Hak yolcusu salik, bu yola ilk girdiğinde, kendisine kalb nuru zuhur eder ve bu durumu şeyhine anlatırsa., onu birden ileri geçirmemelidir. O nurun büyük şanı için, birkaç gün orada tutmalıdır. Ruha, ondan sonra geçirebilir; burada dahi anlatıldığı gibi yapar. Açıkçası; her birinin nur belirtileri ortaya çıktığı zaman, oralarda üçer beşer gün eğlendirir; son­ra külli letaife getirir.
Adı geçen salik; nefis latifelerine vardığı zaman, aradakilerden bi­rinin nurunu kaybederse., o nuru tekrar bulmadıkça, kendisi ileri geçi­rilmemeli..
Hak yolcusu saliklerden bazısına bu latifeleri geçip giderken, gizli sayılan bazı şeylerin kapısı açılır. Meselâ : Kabirlerin keşfi, kalblerin keşfi gibi.. Bu gibi açılmalarla, Hak yolcusu salikte bir ilişme, takılma alâmeti anlaşılırsa, o Hak yolcusu saliki o tehlikelerden geçirip kurtar­mak için :
— Bu gibi şeyler, ölüm uçurumudur.. Diyerek, kendisine asık yüz göstermeli.. Sonra :
— Bunlar, hayz-ı rical (erkekleri esas işten alan aybaşı hali) gibi şeylerdendir. Bizim gayemiz ise, ulaşmaktır.
Diyerek, onun ilişkilerini koparıp o uçurumdan almalıdır. Bunun için de, mürşid, kendi hücresinden, onun olmadığı zamanlar, geriden müride teveccüh etmelidir.



Alt Konulari


Eser: Miftahul Kulûb

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Miftahul Kulûb