03.Kabirde Sorguya Çekilmeyenler

Ebu'l-Kasım es-Sağdi «er-Ruh» kitabında, şöyle demiştir

Sahih rivayetlerde, bâzı ölülerin basma kabir fitnesi ve sorgu melekleri gelmediği varit olmuştur. Bunun üç yönü var. Ya ölünün iyi bir am!eli içindir veya başına başka, bir bela gelmiştir. Veya bu belli bir vakte mahsustur.

Nesaî, Râşid bin Sa'd'dan, o da Resûlullah'a (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'m sahabelerinden bir adamdan, rivayet ettiğine göre:

«Bir adam, «Yâ Resûlullah, neden şehitten başka herkes kabrin­de sorguya çekilir.» diye sordu, cevaben buyurdu ki:

«Onun başında kılıcın parıldaması zorluk olarak ona yeterdir.»

Nesai, ve Taberani «Evsat»ta Ebû Eyyüp (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöy­le buyurmuştur:

«Kim, düşmana rastlayıp, öldürülüp veya mağlup oluncaya ka­dar sabrederse, kabirde sorguya çekilmez (bir daha zorluk görmez.)

Müslim, Selmân (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle diyordu:

«Bir gece bir gündüz nöbet tutmak, bir ay oruç tutmaktan daha hayırlıdır. Eğer ölürse, eski amelleri onları yapıyormuş gibi devam

eder. Ona gelen rızkı da devam eder. (ailesine gelir.) Kabirde sorgu meleklerinden emin olur.»

Tirmizi, Fudalete bin Ubeyd (Radıyallahû anh)'dan sahih gör­düğü bir rivayetle Resûlullah'm şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

«Her ölünün ameli son bulur. Allah yolunda nöbet tutanın ame­li müstesna... Onun ameli kıyamet gününe kadar artar, gelişir. Ka­bir fitnesinden (sorgusundan) emin olur.

Ebû Davud'un rivayetinde: «Kabir sorgu meleklerinden emniyet­te bırakılır» şeklinde gedmektedir.

İbn-i Mâce, sahih bir rivayetle, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) '-dan, rivayetine göre; Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöy­le buyurmuştur:

Kim, Allah yolunda nöbetçi olarak, ölse, Allah onun salih amel­lerinin ecrini devam ettirir. Ve rızkını da devamlı olarak akıttırır. Kabir meleklerinden emin olur ve korkudan emin olarak diriltilir.

İmam Ahmed ve Taberani, Ukbete bin Amir (Radıyallahû anh) '-

dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:'

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'den işittim ki şöyle di­yordu:

Allah yolunda, nöbet tutandan başka herkesin ameline son ve­rilir. Onun ameli haşirde dirilinceye kadar O'nun için akar olur. Ve O kabrin sorgu meleklerinden muhafaza altına alınır.

Bezzar, Osman bin Affan (Radıyallahû anh) 'dan o da Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu rivayet et­miştir :

Kim, Allah yolunda nöbet tutarken ölürse ameli onun için de­vam eder. Rızkı da, devam eder. Kabrin sorgusundan emin olur. Al­lah haşirde Onu büyük korkudan emin olarak diriltir.»

Taberani, Ebu Ümâme (Radıyallahû anh) 'den Peygamberin (Sal­lallâhû Aleyhi ve Sellem) 'm şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Kim Allah yolunda nöbet tutarsa, Allah onu kabir fitnesinden (sorgusundan) emin kılar.

Yine Taberani «Evsat»ta, Ebû Said el-Hudri (Radıyallahû anh)'-dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallaîlâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kim nöbette olduğu halde ölürse kabir fitnesinden korunur ve rızkı devam eder.»

Yine Taberani «el-Kebir»de Selmân (Radıyallahû anh)'dan şöy­le dediğini rivayet etmiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den işittim ki diyordu:

«Allah yolunda bir günün nöbeti, bir ayın orucu ve kıyamı gibidir. Kim nöbette ölürse daha evvel yaptığı amelleri aynen devam eder. Ve sorgu meleğinden korunur. Kıyamet gününde de şehid olarak diriltilir.

İbn-i Asakir, «Tarih»inde, îbn-i Mesûd (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellenü şöy­le buyurmuştur:

«Kim bir gün, Allah yolunda, nöbet tutarsa, bir ay oruç ve gece kıyamı gibi ecir alır. Kabir fitnesinden korunur. Ameli kıyamete ka­dar kendisi için câri olur.

tbn-i Mâce, ve Beyhaki, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan ri-vâyet ettiklerine göre, Resûlullah CSallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöy­le buyurmuştur:

«Kim hasta olarak ölse, şehid olarak ölmüş olur. Kabir fitnesin­den korunur. Sabah akşam Cennetten ona rızık getirilir.»

Kurtubi, demiştir ki:

Bu bütün hastalıklar hakkında geçerlidir. Fakat şu hadis ile mu­kayyettir (bağlıdır) :

«Kim ki karın hastalığından ölse, O kabrinde azap görmez.»

Nesai ve diğerleri de bu hadisi rivayet etmişler.

Burdaki karın hastalığından murâd vücudun içinde su birik-mesidir.

Bâzıları da o hastalık ishaldir, demişler. Bundaki hikmet şudur:

Böyle hastalar, ölümde akimi kaybetmezler. Allah'ı bilirler. On­ları bir daha sorguya çekmeye lüzum yok. Diğer hastalıklar böy­le değildir. Onlarda aklı kaybetmek, bayılmak vardır.

Ben (Suyuti) diyorum ki, bu kayda ihtiyaç yoktur. Çünkü Ha-fızlerin ittifakiyle râvi hadisi yanlış söylemiştir: Hadisin metni «Men mâte meridan» değil de «Men mâte murabıten»dir. Yani «kim has­ta olarak ölürse» değil de «kim nöbette ölürse» demektir. Bunun için ibn-i Cevzi bunu mevzûatdan saymıştır.

Her gece Tebâreke sûresini okuyana kabir sorgusu zarar ver­mez diye rivayet vardır.

Cüveybir, «Tefsir»inde... îbn-i Mes'ûd (Radıyallahû anh) dan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Kim her gece Tebâreke sûresini okusa, kabir azabından korun­muş olur, Kim (Âmentü birabbiküm fesmeûn) âyetine devam etse, Allah, ona Mün-ker ve Nekir'in suâlini kolaylaştırır.»

Kabul Abbar'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir : Biz, Tevrât»da Tebâreke sûresinin ismini görüyoruz. Kim her gece onu okusa kabir fitne ve sorularından emin kalır.

Cidden zayıf bir ravi olan Sivar bin Mus'ab'dan, Ebü Ishak el-Berra (Radıyallahû anhVdan merfûan rivayet edildiğine göre;

«Kim, uykudan önce secde ve Tebâreke sûrelerini okusa, kabir azabından, Münker ve Nekir'den kurtulur,» denilmiştir

Ahmed, Tirmizi Hasan gördüğü bir rivayetle ibn-i Ebi Dün­ya, Beyhaki ibn-i _Ömer (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre, Resûlullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Cuma günü veya gecesi ölen hiçbir mümin yok ki Allah onu kabir azabından korumasın.»

İbn-i Vehb «Cami» adlı kitabında, Beyhaki başka bir tarikle ğişik bir lafızla bu hadisi rivayet etmişler.

Beyhaki, üçüncü bir yolla da bunu rivayet etmiştir.

Kurtübî dedi ki, bu hadisler, geçen suâl hadisleri ile çelişmez. Yalnız onların bazı kişilere mahsus olduğunu gösterir. Sorguya çe­kilmeyecek ve fitne görmeyecekleri, o korkulara maruz kalan ve sor­guya çekilenlerden ayırır.

Bütün bunlarda kıyasa yer yoktur. Onlardk görüş ve fikir için mecal yoktur. Ancak doğru konuşan ve kendisine doğru haber rorilen Resûlullah'm sözüne teslim ve inkiyad gerekir.

Kurtubi «Şehidin, başında kılıcın parıldamasi, ona kabir bı olarak yeter» mealindeki hadisin mânası şudur, demiş:

Şayet cephede ölenlerin içinde münafıklar olursa iki ordu kar­şılaştığı ve kılıçlar parıldadığı zaman, firar edilir, münafığın hali de firar ve kaytarmaktır. Mümin ise, kendini Allah'a teslim edip feda ve-âzâ-eder. Harb ve ölüm için ortaya atılması onun doğruluğunu en gü­zel şekilde gösterir. Bir daha kabirde imtihan edilmeye lüzum kal­maz, Hakim-i Tirmizi'nin nakline göre, Kurtubi, şöyle demiştir:

Şehit'den sorulmuyorsa, sıddık (Allah'a inancında doğru olan) dan sorulmaması, daha makuldür. Çünkü sıddikm kadri daha bü­yüktür. Hatırı daha yücelir. O sorulmamaya daha lâyıktır. Kur'an'da da sıddık şehidden önce zikredilmiştir. Nöbette ölen kişi ki dere­cesi şehidin derecesinde değildir; sorguya çekilmediği halde şehid­den derecesi yüksek olan haydi haydi sorguya çekilmez.

Buraya kadar Kurtubi'nin sözü idi. Ben diyorum: Hakim-i Tir­mizi'nin açık ifadesi şudur ki, sıddıklar, sorguya çekilmezler.

O demiş ki: «Allah istediğini yapar» mealinde bir ayet vardır. Allah daha iyi bilir. Bunun tevili şudur: Allah'ın irâdesinde uzak değil ki bir kısım insanlardan suali kaldıra... Sıddıklar ve şehidler gibi...

Hakim-i Tirmizi'nin, şehid hadisinin yorumunda yaptığı nakil, bu d-urumun, savaş şehitlerine mahsus olduğunu gerektiriyor. Fa­kat, nöbet hadislerinin hükmü bunun her şehid için umumi oldu­ğunu gösteriyor.

Şeyh'ül-îslam ibn-i Hacer, veba hakkında yazdığı «Bezi'ül-Ma­un- kitabında kesin olarak ifade etmiş ki, taundan ölen sorguya çe­kilmez. Çünkü o, savaşta ölenin benzeridir. Allah için vebada sab­reden ve Allah'ın ona takdir ettiğinden başka başına bir şey gel­meyeceğini bilen taun içinde, onun etkisi olmadan da ölse, azap görmez. O da nöbetçinin benzeridir.

Şeyh'ül-İslam böyle söylemiştir. Ve cidden makul bir yorumdur.

Hakim-i Tirmizi'nin nöbetçi hadisine yaptığı yorumda, demiş ki: Nöbetçi kendini Allah için bağlıyor, hapsediyor. Allah'ın düşmanla­rına karşı O'nun yolunda savaş için kendini veriyor. O bu durum­da, öldüğü zaman, doğruluğu açığa çıkmış olur. Kabir azabından korunur.

Demiş ki, kim Cuma günü ölse, Allah katında olan derece ve sevabı ortaya çıkmış olur. Çünkü, Cuma gününde Cehennem yan­maz, o gün onun kapıları kapatılır. Diğer günlerde, ateşin yaptığı icrââtı yapamaz. Allah kullarından birisinin ruhunu, Cuma günün­de aldığı zaman bu, onun said ve iyi olduğuna delildir, Bu büyük günde ancak Allah'ın onlar için saadet takdir ettiği kişilerin ruh­ları alınır. Bunun için kabir azabından ve sorgusundan onları ko­rur. Çünkü, kabir sorgusu münafık ile mümini birbirinden ayırmak içindir...

Hakim'in sözü bitti. Ben diyorum ki, bunun sonucu şöyledir: «Kim, Cuma günü ölse, ona bir şehidin ecri vardır» hadisi kâidesin-ce, o da şehid gibi. sorguya çekilmez.»

'Ebû Nuaym «Hilye»de Câbir (Radıyallahû anhî'den rivayet et­tiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Kim Cuma günü veya gecesi ölse, kabir azabından kurtulur Ve kıyamet gününde, üstünde şehidler üniforması olarak gelir,» di­ye buyurdu. ,

Hamid, îyas bin Bükeyr (Radıyallahû anhVden rivayetine gö­re, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kim, Cuma günü, ölse, ona bir şehid ecri yazılır. Kabir fitnesinden korunur.-

Yine Hamid'in, ibn-i Cüreyc tarikiyle, Atâ bin Yesâr (Radıyal­lahû anh) 'dan rivayetine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sel­lem) şöyle buyurmuştur:

«Hiç bir Müslim ve Müslime, Cuma gününde ölmez. Ula kabir fitne ve azabından korunur. Ve üzerinde hiç bir hesap olmadan Al­lah'ın huzuruna gelir. Kıyamet gününde, beraberinde şehid oldu­ğunu bildiren şahidlerle gelir. (Bir rivayette, şehid üniformasıyla gelir)

Bu hadis, hoştur, hasendir. Kabir sorgu (fitne) ve azabı olma­yacağını bildirir.

Bahsettiğimiz sorguya çekilmeyenlerin, çeşitlerinin sayısı bir hay­li çoğaldı. Eğer "bunları her yönüyle yazsak mesele çok geniş olur. Çünkü, otuz çeşit şehid var. Bir fasikülde onları teker teker say­mıştım.

Çok medar-ı bahs edilen bir şey de çocukların sorguya çekilip çekilmediği meselesidir.

İbn-i Kayyım bunu «Ruh» kitabında işlemiştir. Hanbeli'lere ait iki görüşü zikretmiştir.

Birisi: Evet onlar da sorguya çekilirler. Çünkü, Resûîullah (Sal-lallâhû Aleyhi ve Sellem) bir çocuğun namazını kılıp, «Allah'ım onu kabir azabından koru» demiş.

Kurtubi'nin de kesin olarak söylediği görüş budur. Demiş ki, «Kabir sorgusuyla onlar'm akilleri kâmilleşir ki, onunla makamla­rına ve mutluluklarını anlasınlar. Allah o sorulara karşı onlara ce­vap ilham eder.»

Evet, Dahhâk da aynı şeyi söylemiştir. İbn-i Cerir'in Cüveybir-den rivayetine göre şöyle demiştir : «Dahhak bin Muzahimin altı ya­şında bir oğlu öldü. O bana

«Oğlumu 1 ahdine bıraktığım zaman, yüzünü açtı, kefen bağla­rını çözdü.» dedi. Ve «çocuk mutlaka oturtulur ve sorguya çekilir»

diye söyledi.

Ben, «Neden sorguya çekilecek dedim. O, «Ademin sırtında iken verdiği misaktan sorguya çekilecek» dedi.

İkinci görüş: Hayır onlar sorguya çekilmezler. Çünkü sual, pey­gamberi ve vahyi anlayanlar içindir ki, iman edip etmediği ortaya çıksın. Yukarıdaki hadise cevap olarak da şöyle derler: Ordaki azap­tan kasıt, sorgu ve kabir azabı değildir. Belki, gam, hasret, yalnız­lık, sıkışıklık gibi çocukların da diğerlerin de başına gelen şeyler­dir. Ben diyorum: Bu görüş daha sahihtir ve daha isabetlidir.

Nesefî «Bahr'ül-Kelâm»da demiş ki, peygamberler ve müminle­rin çocuklarına ne kabir azabı var ne hesap var, ne de Münker ve Nekir'in sorgusu var.

Şafii arkadaşlarımızın kesin görüşü şudur ki: Çocuk defnedil­diğinde, telkin olunmaz. Telkin baliğlere hastır. Nevevi «Ravza» ve diğer kitablarmda böyle demiştir. Bu da gösteriyor ki çocuklar sor­guya çekilmezler. Yukarda geçtiği gibi Hafız ibn-i Hacer'in fetvası da budur. [12]


Fâidelî Bir Mesele


îbn-i Cevzi, Enes (Radıyallahû anh)'den merfûuan rivayet edi­len şu hadisi, mevzu hadislerden saymıştır... ,

«Kim, kına sürmüş olarak ölse, kabre konulunca Münker ve Ne-kir onu sorguya çekmezler. Münker, Nekire:

'Ondan sor' der. Nekir:

«Nasıl sorayım, üzerinde, İslâm nuru var» der

tbn-i Kayyim, bunu mevzuattan sayıp senedinde, Davud bin Sa-gir var, bu da Münker'ül-hadis1 tır, (Hadisleri kabul edilmez) demiş.

Ben diyorum ki, «üzerinde İslam nuru olan» sözü şu gelen ha­disle tevil edilir!

«Yahudiler ve Hıristiyanlar boyanmazlar. Siz onlara muhalefet edin.»

Eğer hadisin aslı varsa, şöyle yorumlanır:

«Sünnet niyetiyle olan kına sürmek ise, o zaman ehl-i iman ol­duğu anlaşılır. Ve melek onu sorguya çekmez.» [13]


Eserin yazarı: Celaleddin Es-Suyuti Eser: KABİR ALEMİ

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

KABİR ALEMİ